<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<!-- generator="Blogcu.com" -->
<?xml-stylesheet href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/itemcontent.css" type="text/css"?>
<?xml-stylesheet href="http://feeds.feedburner.com/~d/styles/rss2full.xsl" type="text/xsl"?>
<rss version="2.0">
    <channel>
        <title>Sihirli Yazılar</title>
        <description>Araştırmacı gazetecilik... Eski bayan gazetecinin özgün araştırma yazıları.</description>
        <link>http://sihirliyazilar.blogcu.com</link>
        <lastBuildDate>Thu, 26 Nov 2009 11:12:03 +0100</lastBuildDate>
        <generator>Blogcu.com</generator>
        <image>
            <url>http://img03.blogcu.com/v2/avatars/normal/s/i/h/sihirliyazilar/sihirliyazilar_1254884765.jpg</url>
            <title>sihirliyazilar</title>
            <link>http://www.blogcu.com/kullanici/sihirliyazilar</link>
            <description><![CDATA[Blog sahibi sihirliyazilar Profiline gitmek için tıklayın.]]></description>
        </image>
        <language>tr</language>
        <copyright>Copyright sihirliyazilar - Blogcu</copyright>
        <item>
            <title>Ege&amp;#39;de yaşanmış ilginç olaylar - 8.bölüm</title>
            <link>http://sihirliyazilar.blogcu.com/ege-de-yasanmis-ilginc-olaylar-8-bolum/6422984</link>
            <description><![CDATA[15 gün aradan sonra yeniden merhaba... Blogcu'da yaşanan değişikliklere paralel olarak ben de sayfamda birtakım değişiklik yaptım. Daha doğrusu yapmak zorunda kaldım. Zira eski şablonum tamamen işlemez hale gelmiş, bütün düzenim mahvolmuştu. Seçtiğim yeni şablon üzerinde de bazı çalışmalar yapmam gerektiği için&nbsp;yazı eklemek ancak nasip oldu. Neyse; geç olsun güç olmasın diyerek, Şeref Üsküp'ten öğrendiğim kadarıyla&nbsp;Ege'de <br>yaşanmış ilginç olayları paylaşmaya devam ediyorum. Ege, İzmir ve efelik kültürü hakkında geniş bilgiyi kendisinin kitaplarında bulabileceğinizi bir kez daha hatırlatarak...<br><br>İdam sehpasından kaçan mahkum <br><br><img src="http://img80.imageshack.us/img80/424/daragaci65178656519650.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br><br>1930'da İzmir'in Menemen ilçesinde, Nakşibendi tarikatına mensup Giritli Derviş Mehmet ve arkadaşları tarafından kanlı bir irtica hareketi yapıldı. Derviş Mehmet kendisini mehdi ilan ederek epeyce taraftar topladı. Zamanın gazeteleri olayı "6 meczubun, esrarkeşin işi" diye hafife aldılarsa da 3 gün içinde 300 kişinin gözaltına alınmasına bakılırsa, hiç de küçümsenecek bir olay değildi bu. Sonuçta 36 sanığa idam, 41 sanığa da çeşitli hapis cezaları verildi. 8 idam mahkumunun cezaları, yaşları küçük olduğundan ömür boyu hapse çevrildi. Diğer 28 kişi ise 3 Şubat 1931 günü Menemen'de asıldı. <br><br>Bundan 4 yıl önce, Menemen, Atatürk'e İzmir'de yapılmak istenen suikastin haber verildiği yer olma şanssızlığını yaşadı. Hatta zamanın İzmir Valisi Kazım Paşa, bu kötü haberi Ata'ya, Menemen İstasyonu'nda verdi. Atatürk de çok üzülerek yarım saat kadar istasyon peronunda, "Ben İzmir'i kurtarayım, onlar bunu yapsınlar!" diye sitem ederek dolaştı. Kendisine, bu olayı düzenleyenlerin İzmirli olmadıkları, hepsinin dışarıdan geldikleri anlatılınca biraz olsun teselli oldu... <br><br>1930 olayının en unutulmaz kısmı ise idam sehpasından kaçmayı başaran bir mahkuma ait. İnfaz sırasında, kelepçelerini kırarak kaçan ve kalabalığa karışarak izini kaybettiren Bozalanlı Hüseyin adlı mahkum, 13 gün dağlarda aç bilaç dolaştıktan sonra perişan bir şekilde jandarmalar tarafından yakalandı. Sonunun ne olduğunu bilmiyoruz ama idam sehpasından kaçabilen bir mahkum olarak tarihe geçtiği kesin!..&nbsp; <br><br>Yılda 1 Liraya çalışan dürüst belediye başkanı nasıl düşürüldü!<br><br><img src="http://img80.imageshack.us/img80/9287/00971193127121163.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br>Ödemiş<br><br>Dar gelirli esnaf çocuğu Mutahhar Başoğlu, zamanın Adliye Vekili Şükrü Saraçoğlu'nun yakını, hemşehrisiydi. Saraçoğlu'nun yardımlarıyla Avrupa'da tahsil yaptıktan sonra, ülkemiz için fedakarca hizmet etti. Önce Hapishaneler Baş Müfettişi olarak İmralı Açık Cezaevi'ni kurarak dünya çapında hayranlık kazandı. Hatta Japon Hukukçular Birliği adlı bir kuruluştan aldığı övgü dolu mektupta şunlar yazılıydı: <br>"Uygulamanız çok başarılı ve takdire değer. Yalnız bu uygulamayı yapan sizin yaşınızın 26 olması bizi düşündürdü. Acaba sizde 1 yıl 365 gün değil mi?"!!!<br>Mutahhar'ın hamisi Saraçoğlu, mektubu okuduğunda çok keyiflenerek şöyle dedi:<br>"Bizde 1 yıl 1000 gündür. '1000 günlük işi, 365 güne sığdırmak zorundayız' diye cevap yazın"... &nbsp; <br><br>Genç yetenek Mutahhar'ın yıldızı gitgide parlıyordu. Artık gözü daha yukarılarda, T.B.M.M.'de idi. Hamisi Saraçoğlu, onu önce İzmir'in ilçesi Ödemiş'e belediye başkanı yaptı. Ne de olsa tek parti devrinde Meclis'e giden yol buradan geçerdi. Mutahhar, önce halka hizmet etmeyi, halkla bütünleşmeyi öğrenmeliydi. <br><br>Artık varlıklı bir adam olan Mutahhar, kendi isteği ile yılda yalnızca 1 lira maaşla işe başladı. Hevesli, heyecanlı, idealist ve çoook dürüst, hatta sıkıntı yaratacak kadar dürüsttü!