Sınava girmek için iki gün yürüdü (Prof. Dr. Reşit Sönmez'in öyküsü)

---Her ne kadar son günlerde gündem doğrultusunda başka konulara yönelmiş olsam da üzeri fazla soğumadan Prof. Dr. Reşit Sönmez ile söyleşimi sürdürmek istiyorum:---
Tarım araştırmacılığı tozlu köy yollarında ömür tüketmeyi gerektiren ve büyük özveri isteyen bir iş. Türkiye'de maalesef önemli bir maddi karşılığı da yok. Reşit Hoca'nın özverisi, köyde doğmuş olmasından kaynaklanıyor... Babasını çok erken kaybedince parasız yatılı okumak zorunda kalan Reşit Sönmez, lise ve üniversite yıllarını sürekli çalışarak geçirdi. Ankara Ziraat Fakültesi'nde okuduğu dört yıl boyunca memleketi Rize'ye hiç gidemedi.
"Gençliğinin en güzel günlerinde; dosyası koltuğunda, hasır şapkası başında yürüyordu tarlaya doğru. Tozlu yollarda ayağını sürttükçe, yakıcı güneşin etkisiyle kafasında canlanan düşünceler derinleşiyor ve deneme parsellerinin etiketlerinde, ziraatçının başarı sevincini hayal ediyordu.
Verimsiz tohumlarla ömrünü harcayıp az kazanan fakat yine de haline şükreden Türk çiftçisinin ona bağladığı umutları boşa çıkarmamak için, Türk damgası taşıyan yeni bir tohumu vatanına hediye etmek için sıcak duygularla sarı başakları okşuyor, binlerce ölçüm ve sayım yapmanın yorgunluğunu hiçe sayarak çevik adımlarla yoluna devam ediyordu. Kendini tohum ıslahı konusuna adayan bu ziraatçı, sabrın ve özverinin en güzel örneğini sergiliyordu.
Türkiye bu gencin yapacağı çalışmayı bekliyordu ve ona muhtaçtı. Aldığı maaşla zor geçinen fakat görevine en ufak gölge düşürmeyen, kendini araştırmaya vermiş bu ziraatçılarımıza sevgi ve selam. Türk çiftçisinin yüzünü onların eserleri güldürüyor."
Böyle özetliyor bir ziraatçının yaşam öyküsünü Reşit Hoca. Ve böyle selamlıyor özveriyle çalışan ziraatçılarımızı... Araştırma zor ve sabır isteyen bir iştir. Hele Türkiye'de kendini bu zor işe adayanların hiçbir parasal avantajı da yoktur.
Ahırda "Karanfil" inek, pencerede armutlar
Hocamız da meslek aşkı ve vatan sevgisiyle ömür boyu bıkmadan, yorulmadan çalışmış bir insan. Reşit Sönmez bu zorlu ve tozlu yola nasıl çıktı? Dilerseniz, artık gerilere gidelim ve buna bir göz atalım. Bakalım bu sabrın, özverinin, çalışkanlığın kaynağı ne?..

Reşit Sönmez, 1922 yılında Rize'de dünyaya gelir. Kentin, Pilavdağı mahallesinde, hayran kalınacak kadar güzel bir doğal ortam içerisinde büyür. Evleri şehir merkezine 15 dakika mesafededir. Bahçedeki armut ağacının dalları, iki katlı olan evin pencerelerine kadar uzanmaktadır. Böylelikle pencereden uzanıp dalından armut koparma şansı vardır. Evleri tipik Karadeniz evidir; alt katı ahır, üst katı mekan. Ahırdan "Karanfil" adlı ineklerinin sesini duymak ona çobanlık görevini hatırlatır hergün. Tırmandığı boylu ağaçlar, cildini örseleyen mısır yaprakları, dereler ve tepeleriyle yemyeşil bir dünyası vardır. Stresten uzak, doğal bir yaşam sürdürmektedir.
O günleri şöyle anlatıyor Reşit Hoca:
"Yemyeşil tepelerin ardından yükselen sabah güneşi, bol ağaçlı bahçemizin kimi meyve kimi çiçek dolu dalları arasından kesik kesik pencereleri yalarken, bir yanda kuş cıvıltıları öte yanda Karanfil adlı ineğimizin aralıkla bağırmaları kulağıma dolardı. Çocuksu duygularla uykulu gözlerimi oğuştururken, Rize'de Karadeniz'e has bahçe ziraatının havasını yaşardım. İncecik bileklerimizle elimizde kazmalar toprakla boğuşurduk. Fidan dikme, ağaç budama, ot biçme ve inek otlatma yaptığımız sıradan işlerdi."
