Şeref Üsküp ve Ege'de ilginç olaylar

Şeref Üsküp, 2001'de bir karikatür sergisinin açılış kokteylinde, en sağda görülüyor.
Oldukça güçlü bir belleğim vardır aslında. Uzun yıllar öncesinde yaşadığım olayları, tanıştığım kişileri dahi en ince ayrıntısına kadar hatırlayabilirim. Ama... Bunu hatırlayamıyorum işte... İzmir'in tarihi çarşısı Kemeraltı'nın renkli simalarından, Hür Efe Matbaası sahibi Şeref Üsküp ile tanışmaya niye gittiğimi hiç bilemiyorum şu an. Hangi yazı dizisi için gönderildim? Kendim için mi yoksa bir arkadaşa yardım için mi? Amacım ondan hangi bilgileri almaktı? Hayret ki hafızamda buna dair hiçbir bulgu yok. Sadece kendisinin bana naklettiği birtakım ilginç olayları çarçabuk kaydettiğim kağıt kalmış elimde. İzmir efelerinin başından geçmiş, Ege'de yaşanmış ilginç olaylar bunlar...
Her ne için gitmişsem, iyi ki gitmişim diyorum şimdi. İyi ki gitmişim de Kemeraltı'nda 60 yıl matbaa işletmiş, bu çarşı ile adeta özdeşleşmiş, efelerin hası, diğer efelerden öğrendikleri ile İzmir ve efelik hakkında birçok kitap yazmış, gazeteci-yazar Sn. Şeref Üsküp ile ölümünden önce tanışma şerefine nail olmuşum. Zira 2006 yılında kendisini kaybettik. Kemeraltı'nın simgesi haline gelmiş böylesi bir değerden bilgi edinebildiğim için şanslı sayıyorum kendimi.
Kendisiyle tanışmaya gittiğimde, Kemeraltı'ndaki matbaasının üst katında yaşadığını hayretle gördüm. İşiyle öylesine bütünleşmişti ki bütün hayatını bu matbaaya ve çıkardığı Hür Efe Gazetesi'ne vermişti. Evi de işi de orasıydı... O zamanlar henüz küçücük olan oğlu, ortalıkta koşturup duruyordu. Tatlı, hoş bir hanımı vardı. Türk kahvelerimizi yudumlayarak, kendisiyle başbaşa, kadın kadına, "kayıt dışı" bir sohbet gerçekleştirdiğimizi hatırlıyorum.
Efeliği yaşatan son kale olarak tanımlayabileceğimiz, Efe kültürü hakkında derin araştırmalar yapmış olan Şeref Üsküp'ün birçok kitabı var. "Milli Mücadele'de Efeler", "Arkadaşlarımdan Öyküler", "Ege'de İlginç Olaylar", "Şifalı Otlar ve Kuvvet Macunları", "Şerefname", "Şerefname 2", "Çakıcı Efe", "BozdağEfe Efsanesi", "Hey Gidinin Efesi" gibi. İzmir ve efelik kültürüne ilgi duyuyorsanız, birbirinden ilginç bu kitapları okumak suretiyle hoş zaman geçirerek bilgi edinebilirsiniz. 
Ya da bütün bu kitapları arayıp bulacak veya okuyacak zamanınız yoksa, şimdilik benim kendisinden öğrendiklerim ile idare edebilirsiniz :) İşte Şeref Üsküp'ün rivayetlerine göre, Ege'de yaşanmış bazı ilginç olaylar:
Padişah bu... Öyle her suyu içmez!
* 100-110 yıl kadar önce, İstanbul'da onca güzel kaynak suyu varken, Sultan Abdülhamit için içme suyu, İzmir'in ilçesi Urla'nın Güzelbahçe köyünden giderdi. Sağlığına çok düşkün olan Sultan, "sıfır" sertlikteki, Türkiye'de eşi benzeri olmadığına inandığı bu suyu kullanmayı tercih ediyordu. Ne var ki yaşlılar için yararlı olan bu su, kalsiyum içermediğinden çocuklar için yarar taşımıyordu; genç yaşta diş dökülmelerine yol açıyordu.
Pars ticareti
* Romalılar, arenalarında İsa kavmini kaplanlara (Akdeniz parsları) parçalatarak eğleniyorlardı ve bu hayvanlar Roma'ya Ege'den gönderiliyordu. Yani o dönemde Ege'de bol olan parsların ticareti yapılıyordu.
Yılanın şerri
* 1935'te Didim'de araştırma yapmak üzere dolaşan Prof. Afet İnan ve beraberindeki heyet, harabeler arasında aniden 3 m. boyunda! bir yılanla karşılaştılar. Herkes çok korktu. Afet İnan, yılanı öldürmeye kalkışanlara engel oldu ve yılanın mabedi koruduğunu düşünerek "Ellemeyin onu. Keşke bu yılandan 10 tane daha olsa da mabedi kötü niyetlilerden korusalar" diye bağırdı. Böylece yılanın hayatı kurtuldu. İzmir Valisi Kazım Dirik ise gülerek "Yılanlar iyi niyetliden, kötü niyetliden anlamazlar ki. Yılan, huyu ile suyu ile hep yılandır; şerrinden Allah hepimizi korusun" demekten kendini alamadı.