&nbsp; Öyle ki belediyenin şiddetle bir kamyona ihtiyacı olduğu halde, İşletmeci Osman Günay'ın belediyeye kendi parasıyla kamyon alma teklifini bile "Devleti aldatamam" diyerek tereddüt bile etmeden reddetti...<br><br>Mutahhar Başoğlu, Ankara'dan getirttiği ünlü bir şehircilik uzmanına Ödemiş'in imar planını yaptırdı. İşte kendisinin başını yiyen de yine bu plan oldu. Zira uzman "önce altyapı" derken, Başkan ise "stadyum ve çevre" diyordu. Ayrıca Belediye Meclisi'yle de ters düştü. Onlara yukarıdan bakıyor, ben daha iyi bilirim dercesine küçümsüyordu. Bir gün, küçümsediği o meclis, kendisini "ademi kifaye" yani&nbsp; "yetersizlik" kararı ile makamından düşürüverdi! Olayın en ilginç tarafı ise Cumhuriyet tarihinde böyle bir kararın ilk kez alınmış olmasıydı. &nbsp; <br><br>Dünyanın en yaşlı adamı Zaro Ağa'yı İzmir panayırında teşhir ettiler! <br><br><img src="http://img230.imageshack.us/img230/4264/250pxzaroaga61808226190.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br><br>1927'de devrin ünlü İzmir Valisi Kazım Dirik Paşa, Mithatpaşa Caddesi'ndeki Sanatlar Okulu'nda "9 Eylül Panayırı"nı açtırdı. Yerli firmaların katıldıkları bu panayır büyük ilgi çekti. 1933'de katılım daha fazlalaşınca, (yeni adıyla) Mithatpaşa Sanat Enstitüsü binası panayır için dar geldi. Bu yüzden panayırın Büyük Efes Oteli'nin bulunduğu alanda açılmasına karar verildi. Bu panayırda eğlence yerleri de çoğaldı. <br><br>Bu gelişmeleri fırsat bilen bazı açıkgözler de dünyanın en yaşlı adamı olarak lanse edilen Bitlisli Zaro Ağa'yı, İstanbul'dan alarak İzmir'e getirdiler ve panayırda para karşılığı sergilemeye başladılar! -- Yaklaşık 160 yaşına kadar yaşayan Zaro Ağa'nın, 10 Osmanlı padişahı ve 1 cumhurbaşkanı gördüğü, 6 savaşa katıldığı, 13 (ya da 29) kez evlendiği, 5'i kız olmak üzere 13 çocuğu ve 29 torunu olduğu biliniyor.--<br><br>13 Eylül 1933 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yer alan konuyla ilgili haber ise şöyle idi: (Orijinalliğini bozmamak adına sözcükleri olduğu gibi veriyorum)<br>"İzmir, (A.A.) - 9 Eylül Panayırı'nın ziyaretçileri gün geçtikçe artmaktadır. Bugüne kadar panayırı 130 bin kişi ziyaret etmiştir. Dünyanın en ihtiyar adamı olan Zaro Ağa da dünden beri panayırda umuma teşhir edilmektedir. Ayrı bir hücrede olan Zaro Ağa büyük bir alakayı, gösteriyi tertip edenler de paraları toplamışlardı."&nbsp; &nbsp; &nbsp; <br><br>&nbsp; &nbsp; <br>]]></description>
            <author>sihirliyazilar</author>
            <category>EGE'DE ILGINC OLAYLAR</category>
            <pubDate>Thu, 26 Nov 2009 09:12:03 +0100</pubDate>
            <guid>http://sihirliyazilar.blogcu.com/ege-de-yasanmis-ilginc-olaylar-8-bolum/6422984</guid>
        </item>
        <item>
            <title>Herşey Sende Gizli (Everything is Hidden in You) - şiir çevirisi</title>
            <link>http://sihirliyazilar.blogcu.com/hersey-sende-gizli-everything-is-hidden-in-you-siir-cevirisi/6351600</link>
            <description><![CDATA[Doğal olarak, arkadaşlar&nbsp; "Nerelerdesin?"&nbsp; diye sormaya başladılar artık.&nbsp; "Zaman bulamıyorum" bahanesinin ardına saklanmadan, yeni bir yazı eklemek farz oldu galiba...<br><br>Bir süre önce, Türkçe'den İngilizce'ye çevirdiğim bir şiiri&nbsp; (İlüzyon - The Illusion) sizlerle paylaşmıştım. Eksik olmayın, takdir ve desteklerinizi benden esirgemediniz; devamını da beklediğinizi belirttiniz. Türkçe şiirleri İngilizce'ye çevirmek, yabancıların da güzel şiirlerimizi okuyabilmeleri açısından hoş oluyor. Gerçi Google Translate ile de çeviri yapılabiliyor ama bu şekilde yapılan çeviri, ne yazık ki şu an için oldukça kötü ve komik sonuçlar çıkartıyor ortaya. Yine de 1-2 saniyede koca bir web sayfasının çevirisini dahi yaptığını düşünürsek, büyük bir gelişme tabii bu. 1-2 saniyede ancak bu kadar olur yani. Çeviri konusunda hala otomatik programlar&nbsp; kanlı canlı insan-çevirmenlerin eline su dökemiyor. Acaba gelecekte mükemmel çeviri yapacak otomatik programlar olacak mıdır, ne dersiniz? Düğmeye bir basacağız; anında mükemmel çeviri karşımızda. Ne de güzel olur! Ama çevirmenler işsiz kalır, o da ayrı konu! <br><br>İşte ikinci şiir çevirisi denemem. Can Yücel'in çok ünlü bir şiiri, "Herşey Sende Gizli"yi İngilizce'ye çevirmeye çalıştım bu kez. Her zaman olduğu gibi, her türlü eleştiriye açığız efendim. :)))&nbsp; Geçen seferki çeviride hata olmadığını yazmıştınız. Bu çeviride hata görürseniz çekinmeden belirtin&nbsp; lütfen ki düzelteyim sevgili arkadaşlar. Yalnız, komik cümleler ortaya çıkmaması için, çevirileri kasıtlı olarak birebir yapmadığımı da hatırlatmak istiyorum. Buna rağmen, şiirin özünden sapmamaya dikkat ediyorum elbette.&nbsp; <br><br><br><img src="http://img10.imageshack.us/img10/1719/sendegizlibe4.