Evlerin kapıları gündüz vakti hep açıktır oralarda. Öyle ki 3-5 yaşındaki çocuklar bile hiçkimseye sormadan çıkıp mahallede istedikleri gibi dolaşabilir. Reşit de küçücük yaşlarda arkadaşlarıyla birlikte dışarı çıkar, gölde balık tutar, mısır tarlasından kopardığı mısırları yaktığı ateşte kızartır. Kısacası kendi işini kendi görmeye alışır hep. O yıllarda tüm ülke büyük bir geçim sıkıntısı içindedir. Bu nedenle Karadeniz'den dışarıya çok göç olmaktadır. Ancak sonraki yıllarda, özellikle çay ziraatının ortaya çıkmasıyla birlikte, insanlar geçimlerini yoluna koymayı başarırlar ve göç durur.
Birçok özelliği aileden geliyor
Sönmezler, üç erkek ve iki kız olmak üzere beş kardeştirler. Evlerinin yanında "selamlık" denilen küçük bir bina vardır. O binada, dedesinin tanıdıkları, köylerden gelip otelde kalacak parası bulunmayanlar gecelerler. Sönmezler, onlara karşılıksız olarak yemek ve yatak verirler. Dolayısıyla Reşit, "maddi karşılık beklemeden hizmet verme" özelliğini, daha bu yaşlarda geleneksel aile yapısıyla edinmiş olur...
Reşit'in babası döneminin "okumuş" insanlarındandır, orta tahsili vardır. Önceleri bakkal dükkanı, daha sonra da manifatura dükkanı işletir. Aynı zamanda şehir yönetiminde de görevler alır. Okumaya son derece düşkün bir adamdır. Eski dilde yazılmış romanlar, şiir kitapları okur. Eski dildeki gazeteleri de okur ve daha sonra da ciltleterek saklar. Kendi çocuklarını sevdiği kadar, "okuyan" komşu çocuklarını da sever. Hatta onların defter, kitaplarını alır; okul masraflarını karşılar. Zaman zaman kendi çocukları ile birlikte birkaç komşu çocuğunu sessiz sinemaya götürecek kadar medeni bir insandır. Hayatı boyunca dürüstlüğe büyük önem vermiş, dürüst olmayan insanlara tepki göstermiştir. Yıllar sonra aynı özellikler Reşit Sönmez'de devam edecektir.
Reşit'in annesi ise hiç okul yüzü görmemiş ama çok dindar bir kadındır. Evde Kur'an okur, namaz kılar. Çok yardımseverdir. Herkesin dilinde olan bir özelliği vardır: "İnsanın dünyada fazla malı mülkü olmamalı" diye düşünür. Bu yüzden giyeceklerinin büyük bir kısmını sık sık fakirlere verir. Paraya ihtiyacı olan da önce ona koşar. Örneğin ineği ölen, yeni bir inek almak için paraya ihtiyacı olan bir komşusuna hiç düşünmeden kızına ait olan bir altını vermiştir. Kızı, bunu uzun zaman sonra öğrenmiştir ancak...
Okurken memleketine hiç gidemedi
Ailenin iyiliksever tutumu karşılıksız kalmaz elbette. Reşit, iyilik yaptıkları bir insanın büyük iyiliğiyle parasız yatılı okuma şansı elde eder. Bu süre içerisinde de hep çalışır. Rize'deki bahçe kültürleri istasyonunda fidan yetiştirme, göz aşısı, fidan budama gibi işler yapar. Daha o sıralarda içinde ziraata karşı sonsuz bir sevgi doğar. Lise son sınıfta, Atatürk'ün traktör üzerindeki resminden etkilenerek ziraat mühendisi olmaya karar verir. Tıp ve hukuk fakültelerine de kabul edildiği halde ziraat fakültesini tercih eder. 4 yıl boyunca Ankara Ziraat Fakültesi'nde okur. 
O yıllar, savaş yıllarıdır. Dedesi de ölünce maddi durumları daha da kötüleşir. Bu yüzden Ziraat Fakültesi'nde okurken hiç tatil yapmaz, bir kere bile memleketine gidemez. 4 yıl boyunca ne annesini ne de kardeşlerini görebilir. Zira hem yol parası vermek hem de yazı çalışmadan, para kazanmadan geçirmek olacak şey değildir Reşit için. Bunun yerine yaz tatillerinde Ankara civarındaki devlet çiftliklerinde çalışarak kışın yapacağı masrafı yazın çıkartması gerekmektedir. Öyle de olur. Yaz aylarındaki çalışmalar ona bir yandan da pratik kazandırmaktadır. Üniversite yılları böyle geçer...
