Tanrı sanatı "ziraat" (Prof. Dr. Reşit Sönmez'in öyküsü)

Image Hosted by ImageShack.us

----Reşit Sönmez söyleşisinin sonu----

Türk köylüsünün yol gösterilmeye muhtaç olduğunu anımsatan Reşit Sönmez, koyunculuk için kendisinin bilim adamı olarak üstüne düşeni yaptığını, artık Bakanlığın bu üstün nitelikli hayvanları yayması gerektiğini söylüyor.

İzmir'deki öğretim üyeliği hayatı boyunca çok verimli 4 yeni koyun tipi geliştiren Prof. Dr. Reşit Sönmez'in koyunları, Tarım Bakanlığı'na ait 4 ayrı işletmede üretiliyor. Lüleburgaz yakınında "Türkgeldi", Gökçeada'daki "Gökçeada", Denizli'deki "Acıpayam" ve Gönen'deki "Tahirova" işletmeleri o dönemde Reşit Hoca'nın sürekli gidip geldiği yerlerdir. Dördü için de, yörelerinin iklim ve arazi koşullarına uygun koyun ırklarını 25-30 yıl emek vererek üretmiştir.

Reşit Hoca, bu çalışmaları hakkında şu değerlendirmeyi yapıyor:

"Doğal yapı, iklim faktörleri, asırlardan bu yana yerli koyunlarımızı  değişik ırklar halinde bölgelere dağıtmış. Afyon'un bir köyünde koyunlar koca koca kuyruklu iken, Menemen ve Bergama'da ince kuyruklu olduklarını görürsünüz.

Çiftçinin beklentisini karşılamak, elindeki verimsiz yerli koyunu yüksek verimli hale getirip ona hediye etmek istiyorsanız, bu faktörleri düşünmek zorundasınız. Yani Afyon'daki çalışmanız başka, Denizli'deki çalışmanız başka olacak; Bergama'daki, İzmir'deki çalışmanız başka olacak; Trakya'daki başka olacak. Peki bu neyle olur?

Amerika'yı gezmek, Teksas Üniversitesi'nde ders takip etmek ve sonra da burada salondan dışarı çıkmamakla mı? Tabii ki hayır!.. Kırsal alanda çiftçimizin, köylümüzün kızgın güneş altında, karda, çamurda neyle uğraştığını, ne gibi beklentileri olduğunu bilmemiz gerek."  

Image Hosted by ImageShack.us

Reşit Hoca'nın ısrarla üzerinde durduğu nokta şu: Dış ülkelerden Hollanda sığırı, Jersey sığırı, Montafon gibi süt ineklerinin ithal edilmesi doğal. Çünkü bunlar dünyaca tanınmış, başka ülkelerde ıslah çalışmaları yapılmış ve uluslararası bir ticarete konu olmuş ırklar. Ama koyuna gelice, durum farklı. Zira Türkiye'nin dört köşesinde dört ayrı iklim var. İthal edilen koyunun bizim ülkemizin iklim şartlarına uyum sağlayıp sağlayamayacağı önceden belli olmuyor. Bu konuya şöyle bir örnek veriyor Reşit Hoca:

"Beşikçioğlu'nun Torbalı'da bir çiftliği vardı. Parmak patates üretimi de yapıyorlardı. Erzurum'dan, Kars'tan ucuz koyun getirmişler.  Eski gülle şampiyonu İzmirli Atıf Atilla bir gün telefon ederek koyunların ölmeye başladığını söyleyip, bir bakmamızı rica etti. 'Erzurum ve Kars'tan gelen koyunlar ölüyorsa, hiç bakmamıza gerek yok; onlar ölür' dedim.  Nedeni basitti: 2000 metre yükseklikteki bir yaylada yaşayan koyunu Torbalı'nın 40 derece sıcağına getirir ve de üstelik ona 'Patates artığı yiyeceksin' derseniz, yaşamasını bekleyemezsiniz!.."

Evet, geliştirilen 4 yeni tip sayesinde Ödemişli bir çiftçinin "hem bol süt veren hem de aylar boyu sağılan koyun" hayali gerçek olur! Eskiden köylünün elindeki yerli koyun 2-3 aylık bir dönemde toplam 30-40 kg. süt verirken, günümüzde koyun başına 400-500 kg. süt elde edilebiliyor. Üstelik de 6-7-8 ay kadar sağılabiliyor koyunlar... 

Sonuç olarak; Reşit Hoca, köylümüz için çeyrek asır çalışarak güzel sonuçlara ulaştı. Bundan sonra yapılması gerekenin ne olduğunu soruyorum kendisine. "Bu çalışmaları alana yaymak, çiftçi koşullarında sürdürebilmek" olduğunu söylüyor ve bu görevin de Tarım Bakanlığı'na düştüğünü ekliyor.

Reşit Hoca'ya göre bizim köylümüz Avrupa'daki, Amerika'daki çiftçilere pek benzemiyor.  Kendi kendine okumak, öğrenmek tarafı biraz zayıf. Mutlaka yol gösterilmeye, yönlendirilmeye ihtiyaç duyuyor.