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br><br>HERŞEY SENDE GİZLİ<br><br>Yerin seni çektiği kadar ağırsın,<br>Kanatların çırpındığı kadar hafif...<br>Kalbinin attığı kadar canlısın,<br>Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...<br>Sevdiklerin kadar iyisin,<br>Nefret ettiklerin kadar kötü...<br>Ne renk olursa olsun kaşın gözün,<br>Karşındakinin  gördüğüdür rengin..<br>Yaşadıklarını kar  sayma:<br>Yaşadığın kadar  yakınsın sonuna;<br>Ne kadar yaşarsan  yaşa,<br>Sevdiğin kadardır  ömrün..<br><br>Gülebildiğin kadar  mutlusun.<br>Üzülme bil ki  ağladığın kadar güleceksin<br>Sakın bitti sanma  her şeyi,<br>Sevdiğin kadar  sevileceksin.<br>Güneşin doğuşundadır  doğanın sana verdiği değer<br>Ve karşındakine  değer verdiğin kadar insansın.<br>Bir gün yalan  söyleyeceksen eğer;<br>Bırak karşındaki  sana güvendiği kadar inansın.<br>Ay ışığındadır  sevgiliye duyulan hasret,<br>Ve sevgiline hasret  kaldığın kadar ona yakınsın.<br>Unutma yagmurun  yağdığı kadar ıslaksın,<br>Güneşin seni  ısıttığı kadar sıcak.<br>Kendini yalnız  hissettiğin kadar yalnızsın<br>Ve güçlü hissettiğin  kadar güçlü.<br>Kendini güzel  hissettiğin kadar güzelsin..<br><br>İşte budur hayat!<br>İşte budur yaşamak,<br>Bunu hatırladığın kadar yaşarsın<br>Bunu unuttuğunda  aldığın her nefes kadar üşürsün<br>Ve karşındakini  unuttuğun kadar çabuk unutulursun<br>Çiçek sulandığı  kadar güzeldir,<br>Kuşlar ötebildiği  kadar sevimli,<br>Bebek ağladığı kadar  bebektir.<br>Ve herşeyi  öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,<br>Sevdiğin kadar  sevilirsin...<br><br>CAN YÜCEL<br><br><br><img src="http://img682.imageshack.us/img682/1912/20070528191109palyaco21.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br><br>EVERYTHING IS HIDDEN IN YOU <br><br>You're heavy by the gravity<br>But light as you wing...<br>You're alive as your heart beats<br>And young as your eyes can see the distant...<br>You're good as much as you love<br>But bad as much as you hate...<br>No matter what colour eyes and eyebrows you have,<br>Your colour is just as she senses...<br>Don't take your past as a fat profit,<br>You're near to your last as much as you've lived.<br>No matter how long you live,<br>Your life is as long as you love...<br><br>You're happy as much as you can laugh.<br>Don't worry and know that you'll laugh as much as you've cried.<br>Never think that everything's over,<br>You'll be loved as much as you love. &nbsp; &nbsp; <br>The nature values you by the sunrise<br>And you're human as much as you value her. <br>If you'll deceive someday,<br>Let her believe you as much as she depends on you.<br>As the moonlight keeps the longing for your lover,<br>You're close to her as much as you long for her. <br>Don't forget that you're wet as much as it rains<br>And hot as much as the sun heats you.<br>You're alone as much as you feel alone<br>And strong as much as you feel strong. <br>You're beautiful as much as you feel beautiful...&nbsp; <br><br>Here is the life!<br>Here is the living! <br>You live as long as you remember this<br>And you feel cold with every breath you take,<br>You are forgotten as fast as you forget her.<br>A flower is beautiful as long as it's watered<br>Birds are cute as long as they can sing<br>And a baby is a baby as long as it cries.<br>And you know&nbsp; as much as you learn; so learn that, too:<br>You are loved as much as you love.&nbsp; <br><br>ŞİİR (Poem): Can Yücel<br>ÇEVİRİ (Translation): Sihirliyazilar&nbsp; (Beyhan K. P. ) <br>&nbsp; <br>&nbsp;<br>&nbsp;<br>]]></description>
            <author>sihirliyazilar</author>
            <category>CEVIRILER</category>
            <pubDate>Thu, 26 Nov 2009 09:12:03 +0100</pubDate>
            <guid>http://sihirliyazilar.blogcu.com/hersey-sende-gizli-everything-is-hidden-in-you-siir-cevirisi/6351600</guid>
        </item>
        <item>
            <title>Yeni bir mim daha... </title>
            <link>http://sihirliyazilar.blogcu.com/yeni-bir-mim-daha/6300980</link>
            <description><![CDATA[<img border=0 width=0 height=0 src="http://counters.gigya.com/wildfire/IMP/CXNID=2000002.0NXC/bT*xJmx*PTEyNTY1Njc2MDE2NDAmcHQ9MTI1NjU2NzY*NTQ2OCZwPTExOTMxJmQ9c3RhbmRhcmQmZz*xJm89ZmU*ZTk1NTg4ODY*NGRmNjgxNjA4MTY4ZDc2MjRhMTU=.gif" /> <img src="http://cdn-img1.imagechef.com/w/091026/sampf69d81570bdf28ca.jpg" alt="Sihirli Yazılar"/> <br /><br />anayolcikmazi&nbsp; ve mgurdal arkadaşlarım tarafından mimlenmişim. Kendilerine teşekk&uuml;r ederek sorularını yanıtlamaya başlıyorum:<br /><br />1. En sevdiğiniz 3 &ccedil;i&ccedil;ek ismi<br />G&uuml;l, papatya, nergis<br /><br />2. &Ouml;ncelikleriniz<br />Ailem<br /><br />3. Ger&ccedil;ekleşmesini istediğiniz 3 hayaliniz<br />Ger&ccedil;ekleşmesini istediğim tek bir hayalim kaldı;&nbsp; o da kızımın iyi bir meslek sahibi olup hayata atıldığını ve başarılı olduğunu g&ouml;rmek. <br /><br />4. En sevdiğiniz ve sevmediğiniz 3 huyunuz<br />En sevdiğim huylarım (&ouml;v&uuml;nmek gibi olmasın ama 3'ten fazla sayacağım!