Parasız yatılı sınavına girmek için 2 gün yürüdü
Reşit Sönmez, ilkokul 3. sınıftayken babasını kaybeder. Ölüm oldukça erken gelmiştir ve maddi açıdan çok sıkıntılı günleri de beraberinde getirmiştir. Babasının ölümünden sonra Sönmezler'in ekonomik durumu bir hayli bozulur. İlkokulu zor koşullarda bitirir Reşit. Sonra da öğrenimine devam edebilmek için parasız yatılı sınavlarına girer.
Onun hayatını değiştiren, daha sonra araştırmalarıyla pek çok Türk köylüsünün de hayatını değiştirecek bu olayın çok ilginç bir öyküsü vardır:
Yaz gelmiştir. Reşit annesiyle Hemşin Yaylası'na, sınavdan haberdar olamayacak kadar uzak bir köşeye çıkmıştır. Dedesi, vaktiyle evlerinde misafir kalan, dolayısıyla aileyi çok seven bir kişiden rica eder. "Git Reşit'i al gel, sınava girsin" der.
Küçük bir rica değildir bu. Vasıta yoktur. Adam, tam iki gün yürüyerek Hemşin Yaylası'na ulaşır ve Reşit'e seslenir: "Reşit, hazırlan Rize'ye gidiyoruz, leyli meccani imtihanına gireceksin..."
O tanıdıkları bu büyük özveriyi göstermese Reşit sınavı kaçıracaktır. Heyecanla çağrıya uyar. Bu kez ikisi birlikte, tam iki gün yayan yürüyerek Rize'ye ulaşırlar ve Reşit girdiği sınavı kazanır. Bölgenin parasız yatılı okulu Erzurum'dadır. Reşit Sönmez, orta ve liseyi orada okuyarak Erzurum Lisesi'nden mezun olur. 


"Babayiğitler"e çağrı
Reşit Hoca, öğrencilik yıllarındaki sıkıntılarını hiçbir zaman unutmamış. Bu nedenle hala öğrencilere kendi çapında yardımda bulunmaya çalışıyor ve davranışının diğer öğretim üyelerine de örnek olmasını arzu ediyor:
"Benim öğrencilik yıllarım, büyük maddi sıkıntı içinde geçti. Hatta asistanlık da aynı şekildeydi. Maddi durumumuzu ancak doçent olup dış ülkelere gittikten, TÜBİTAK'ta görev aldıktan, Erzurum'da rektörlük yaptıktan sonra toparlayabildik. Bugünün öğrencilerinin birçoğu da sıkıntı içinde. 40 yıl boyunca fakültede verdiğim iki ders vardı. Her yıl o iki dersten en yüksek notu alan öğrencilere, bir de Ziraat Fakültesi'ni birincilikle bitiren öğrenciye ufak da olsa bir miktar para ödülü veriyorum. Bunlar, büyük paralar değil. Ama önemli olan, bir kişinin bunu düşünüp uyguluyor olması. Maddi durumları benden daha iyi olan babayiğitler, isteseler daha fazlasını da yapabilirler. Benim gibi 40 sene hocalık yapıp maddiyatta beni 10'a katlayabilecek arkadaşlar var ama onlardan hiç ses çıkmıyor!"...
(Yeni Asır, Nisan 1998, Hazırlayan: Beyhan Kurtuluş Parlakyıldız, "Araştırmaya adanan bir ömür: Prof. Dr. Reşit Sönmez'in öyküsü")
Kalıcı Bağlantı Yorum (12) Yorum yaz! Arkadaşına Gönder!
12 yorum yazılmıştır
Yazan:ra55 | Tarih: 11/5/2009Konu: Teşekkür
Yazan:sehnaz62 | Tarih: 10/5/2009Efendim, Saygılarımla (ra55); Gerek Anneler Günü münasebetiyle, gerekse diğer vesilelerle açık günlüğüme yaptığınız ziyaret ve o güzel yorum ve mesajlarınız için size çok teşekkür ederim. Biz paylaşmak için buradayız ve arzumuz hep iyi ve güzel olan şeyleri paylaşmaktır. İyi ve güzel olan şeyleri paylaşmak umuduyla, sağlıcakla kalın efendim, saygılarımla... www.ra55.blogcu.com
Konu: merhaba
Yazan:ahmetde | Tarih: 9/5/2009anneler günün kutlu olsun canım arkadaşım...kucak dolusu sevgiler...