Bugün Tahirova çiftliğinden alınıp etrafa yayılmış 500.000 - 700.000 kadar koyun olabilir. Ama bunun ne kesin bir sayısını bilen ne de projesini takip eden var. Yayım, üniversitenin en zayıf kolu. Yayım için çok daha güçlü bir örgüt gerekiyor.  Bu örgüt de ancak Tarım Bakanlığı olabilir. Tarım Bakanlığı'nın yayımla görevi taşkilatlarının bu işi yerine getirmeleri gerek. Bu konuyu şöyle açıyor Reşit Hoca:
 
"Zaten batılılardan en büyük noksanımız, onların yayım işinde çiftçiyi tam harekete geçirmiş olmaları. Batıdaki çiftçi örgütlü. Siz ona hiçbir şey teklif etmeden, o kendisi gelip görmek, izlemek istiyor; çözümlerin peşine düşüyor.  Batıdaki genetik ıslah çalışmalarında, yayım bakımından büyük bir güçlük yaşanmıyor.  Ancak bizde durum farklı. Tarım Bakanlığı'nın bu görevi yürütmesinde büyük aksaklıklar göze çarpıyor. Özellikle farklı iklim koşulları konusunu hiç dikkate almıyorlar. Sık sık değişen politik kadrolar, üniversitelerin yaptığı araştırmaları öğrenmeye dahi zaman bulamıyor ne yazık ki. Kısacası yayım, örgütlü ve eğitimli çiftçiyle olur. "

Image Hosted by ImageShack.us

"Burada ya sabır ya da para biter" demişlerdi

Reşit Hoca'ya göre "en büyük ziraatçı" Atatürk, yeşile büyük tutkusu olan bir doğa aşığı idi.  İçinde hep bir çiftlik kurma özlemi vardı. Bu özlemini gerçekleştirebilmek için, bugünkü atatürk Orman Çiftliği'nin bulunduğu yeri satın alarak 5 Mayıs 1925 günü işe başlanmasını emreder. Uzmanlar O'na "Burası çiftlik kurmak için kötü bir yer. Bu öyle bir teşebbüstür ki, elverişsiz toprak ve iklim şartlarında burada ya sabır ya da para biter" şeklinde görüş bildirirler.  Atatürk'ün yanıtı ise şöyle olur:

"İşte istediğimiz yer böyle olmalıdır. Ankara'nın kenarında hem batak hem çorak hem de fena bir yer. Bunu biz ıslah etmezsek, kim gelip ıslah edecektir?"

Reşit Sönmez bu olayı şöyle yorumluyor:
"Atatürk, olmazı olur yapan adamdır. En kötü yerde modern bir çiftlik kurarak, Türkiye ziraatı için örnek olmak istemiş ve olmuştur. Çiftlik kurulurken her işi yakından bizzat izlemiş ve mucizeyi gerçekleştirmiştir. O'nu traktörle çiftlikte gösteren fotoğraf da benim ziraatçı olmamın en önemli nedenlerindendir." 

Reşit  Hoca'nın toprağa olan sevgisi hiç bitmemiş, halen de devam ediyor. Ne de güzel anlatıyor bunu:
"İnsan hayatında topraktan daha kutsal ne var?  Sağlığımızda bizi üzerinde barındıran, besleyen ve mutlu eden toprak, sonsuzluğa göçtüğümüzde koynunda yaşatıyor. Ondan daha sadık yar olabilir mi? Aşık Veysel'in deyimiyle; koyunu da, kuzuyu da, sütü de veren o!.. Ve toprak uğruna ölmesini biliyorsak, o toprak 'vatan' oluyor. Ama bir de toprakların yüzünü güldürmek var. Bu görev 'Tanrı sanatı' olan ziraata ve o sanatın emekçileri olan ziraatçılar ile çiftçilere düşüyor."

Ziraat için "Tanrı sanatı" diyor Reşit Hoca. Ama biraz da sitem ediyor. Edebiyat ve sanatta büyük eserler bırakanlar daha çok "iz" bırakıyor, daha çok anılıyorlar; bilim ve tekniğe katkısı olanlar ise hizmetleri çok büyük olmakla birlikte daha az hatırlanıyorlar diye... İster istemez katılıyorum hocamıza ve söyleyecek söz bulamıyorum...   

Aslında gerçek şu: Sanatçılarımızın da bilim adamlarımızın da değerini, onlar hayattayken bilmiyoruz.  Öldükten sonra heykellerini dikerek, sokak veya parklara adlarını vererek onları yaşatmaya çalışıyoruz. Örneğin geçenlerde Alsancak'ta gezinirken Mimar Kemaleddin'in heykeli gözüme ilişti. Büyük mimarımızı gönüllerde yaşatma adına gösterilen bu çaba hoşuma da gitti doğrusu ama tek başına yeterli değil. Önemli olan, topluma hizmet vermiş değerli insanların, yaşarken de onore edilmeleri değil mi? Öldükten sonra dikilen heykellerinden haberdar olma şansları var mıdır acaba?  Sanatçı ve bilim adamlarımıza hayattayken değer verir, çalışmalarını desteklersek daha nice niceleri yetişir ülkemizde. Nice yeni konuları araştırır, icatlar yapar, eserler yaratır, ülkemizin sanat ve bilim hayatına katkıda bulunurlar...