<img src="http://www.blogcu.com/kaynak/img/blogcontent/smilie/asmile.gif" alt="G&uuml;l&uuml;ms&uuml;yor" title="G&uuml;l&uuml;ms&uuml;yor" border="0" />) d&uuml;r&uuml;st, &ccedil;alışkan, al&ccedil;akg&ouml;n&uuml;ll&uuml;, tarafsız ve gururlu oluşum. <br />En sevmediğim huylarım, &ccedil;oğu zaman sakin biri olmama rağmen, sinirlendiğimde &ouml;fkemi&nbsp; kontrol edememem&nbsp; ve gururlu oluşum. Gururlu olmayı hem sevdiğim hem de sevmediğim huylar grubuna yazdım. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; gurur bazen iyi bazen de k&ouml;t&uuml; sonu&ccedil;lara yol a&ccedil;ıyor. Bazen insana pire i&ccedil;in yorgan yaktırıyor; bazen kazandırıyor, bazen de kaybettiriyor. <br /><br />5. Gıcık olduğunuz 3 hareket<br />3 yeter mi hi&ccedil;! <img src="http://www.blogcu.com/kaynak/img/blogcontent/smilie/smiley-wink.gif" alt="G&ouml;z kırp" title="G&ouml;z kırp" border="0" />... Yalan ve sahtekarlık, gurursuz ve onursuz davranışlar, şımarıklık, egoizm, fanatizm; aşırı u&ccedil;larda gezinen, ılıman olmayan taraflı bakış a&ccedil;ısı; &ouml;nyargı, ırk&ccedil;ı hareketler, empati yoksunluğu, anlayışsızlık, saygısızlık, her t&uuml;rl&uuml; aşırılık, m&uuml;sriflik. <br /><br />6. Bu benim bug&uuml;ne kadar olan en kara g&uuml;n&uuml;md&uuml;, d&uuml;nya başıma yıkıldı ve bir daha ayağa kalkamam diye d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z olay <br />&Ouml;yle bir olay olmadı şimdiye kadar... &Ouml;l&uuml;mden başka herşeye &ccedil;are var.&nbsp; Aileme k&ouml;t&uuml; birşey olmadıktan sonra, hi&ccedil;bir olay d&uuml;nyayı başıma yıkacak kadar &ouml;nemli değil. Bunun dışında hi&ccedil;bir şey ayağa kalkmamı engelleyemez yani.&nbsp; <br /><br />Bu mimi, b&uuml;t&uuml;n blogcu arkadaşlarıma g&ouml;nderiyorum. Dileyen yanıtlasın, biz de zevkle okuyalım!..&nbsp; <br />]]></description>
            <author>sihirliyazilar</author>
            <category>MIM - ODUL</category>
            <pubDate>Thu, 26 Nov 2009 09:12:03 +0100</pubDate>
            <guid>http://sihirliyazilar.blogcu.com/yeni-bir-mim-daha/6300980</guid>
        </item>
        <item>
            <title>Ege&amp;#39;de yaşanmış ilginç olaylar - 7.bölüm</title>
            <link>http://sihirliyazilar.blogcu.com/ege-de-yasanmis-ilginc-olaylar-7-bolum/6251431</link>
            <description><![CDATA[Şeref Üsküp'ten öğrendiklerime dayanarak, Ege'de yaşanmış ilginç olayları aktarmayı sürdürüyorum. Ege Bölgesi, İzmir ve özellikle efelik kültürü hakkında daha geniş bilgi arayanlar, bunları Şeref Bey'in kitaplarında bulabilirler.<br><br>İzmir Körfezi'nde balina avı <img src="http://www.blogcu.com/kaynak/img/blogcontent/smilie/smiley-surprised.gif" alt="Şaşırmış" title="Şaşırmış" border="0"> <br><br><img src="http://img88.imageshack.us/img88/2678/balina769930886999410.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br><br>Çocukluğum ve gençliğim, İzmir Körfezi'nin pis kokusunu solumakla geçti diyebilirim.&nbsp; O leş gibi pis kokuyu duymamak için, o kapkara suyu görmemek için özellikle Salhane bölgesinden geçmemeyi yeğlediğim, geçmek zorunda kalma olasılığına karşı yanımda kolonyalı mendil taşıdığım günler hala dün gibi aklımda. Taa ki CHP'li Belediye Başkanımız rahmetli Ahmet Piriştina gelip de bizi bu dertten kurtarana kadar. Körfezin temizlenmesi projesi aslında çok eski yıllardan beri sözkonusuydu ancak hayata geçirilmesi ve sonuçlandırılması Sn. Piriştina'ya nasip olmuştu. Tam olarak sonuçlandırılamadı gerçi. Piriştina'nın asıl hedefi, körfezi denize girilebilecek kadar temiz hale getirip plajlar oluşturmaktı.&nbsp; O plajlardan birinde, ilk denize giren de kendisi olacaktı. Ne yazık ki kısmet değilmiş, ömrü yetmedi, olmadı...<br><br>Bugün körfezin şu hali için şükrediyoruz biz yine de. En azından deniz mavi-yeşil renkte ve kötü kokmuyor. Balık ve midye yetişiyor yine eskisi gibi, yenmeleri sağlık açısından uygun olmasa da.. En azından körfez yaşıyor; ölüyken dirildi sanki, tekrara yaşama geçti; sadece yüzmek olanaksız körfezde. Buna da şükür...&nbsp; Oysa çok eskiden, anne-babalarımızın zamanında, oysa o zamanlar... <br><br>O zamanlar bir başkaymış. Evlerin hemen dibinden denize girilirmiş. Körfezde balık çeşitleri öyle bolmuş, öyle bolmuş ki bu bolluk yunusları bile körfeze çekermiş. Yunus balıkları, çifter çifter körfezde gösteri yaparlarmış; İzmir halkı da zevkle bu gösterileri seyredermiş.&nbsp; Taa Güzelyalı'dan Bostanlı sahiline kadar bütün kıyı boyunu amatör balıkçılar kaplanmış. Gerçi körfez temizleme projesi sayesinde bugün de birçok amatör balıkçı görebilirsiniz sahil boyunca. Ama tuttukları ufak tefek (üstelik de sağlık açısından risk içeren) sardalyaları balıktan sayabilir misiniz, onu bilmem. <br><br>Evliya Çelebi'nin "Seyahatname"sinde sürüyle gördüğünü anlattığı balinalara gelince... Bunları artık Akdeniz'de bile görmek mümkün değilken, o "çok eskiden" diye bahsettiğim dönemde, bir balinanın İzmir Körfezi'ne girdiği görülmüş! Düşünebiliyor musunuz, bizim körfezde bir balina avı! <br><br>Balinaların keyiflerine düşkün yaratıklar olduğu söylenir aslında. Ringa balığı yemek için kutuplara, aşk yapmak için Karayipler'e, güneşlenmek için de Hint Okyanusu'na giderlermiş... Öyle ise bizim körfezde ne işin vardı&nbsp; be zavallı garip balinacık? Herhalde yolunu şaşırıp da düştün buralara; bak ava giderken avlandın! <br><br>Egeli kovboylar<br><br><img src="http://img39.imageshack.us/img39/5118/s600012280045738007833.