At, don giyer mi?
* İzmir'e büyük hizmetler yapmış olan rahmetli belediye başkanı Behçet Uz, İzmir'de nakliye için kullanılan yüzlerce at arabası ve faytonun yol açtığı at pisliklerinden bezmişti. Sonunda atların kıçlarına torba konulması için emir verdi. Ancak bu karar bütün İzmirliler'i güldürerek "Hiç ata don giydirilir mi?" şeklinde esprilere neden oldu. Oysa günümüzde İzmir faytonlarının atları gerçekten de don giymiş durumdalar. Demek ki Behçet Uz haklıymış; ata da don giydirilirmiş meğer!..
Zeytinin suyu, karpuzdan geliyordu!
* Bayındırlı zeytin yetiştiricisi ve fabrikatörü Yahya Kerim, zeytinlerinin su ihtiyacını kelek karpuzlar sayesinde hallederdi! Zeytinlerinin etrafındaki bostanlarda yetiştirdiği değersiz kelek karpuzları toplattıktan sonra, zeytin fidanlarının etrafındaki çukurlara gömdürürdü. Yavaş yavaş çürüyen kelek karpuzlar, kurak yaz aylarında fidanların su ihtiyacını karşılardı.
Rahibenin rüyası doğru çıktı!
* Hayatı boyunca memleketinden hiç ayrılmamış olan Alman rahibe Katerina Emmerik, rüyalarında sürekli olarak Meryem Ana'nın son günlerini geçirdiği Ege'deki evini görüyordu ve bu evi tarif etti. Din araştırmaları bu konuyu ciddiye aldılar. 1891'de İzmir Koleji Müdürü Rahip Eugene Poulin'in heyeti bu evi buldu! Rahibenin tarifine tıpatıp uyuyordu! Efes harabelerinin güneyindeki Bülbül Dağı'nda, Panaya Kapulu diye anılan yerde bulunan bu ev, 1961'de papalıkça "Haç Yeri" olarak ilan edildi ve papalar tarafından önemsenerek ziyaret edildi.
İzmirli haham Sabetay Sevi ve Selanikli Müslümanlar
* 1648'de İzmir'de Sabetay Sevi adlı bir Yahudi haham kendisini Mesih olarak ilan etti ve İzmirli Yahudileri buna inandırdı. Mesihlik tacını giyince, Sadrazam Köprülü Fazı Ahmet Paşa tarafından tutuklanarak İstanbul'a getirtildi. Padişah IV. Avcı Mehmet huzurunda mesihlik mucizesini göstermesi istendi. Okçuların attığı oklar vücuduna işlemez ise mesihliği padişah tarafından da kabul edilecekti. Bunu duyan Sevi, can havliyle herşeyi inkar etti. Hiçbir zaman mesihlik iddiasında bulunmadığını söyledi. Müslümanlığı kabul etmesi karşılığında canı bağışlandı.
Bunun üzerine, canını kurtarmak için sözde Müslüman olarak Mehmet Aziz Efendi adını aldı ve Selanik yakınlarındaki bir kasaba tekkesine çilekeş olarak sığındı. Müritlerinin çoğu onu terkettiler ancak 200 ailelik bir Yahudi topluluğu onun yolundan giderek Müslüman oldu. Bu kişiler "avdeti" ya da "dönme" olarak anılıyorlardı. Selanik'e yerleşerek, dış görünümleri itibariyle Müslüman ama gerçekte Sabetaycı-Yahudiler olarak yaşamlarını sürdürdüler. Müslüman görünümü altında Yahudi faaliyetlerini sürdürdüğü anlaşılan Sevi, Arnavutluk'a sürüldü ve 5 yıl sonra orada öldü. 3 kez evlendirilmesine karşın, Tevrat'la evli olduğunu öne sürerek hiçbir eşiyle cinsel ilişkiye girmemiş; ömür boyu bakir kalmıştı.
17. yüzyıl'da İzmir'de mesihlik iddiası ile ortaya çıkan, binlerce kişiyi etkisi altına alan, Selanik'teki müritleriyle birlikte faaliyetlerini sürdüren Sabetay Sevi'nin taraftarlarının günümüze kadar gelmiş olup halen varlıklarını sürdürdükleri öne sürülüyor.
Not: Bu yazıdan, bütün Selanik Müslümanlarının Sabetaycı oldukları gibi yanlış bir anlam çıkarılmamasını önemle rica ediyorum. Kaldı ki, benim de soyum Selanik Müslümanları'na dayanıyor.
DEVAM EDECEK
3/8/2009 | Kategori:EGE'DE ILGINC OLAYLAR| (5) Yorum yaz! Bağlantı
<<Önceki Sayfa |/|Sonraki Sayfa>>