Konu: İyi geceler..
Yazan:orhankaradogan | Tarih: 9/5/2009Önce yakınınız olabilir diye düşündüm.. yorumları okuyunca olmayabilir de dedim.. Daha sonra ne önemi var, önemli olan böyle güzel insanları tanıtmak dedim.. Islah çalışmalarından her zaman etkilenmişimdir.. Tanıyan insanlar için büyük şans.. Paylaştığınız için çok teşekkürler.. Cumhuriyet nesilleri bu elleri öpülesi insanlar.. Bu toplum, tarıma bu denli sırtını dönmemeliydi!!
Sevgi ve saygılarımla...
Konu: "AĞLARSA ANAM AĞLAR, GERİSİ YALAN AĞLAR"
Yazan:gaziler54 | Tarih: 9/5/2009Yüreğim yanıyor bugünlerde, gözü yaşlı bağrı yanık analara. varken kıymet bilinmeyip kaybedince ardından destan yazılan analara, gül yüzüne doyulmadan rahmete kavuşan, yavruları öksüz ve yetim kalan analara.
Senenin her günü ve bir ömür yerine, yılda sadece bir gün göstermelik bir şekilde hatırlayan hayırsız evlat sahibi analara da bir başka yanar yüreğim.
Lütfen var olanlar, kaybetmeden kıymetini bilsin annelerinin çünkü; "ana başa tac imiş, her derde ilac imiş, bir evlat pir olsa da, anaya muhtac imiş"
Cennet ayakları altında olan, dünyanın en değerli varlığı olan tüm "ANNE"lerin ellerinden öpüyorum.
Ustaca yazılan, istifade ettiğimiz, güzel yazılarınız için de teşekkür ediyor, zevkle okuduğumu belirtiyor, selam sevgi ve saygılar sunuyorum.
Düzenleyen sihirliyazilar gün: 10/5/2009 saat: 02:30
Konu: Selamlar arkadaşıma..
Yazan:zuzu888 | Tarih: 9/5/2009Bu ibret verici ve bir o kadarda güzel yazınızı okuyunca aklıma bazı yaşanılan olaylar geldi,Atatürkün traktörlü resmi çocukluğumda babamın yazıhanesinin baş köşesini süslerdi,yağlı boyadan yapılmış büyük bir tabloydu,demir tekerleklerden çok etkilenmiştim.
Bu vefakar ve cefakar hocamızı okurken,israilden tek ekimlik tohum ithal eden ve çiftçimizi buna mecbur bırakan,tarımdan bir haber tarım bakanımız geldi aklıma,ikisini yanyana bile getiremedim içim acıdı..
Bizler aslında layık olduğumuz şekilde yaşamalıyız,ama bize layık görülen hayatı yaşamak zorunda bırakılıyoruz.insan hakikaten üzülüyor,bir bakın bizi yönetenlere birde hocamızın hayatından bir kesite,ne acı bir çelişki değilmi.
Yazık çok yazık,bu ülkeye emeği geçmiş her kez adına çok yazık.
Sevgili arkadaşım çok teşekkür ederim,aslında yazılacak o kadar çok şey varki ama gelin görün'ki lanet olsun deyip tuşları bırakıyorum.
Saygılar sevgiler.
Hoşçakalın.
tufan
Konu: Anneler günü...
Yazan:ogrenmeaski | Tarih: 8/5/2009Anneler gününüz kutlu olsun...
Konu: Merhaba
Yazan:uygarradikal | Tarih: 8/5/2009kimse ellerinde cebinde basari merdivenini cikamaz.
Resit Sönmez gibi insanlar sayesinde hala ayaktayiz onlari cani gönülden alkislamamiz gerek diye düsünüyorum..
Paylasim icin tesekkürler ibret alinicak cok sey var bu yazida..
Saygilar Sevgiler
Konu: Örnek
Yazan:newbahar | Tarih: 8/5/2009Yazılarım hakkındaki değerli yorumunuz için teşekkür ederim. Örnek vatandaş olarak hayatını eğitime adamış şahıslar yerine vadinin çapulcuları, kolay yoldan zengin olanlar gösterilirse toplumun vardığı sonuç bu oluyor. Silah çok tehlikelidir, kendinizi hırsızdan korumak isterken örneğin sadece evinizi soyacak hırsız canınızı da alabilir. Bir de bu silahı, bolca cephaneyi devlet eli ile cahil, eğitimsiz insanlara teslim ederseniz, terörle mücadele ediyor diye yaptıkları "Ali kıran-Baş Kesen" oyunlarına sessiz kalırsanız sonuç bu olur. 4 km. öteden , kırsal ortamda, onlarca mermi sesi duyulmaz mı?