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br>İzmir-Ödemiş'in Bozdağ yaylası <br><br>Ege'nin en yüksek yaylası olan Yuntalanı, yazın zümrüt yeşili çayırlarıyla, kışın bel boyunda karıyla&nbsp; "yaylaların yaylası" olarak nam salmıştır. Ödemiş'in Bozdağ köyünün yaylası olan Yuntalanı'nı, Bozdağ köylüleri otlak olarak kullanırlar. <br><br>Geçmişte, köylülerin ortak olarak aldıkları aygır ve kısraklar, sürü halinde Yuntalanı yaylasına salıverilir, burada kendi başlarına çoğalırlardı. Zamanı gelince kısrak sahipleri atlarına binerek ellerine aldıkları kement benzeri aletlerle yaylaya, taylarını yakalamaya giderlerdi. Kısrağın yanında ayrılmayan tayın, o kısrağın yavrusu olduğu anlaşılır ve sahibi, diğer arkadaşlarının da yardımıyla tayını bu kementlerle yakalamaya çalışırdı. Vahşi tayları yakalamak çok zor ama eğlenceli bir işti. Yakalanan taylar köye getirilip terbiye edilirler, ehlileştirilerek işlerde kullanılırlardı. Bu ilginç gelenek de egeli kovboylar da unutulup gittiler... &nbsp; <br><br>Şeyh Bedreddin, Tire'de komünizmi yaydı<br><br><img src="http://img67.imageshack.us/img67/8404/seyhbedreddin8477941847.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><img src="http://img389.imageshack.us/img389/5347/2416019490390609042858.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br>1420'de Makedonya'daki Serez çarşısında asılan Şeyh Bedreddin (solda)...... Tire'deki İbni Melek türbesi. İbni Melek'in adı ayrıca Tire'de bir caddeye de verildi. (sağda)&nbsp; <br><br><br>Dünya tarihinde komünist düşünceyi ilk uygulayanlardan biri olan Simavna Kadısı Şeyh Bedreddin, 15. yüzyılın başlarında geniş kitleler üzerinde etkili oldu. Öyle ki, Şeyh Bedreddin'in halifesi Börklüce Mustafa bile ondan etkilenerek, Karaburun yarımadasını ayağa kaldırıp onbin kişi ile İzmir'e doğru inerken şöyle söylüyordu:<br>---- Karılarımız hariç, herşey ortak olmalı!&nbsp; <br>Bu sözler, Şeyh Bedreddin'in komünizm konusunda insanlar üzerinde ne kadar etkili olduğunun açık bir göstergesi adeta. <br><br>Şeyh Bedreddin, Tire'ye fikirlerini yaymak için gelmişti. Bu dönemde Tire'de İbni Melek olarak da tanınan İzzettin Ferişte adlı 100 yaşında bir alim yaşıyordu. Küçük Menderes yöresinin en zengini olan İbni Melek, bazen bütün Tire'nin vergilerini tek başına öder, Sünni lider olarak yörede çok sevilir, sayılırdı. <br><br>Şeyh Bedreddin, hedef olarak Tire'nin en güçlü kişisi olan İbni Melek'i seçti. Böyle güçlü bir kişiyi alt edecek kadar kendine güveniyordu. Gerçekten de istediği oldu. Kısa zamanda komünizm felsefesini&nbsp; yöreye yaymayı başardı. Aleviler, etnik unsurlar ve fakir Sünniler'i kendi cephesine çekti. Öyle ki İbni Melek gözden düştü, yalnız kaldı; hatta eziyet görüp<br>taşlandı. Taşlanan yaşlı adamın, üzüntü içerisinde şöyle dediği duyuldu:<br>"La hayra fi umurihim<br>Ne uzu billahi min şururihim"<br>(İşlerinde hayır görmesinler; ben onların şerrinden Allah'a sığınırım)<br><br>Dünyanın dönmediğini iddia eden İzmirli <img src="http://www.blogcu.com/kaynak/img/blogcontent/smilie/excl.gif" alt="Ünlem" title="Ünlem" border="0"><br><br><img src="http://img97.imageshack.us/img97/3411/sarkac97696939807161.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><img src="http://img97.imageshack.us/img97/8499/galileosustermans996855.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br>Galileo Galilei, hayatını kurtarmak için dünyanın dönmediğini kabul etmek zorunda kalmıştı. <br><br>İzmirli amatör gökbilimci Ramazan Fahrettin Işığan, 50 yıl boyunca dünyanın dönmediğini iddia edip durdu. Aya bile gidilip uzay hakkında yepyeni bilgiler ortaya çıkarılmasına karşın, bu konudaki ısrarından asla vazgeçmedi!<br><br>Işığan'a göre, Kopernik yüzyıllar boyunca insanlığı aldatmıştı. Dünyanın dönmediğine kesin olarak inanan Işığan, bu düşüncesini&nbsp; kanıtlayabilmek için 1953'te bir kitap bile bastırıp bilim alemine sundu ama ne hikmetse (!?) bilim aleminden olumlu bir yanıt alamadı bir türlü...&nbsp; Hatta pes etmeyerek, dünyanın dönmediği tezini, Ankara'da bilim adamlarından oluşan bir komisyona anlatmaya bile kalkıştı. Öyle ki kürsüye bir yığın dosya ile çıkınca, bu işin çok uzayacağından korkan üyeler, kendisine tanıyacakları zamanı sadece 10 dakika ile sınırlandırdılar. Bunun üzerine Işığan, "Sizler bir dersinizi günlerce anlatırken, ben koskoca varsayımı nasıl 10 dakikada anlatayım?" diyerek kürsüyü&nbsp; terketti. <br><br>Işığan'a göre; Galilei de "Dünya yuvarlaktır" dediğinde alay edilmiş, zindanlara atılmış ve sonunda varsayımını geri almak zorunda kalmıştı.