(Yeni Asır, Nisan 1998, Hazırlayan: Beyhan Kurtuluş Parlakyıldız, "Araştırmaya adanan bir ömür: Prof. Dr. Reşit Sönmez'in öyküsü")




EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

3/6/2009 | Kategori:ARASTIRMAYA ADANAN BIR OMUR | (7) Yorum yaz! Bağlantı


<<Önceki Sayfa |/|Sonraki Sayfa>>

Arkadaşına Gönder!

  1. () sihirliyazilar 2009-06-06 15:18:16
    Konu: orhankaradogan, kapalikapilar ve turkkadinlari'na
    Benim için çok değerli olan yorumlarınızla yazılarıma renk kattığınız için sağolun ve hep var olun.

    Bağlantı >

  2. () orhankaradogan 2009-06-06 01:34:07
    Konu: "Arkası yarın"
    Radyolardan öykülerinin aralarında bu anonsu duyunca merakla ertesi günü beklerdik. Finalde ise bazn üzülür bazan sevinirdik.
    Şimdi yine aynı durum sizin bu doyulmaz güzellikteki yazılarınız için geçerli.
    Alınteri, el emeği, göz nuru harcayan insanlar,hizmetler ve eserler onun için çok değerli oluyorlar.
    Paylaşımınıza, emeğinize, yüreğinize sağlık çok teşekkür ediyorum.
    Kolay gelsin dileklerimle selam sevgi ve saygılar sunuyorum.

    Bağlantı >

  3. () kapalikapilar 2009-06-06 00:07:32
    Konu: selamlar
    Sevgili sihirli yazılar...
    Bende sizin Reşit Hocaya olan hayranlığınıza hayran oldum...
    Allah Reşit Hoca gibi ömrünü doğruya harcayan insanları memleketimizden eksik etmesin...
    sevgi selam

    Bağlantı >

  4. () turkkadinlari 2009-06-05 20:34:45
    Konu: Tanrı sanatı
    Bugüne kadar tarımla ilgili duyduğum en güzel tanım idi. Sayende yine bir şey öğrendim, sağol ve yine, iyi ki varsınız. Sevgilerimle

    Bağlantı >

  5. () sihirliyazilar 2009-06-05 00:20:13
    Konu: newbahar ve suinci'ye
    Sağolun canlarım. Newbahar'ım, Acıpayam hakkında verdiğin bilgiler için çok teşekkürler. Daha önce de dediğim gibi,ben de bilmediklerimi senden öğreniyorum. Suinci'm, evet, bir yerlerde birileri bu memleket için birşeyler yapmaya çalışıyor. Benim amacım da okuyanları bunlardan haberdar etmekti zaten. Amacıma ulaştımsa ne mutlu bana.

    Bağlantı >

  6. () newbahar 2009-06-04 20:59:08
    Konu: Eli Öpülesi Aydın İnsan
    Kaçırdığım son iki söyleşiyide her zaman ki gibi hayranlıkla okudum. Bu kez hayranlığım ve merakım bir kez daha arttı. Benim doğduğum toprakların adı geçiyordu çünkü. Acıpayam Koyunu ve Acıpayamda verilen binbir emekler...
    Bu gelişmiş ilçe Denizlinin en güzel ve büyük ilçelerinden biridir. Havası suyu bir başkadır. Benim doğduğum kasabada eskiden oraya bağlıydı. Zaten o bölge sulak arazi yapısıyla dikkat çeker ve Acıpayam ovası diye anılır. Ovanın en önemli geçim kaynağı eskiden mandacılıktı ve manda boynuzundan kemik taraklar yapılırdı bizim kasabada. Bu tarak ustalarından biride benim dedemdi.
    Şimdide Acıpayam Koyunu olarak melez elde edilmiş bu türe yöremin adının verilmesi beni çok gururlandırdı. Bir kere daha Sayın Sönmezin hayranı oldum.
    Umarım bu çabaları takdir görür ve desteklenir. Böylelikle hem üretici hemde Ziraatçilerimizin yüzü gülecek. Umarım!
    Sevgi ve selamlar

    Bağlantı >

  7. () suinci 2009-06-04 13:52:49
    Konu: doğru söze ne denir?
    reşit beyin öğrencileri çok şanslı.ülkemizin böyle kayda değer insanlara çooook ihtiyacı var.elimizdeki değerlerin farkına varsak sınırın bu tarafında doğmuş olmak bukadar zorumuza gitmez.takdir başarıyı güdüler.siz ve sizin gibi araştırmacı yazarlarla bu insanların adını duymak ve birileri biryerlerde bu ülke için iyi birşeyler yapıyor olduğunu bilmek güzel.umarım röpörtajlarınızı yeniden yapar ve bizimle paylaşırsınız.

    Bağlantı >

Sihirli Yazılar

Son Yazılar

Kategoriler

Bağlantılar

GetRank - Webmaster and Seo Tools