Selamlar
Konu: Selam olsun Reşit Sönmeze...
Yazan:zuzu888 | Tarih: 7/5/2009Önceden Reşit Sönmez için masum bir kıskançlıkla Allah yürü ya kulum demiş, onunda şans yüzüne gülmüş...Oh ne ala hayat derdim.
Bu son söyleşide anladım ki nasıl bir mücadele ve engelle bugünlere gelmiş.
Hatta bugünlere gelmesi şöyle dursun o geçmişi ve yaşadığı sıkıntıları unutmayıp onca çocuğa yardım eli uzatmakta.
Bilirim Rize ve trabzon yaylalarını. Oralarda televizyonda olmasa insanların dünyayla bir alakası yoktur. Ulaşım eskiye oranla düzelmiş olsada arazinin dar ve engebeli yapısı ulaşımı zor hale getirmekte.
Prof.Reşit Sönmezin çocukluğuna dönersek babasını erken yaşta kaybetmiş bir çocuğa nasıl akrabalar tarafından yol gösterildiğini ve el uzatıldığını görüyorum. Ve 4 yıl boyunca evinden uzak kalmak...Katlanılması ne güç yıllarmıştır.
Sayın hocamız muhakkak ziraat alanında mükemmel başarılar elde etmiştir ama üreticinin emeğini keşke birazda devlet görse ve desteklese. Kaliteli ürün potansiyeli genişl olsa ne olacak ki, çiftçiye getirilen kotalarla kısıtlı ürün, az gelir demek.
Sonrasında zirai mahsullerin alım satmının kısa yoldan, ürünleri bekletmeden yapılacak bir pazar sistemi desteklenmeli. Elbet bunlar bir prof.dan çok devletin desteği ile olacak şeyler.
Gençken olmak istediği meslekler arasında hukuk dikkatimi çekti. Bence günümüzde en çok ihtiyaç duyulan güvenilir bir hukuk adamı olsa daha mı iyi olurdu dersiniz!
İlk defa bu kadar zevkle okudum yazınızı. Çok teşekkür ederim.
Konu: Paylaşım içn Tşk...
Yazan:kapalikapilar | Tarih: 7/5/2009Yazınızdan en çok anladığım ve anlamak istediğim şey çocuk için AİLE'nin önemi!
Ayrıca ziyaretiniz için Tşk ederim.Gülnisa hakkında yazacak okadar çok şey varki ayı beklemeye gerek yok aslında, bazen bazı şeyler kelimelerle anlatılmıyor ya o noktadayım şuanda. Sessiz çığlıkla cvp veriyorum hayata.Bugün ilk resimlerine baktım ve ilk defa büyümüş dedim kendi kendime ve iyikide, iyikide işe başlamamışım dedim yine biliyorum bugünler birdaha geri gelmeyecek o yüzden doya doya vakit geçiriyorum kızımla. Selam ve Sevgilerimle...
Konu: selam
Yazan:ra55 | Tarih: 5/5/2009iyi geceler sihirliyazılar...
sadece size soruyorum;Şu anda türkiyemde kaç tane bulabiliriz böyle insanı sizce...
daha söyleyeceğim bir şey yok...
saygılarımla
Konu: Prof.Dr.Reşit SÖNMEZ
Efendim, Saygılarımla; Bu vatanperver, fedakar, azimli, çalışkan, paylaşan ve paylaşmayı seven değerli bilim adamını yürekten kutluyor ve onunla iftihar ediyorum. Sizi de böyle bir bilim adamının varlığını ortaya çıkararak, bizlerle paylaştığınız için tebrik ediyorum. Böyle değerli bilim adamlarımızın değerini bilen, önem veren bir toplum olma arzumuzun inşallah bir gün gerçekleşeceğini görmeyi arzu ediyoruz. Bu konuda yazılacak ve söylenecek şeyler çok ama, başta biri ben olmak üzere, Yunus Emre'nin dediği gibi olduktan sonra, neye yarar efendim. iyi ve güzel şeyleri paylaşmak üzere sağlıcakla kalın...