&nbsp; Bu durumda&nbsp; kendisi de "Dünya dönmüyor" dediğinde kimsenin inanmaması doğaldı.&nbsp; <img src="http://www.blogcu.com/kaynak/img/blogcontent/smilie/asmile.gif" alt="Gülümsüyor" title="Gülümsüyor" border="0">&nbsp;&nbsp; "Bir sivrisinek bile uçarken ses verir. Dünya, saniyede 29,8 kilometre hızla hem Güneş'in hem de kendisinin çevresinde, üzerinde bütün bu canlılar ve eşyalar olduğu halde dönecek de ses vermeyecek olur mu hiç?&nbsp; Dönen topacın üzerine birşey koyun bakalım, durur mu?" diye açıklıyordu iddiasını. &nbsp; <br><br>Kendi ailesinden dahi hiçkimseyi buna inandıramayan Işığan, yine de pes etmedi. Bu röportaj yapıldığında (17 yıl önce) yaklaşık 90 yaşındaydı ama yine de&nbsp; "Ölmeden önce inşallah bu iddiamın dünyaca kabul edildiğini göreceğim" diyordu!&nbsp;]]></description>
            <author>sihirliyazilar</author>
            <category>EGE'DE ILGINC OLAYLAR</category>
            <pubDate>Thu, 26 Nov 2009 09:12:03 +0100</pubDate>
            <guid>http://sihirliyazilar.blogcu.com/ege-de-yasanmis-ilginc-olaylar-7-bolum/6251431</guid>
        </item>
        <item>
            <title>Ege&amp;#39;de yaşanmış ilginç olaylar - 6.bölüm</title>
            <link>http://sihirliyazilar.blogcu.com/ege-de-yasanmis-ilginc-olaylar-6-bolum/6186305</link>
            <description><![CDATA[Şeref Üsküp'ten edindiğim bilgilere dayanarak Ege'de yaşanmış ilginç olayları aktarmaya devam ediyorum. Bu arada Ege Bölgesi, İzmir ve efelik kültürü hakkında geniş bilgi edinmek isteyenlerin, bunları kendisinin kitaplarında bulabileceklerini bir kez daha hatırlatmak istiyorum.&nbsp; <br><br>"Arslanlar" köyü, az kalsın "Fareler" köyü olacaktı! <img src="http://www.blogcu.com/kaynak/img/blogcontent/smilie/smiley-wink.gif" alt="Göz kırp" title="Göz kırp" border="0"> <br><br><img src="http://img22.imageshack.us/img22/4185/aab459faca243c418b074c7.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br>Eski İzmir Valisi Kazım Dirik Paşa, Atatürk'ün yakın arkadaşları arasında yer alıyordu (en sağda)<br><img src="http://img42.imageshack.us/img42/7493/kazimdirik5259897.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br><br>Atatürk'ün yakın arkadaşı Kazım Dirik Paşa, İzmir valiliği yaptığı dönemde, kente çok şey kazandırdı. Her köye okul, yol, köprü yapmak ve su getirmek için gece gündüz demeden çalıştı; haftanın dört günü köy köy, kasaba kasaba dolaştı.&nbsp; Ancak bütün işlerin vilayetin dar bütçesiyle yapılması mümkün olmadığından, genellikle halk imece usulü çalışarak yardım ederdi.<br><br>Kazım Dirik Paşa'nın yolu bir gün İzmir'in Torbalı ilçesine bağlı Arslanlar köyüne düştü. Paşa'yı kahvede ayranlar ikram ederek ağırlayan köylüler, kendisinden&nbsp; köye bir okul yaptırmasını istediler.&nbsp; Zaten her köye bir okul yaptırmayı amaçlayan Paşa, bu isteği çok olumlu karşıladı ve köylülere "Malzemeyi hemen göndereceğim. Siz mevcut plana göre temelleri kazmaya başlayın. Ben 15 gün sonra tekrar geleceğim" dedi. <br><br>Dedi demesine de, 15 gün sonra geldiğinde köylülerin temelleri kazmak şöyle dursun, işe başlamamış olduklarını gördü. Özür dileyen muhtara bir şans daha verdi. Yine 15 gün sonra geleceğini, malzemenin de yolda olduğunu söyledi. <br><br>Ama ne fayda! O&nbsp; dönemde tütün kırımı ile meşgul olan Arslanlar köyü halkı, imece usulü ile okul yapımına bir türlü zaman ayıramadı. Paşa, 15 gün sonra köye gelip de yine işe başlanmamış olduğunu görünce doğal olarak küplere bindi! Köylüleri inşaat yerine toplayarak şöyle dedi:<br><br>---- Benden okul istediniz. Kabul ettim, malzeme gönderdim. Ama sizde hiçbir çaba yok. Son kez olarak sizlere bir şans daha vereceğim. Okulların açılmasına 3 ay kaldı. Bu 3 ay zarfında okulu bitireceksiniz; gelip açılışı yapacağım, çocuklarımız okula başlayacak. Yine yapmaz ya da geciktirirseniz, "Arslanlar" olan köyünüzün adını "Fareler" olarak değiştirerek sizi cezalandıracağım.<br><br>Paşa, dediğini yapan bir adamdı. Bu işin şakası olmazdı yani. Kim "arslan" yerine "fare" diye anılmak ister ki? Köylüler, bu sözleri ciddiye alarak telaşa kapıldılar. Var güçleriyle çalışarak 3 ay içinde okulu bitirdiler! Paşa da gelip açılışı yaptı. Demek ki neymiş; isteyince bal gibi de oluyormuş, herşeye zaman bulunabiliyormuş. &nbsp; <br><br>Türkiye'nin ilk gece futbol maçı, İzmir-Ödemiş'in Adagüme köyünde, otomobil farlarıyla aydınlatılan sahada oynandı <img src="http://www.blogcu.com/kaynak/img/blogcontent/smilie/excl.gif" alt="Ünlem" title="Ünlem" border="0">&nbsp; <br><br><img src="http://img89.imageshack.us/img89/5605/eskiizmirvalisikazimdir.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br>Dönemin İzmir Valisi Kazım Dirik, Karşıyaka takımının bir Macar takımıyla yaptığı maçı seyrederken (soldan üçüncü - 4 Temmuz 1930)<br><br>Meşhur İzmir valimiz Kazım Dirik Paşa'yla ilgili bir ilginç olay daha... Tek partili dönemin geniş yetkili valisi olarak yalnızca yol, okul, köprü, suya değil, spora da çok önem veriyordu Kazım Paşa. Daima gençleri spor yapmaya teşvik etti. Zamanın modası golf pantolonu, spor ceketi, kasketini giyerek 1927 model Ford marka makam arabasına atladığı gibi Ege'nin en uzak köylerine bile denetime giderdi. <br><br>1935 yılı Ekim ayında Ödemiş ve köylerini içeren 3 günlük bir denetim gezisine çıktı. Ödemiş'in Adagüme ve Bademye köyleri arasında iddialı bir futbol maçı oynanacaktı. Maç saat 16.00'da, Adagüme köyündeki bir çayırda yapılacak; Paşa da maçı seyredecekti. 3 arabalık bir konvoyla yola çıktı. Ama yol üzerindeki köylere de uğrayan Paşa, zamanında Adagüme'ye varamadı. Vardığında da geç olmuş, güneşin batmasına az bir zaman kalmıştı. <br><br>Herşeye rağmen, Paşa'nın talimatıyla maç başladı.&nbsp; Sonlara&nbsp; doğru hava iyice kararmaya başladı. İşte o anda, yine Paşa'nın emriyle, maç sahasının 3 köşesine çekilen 3 otomobilin&nbsp; farları ve yan projektörleri sahaya çevrilip yakıldı! Böylece saha yeterince aydınlatılmış oldu. Türkiye'nin ilk gece maçı, işte bu koşullar altında gerçekleştirildi!..&nbsp; <img src="http://www.blogcu.com/kaynak/img/blogcontent/smilie/smiley-surprised.gif" alt="Şaşırmış" title="Şaşırmış" border="0">&nbsp; &nbsp; <br><br>Yağmur değil&nbsp; adeta "para yağmuru"! <br><br><img src="http://img19.imageshack.us/img19/2259/p1020329av2.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br>Antik para<br><br>Egeli üreticiler, mevsiminde ve zamanında yağan yağmura sevinerek "Gökten altın yağıyor" diye bayram yaparlar, değil mi? Antik bölgelerde yaşayanlar ise hem bereketli mahsul için hem de toplayacakları antik paralar için sevindiklerinden çifte bayram yaparlardı. Gökten asıl onlar için altın yağardı desek yanlış olmaz. <br><br>Birkaç gün süren sağanak yağmurdan sonra, bazı bölgelerde eski para toplamaya çıkarlardı.&nbsp; Yağan yağmur toprakların bir kısmının akıp gitmesine neden olurken, ağır ve yağmur sularıyla akıp gitmeyen, yüzeye yakın antik paralar gün ışığına çıkarak kolayca toplanırlardı. Genellikle altın, gümüş sikkeler toplanırken, "mangır" denen diğer madenlerden yapılmış paralar önemsenmez, oynamaları için çocuklara verilirdi. Hemen her yağmurdan sonra para toplamaya koşan kimseler vardı ki bunlara "defineci" denirdi. <img src="http://www.blogcu.com/kaynak/img/blogcontent/smilie/asmile.gif" alt="Gülümsüyor" title="Gülümsüyor" border="0"><br><br>Ege'de yağmur sonrası eski para toplamaya çıkma adeti, bazı bölgelerde hala sürüyor. Yalnız&nbsp; artık, "mangır"lar da değerli oldu.&nbsp; Hatta altından da daha değerli. Ancak 1983'de çıkan "Tarih ve Kültür Varlıklarını Koruma Kanunu" ile koruma altına alınmış antik paraları bu şekilde&nbsp; toplamanın yasal olmadığını hatırlatmak istiyorum.&nbsp; Para yağmuru, ceza yağmuruna dönüşmesin sonra... Lütfen dikkat diyorum "defineci"lere. Konuyla ilgili olarak müze yetkililerinden bilgi almayı ihmal etmeyin. <br><br>Altay'ın eski başkanı Rıdvan Burteçini, savaşta kurtarıldığına sevinemedi <img src="http://www.blogcu.com/kaynak/img/blogcontent/smilie/sad.gif" alt="Üzgün" title="Üzgün" border="0"><br><br><img src="http://img22.imageshack.us/img22/4026/07ege61065506111520.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br>Rıdvan Burteçin'i 2000 yılında, 74 yaşında iken kaybettik <br><br>Uzun yıllar boyunca Altay'da yöneticilik yapmış, "lejyoner "işadamı Rıdvan Burteçin, Altay için büyük paralar harcamaktan kaçınmadı. "Yahu biraz da bize" diye kendisine takılan Şeref Üsküp'e ise "Altay'da param kalmaz ama senden geri alacağım şüphelidir" diye karşılık verirdi hep. Aralarında tatlı bir dostluk vardı. Ama Burteçin'in Fransız Lejyonu'na yazılıp savaşmak üzere Hindiçini'ye gitmesine, Şeref Üsküp bir türlü akıl sır erdiremedi. <br><br>Hindiçini'de, Fransızlar'ın safında Vietnamlılar'a karşı savaşırken, işe Çinliler de karışınca, durum daha da tehlikeli bir hal aldı. Burteçin, ayağından yaralanarak Çinliler'e esir düştü. Öldürülmeyi beklerken bayıldı. Ayıldığında bir de ne görsün! Çinliler, yarasını sarmışlar, yiyecek veriyor, kendisine iyi davranıyorlar! <br><br>Ama savaş bu... Ertesi gün Fransızlar o siperleri geri alarak esirleri kurtardılar. Tabii&nbsp; Rıdvan Burteçin'i de... Doğal olarak çok sevinmesi gerekirdi değil mi? Ancak sevinemedi. Zira Fransızlar, Burteçin'i tedavi eden, aç bırakmayan Çinli askerleri öldürdüler. <br><br>Empati yapar, kendimizi Burteçin'in yerine koyarsak, neler hissettiğini kolayca anlayabiliriz. Kim olursa olsun, savaşta bize bakan, iyi davranan, yiyecek veren insanların gözümüzün önünde öldürüldüklerine tanık oluyoruz. Zor bir durum, öyle değil mi? Bu buruk "kurtarılış"tan, Burteçin'e iki şey kaldı: 1. Fransız Hükümeti'nin verdiği "legion d'honneur" (lejyon donör) üstün hizmet nişanı 2. Çinliler'e karşı duyduğu sevgi... Bu olay, ister istemez bana günümüzün Çinliler'ini ve onların Uygur Türkleri'yle olan "sevgi dolu" (!?) ilişkilerini çağrıştırdı. Nerdeeen nereyeeee!..&nbsp; <br><br> <br>]]></description>
            <author>sihirliyazilar</author>
            <category>EGE'DE ILGINC OLAYLAR</category>
            <pubDate>Thu, 26 Nov 2009 09:12:03 +0100</pubDate>
            <guid>http://sihirliyazilar.blogcu.com/ege-de-yasanmis-ilginc-olaylar-6-bolum/6186305</guid>
        </item>
        <item>
            <title>Ege&amp;#39;de yaşanmış ilginç olaylar - 5.bölüm</title>
            <link>http://sihirliyazilar.blogcu.com/ege-de-yasanmis-ilginc-olaylar-5-bolum/6121266</link>
            <description><![CDATA[Şeref Üsküp'ten öğrendiklerime dayanarak, Ege'de yaşanmış ilginç olayları sizlerle paylaşmaya devam ediyorum. Ege Bölgesi, İzmir ve efelik kültürü hakkında geniş bilgiyi kendisinin kitaplarında bulabilirsiniz.<br><br>Evliya Çelebi&nbsp; "Şefaat Ya Resulallah!" diyeceğine "Seyahat Ya Resulallah!" derse... &nbsp;&nbsp;&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; <br><br>&nbsp;<img src="http://img401.imageshack.us/img401/5331/250298625ddb050a441a752.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br>Evliya Çelebi, gezdiği yerleri çekici üslubuyla ünlü "Seyahatname"sinde anlatır&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; <br>Ünlü seyyahımız&nbsp; Evliya Çelebi'nin gençliğinde gezmediği yer, katılmadığı savaş kalmamıştı. 17. yüzyılda bütün Osmanlı İmparatorluğu'nu ve komşularını gezdi ve gördüklerini ünlü "Seyahatname"sinde, biraz da "hayal gücü ve mübalağa" katarak&nbsp; tatlı tatlı anlattı.&nbsp; Aslında bunu doğal karşılamak gerekir. Zira çoğu yazar, yazdığı gerçekleri bir parça hayal gücü ile süsler ki okuyuculara daha ilgi çekici gelsin. Aksi takdirde kupkuru gerçekleri okumak, kimseye fazla bir tat vermez diye düşünüyorum. Her neyse... Demek istediğim şu ki Evliya Çelebi'nin yazdıkları arasında hangi bölümlerin tamamen gerçek, hangi bölümlerin ise mübalağa-espri olduğunu kesin olarak bilemeyiz. Bu nedenle, Evliya Çelebi'nin başından geçenleri, yine onun bakış açısıyla verelim gitsin en iyisi... <br><br>Yaşı iyice ilerleyen Evliya Çelebi'nin gördüğü rüyalar da oldukça enteresanmış.&nbsp; Örneğin gençliğinde bir gece rüyasında Peygamber Efendimiz'i (S.A.V.) görür. Hemen ayaklarına kapanarak şefaat istemeye yeltenir ama dili sürçer, "şefaat" diyeceğine "seyahat" deyiverir! Düşünün ki "Şefaat Ya Resulallah!" diyeceğine "Seyahat Ya Resulallah!" demiş bulunur! Bu olaydan sonra Evliya Çelebi hep şöyle düşünür: "Allah'tan, peygamberimiz aracılığıyla bağışlanmamı isteyeceğime yanlışlıkla seyahat etmeyi istemiş oldum ve duam kabul oldu.&nbsp; İşte bu yüzden bütün ömrüm seyahatle geçiyor." !!!<br><br>Yaşlılık yıllarında ise hacca gitmek üzere İstanbul'da hazırlık yaparken, rüyasında babasını görür bu kez. Rüyada babası, Evliya Çelebi'nin kulağını çekerek ensesine okkalı bir pehlivan tokadı yapıştırarak "Hac görevini gemi ile yap! Tanrı yardımcın olsun!" der. Gördüğü bu rüyayı da önemseyen Evliya Çelebi,&nbsp; hacca deniz yoluyla gitmeye karar verir.&nbsp; Bindiği gemi Marmara'yı, Çanakkale Boğazı'nı geçerek Ege Denizi'nde seyrederken, adalar arasında geyiklerin yüzdüğüne tanık olur. Ancak bu güzel seyahat, Sisam adası civarında uğradıkları korsan saldırısı yüzünden bozulur ve Sığacık limanına sığınmak durumunda kalırlar...&nbsp; <img src="http://www.blogcu.com/kaynak/img/blogcontent/smilie/sad.gif" alt="Üzgün" title="Üzgün" border="0">... Evliya Çelebi'nin rüyaları pek de hayra alamet değildi galiba!..&nbsp; <br><br>O dönemde, Ege ormanlarında "Akdeniz Parsı" diye adlandırılan, bugün "kaplan" dediğimiz hayvanlardan çok fazla sayıda vardır. Bir gece Evliya Çelebi ve arkadaşları dağda gezinirken, karşılarına yakaladığı mandanın ciğerini sökmekle meşgul bir kaplan çıkar. Mandanın işini bitiren kaplan, bu kez de Çelebi'nin grubuna yönelir ama adamların tüfekle ateş açmaları sonucu kaçar. O sırada gök gürlemesi gibi bir ses duyarlar. Bir de bakarlar ki kaçan pars, bu kez de başka bir parsla boğuşuyor. İki parsın boğuşması, birbirlerini öldürmeleriyle sonuçlanınca, Çelebi'ye bu parsların derilerini yüzüp almak kalır!..&nbsp; <img src="http://www.blogcu.com/kaynak/img/blogcontent/smilie/smiley-laughing.gif" alt="Kahkaha" title="Kahkaha" border="0"><br><br>Bir başka olur İzmir'in yangınları! <br><br><img src="http://img401.imageshack.us/img401/1132/izmirtarihiyangin625222.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br>1922'de Yunanlılar'ın İzmir'den kaçarken çıkardıkları tarihi yangın <br><br>Eskiden İzmir'de çıkan yangınlar, afili delikanlılar tarafından bağırıp çağırarak etrafa haber verilirdi. "Yaaannggıııın çıııktıııı! Yaaaangııın&nbsp; vaaar!" şeklinde!.. İzmir'in eski belediye başkanlarından Cahit Günay'ın babası İbrahim Bey ise eski itfaiye kumandanı olarak şehre sembol olmuş bir kişiydi. Mesleğine son derece aşık olup yangın yerlerine geliş ve gidişlerinde halktan alkış toplamasıyla ünlüydü. Evet, alkış! Öyle ki bazen halk yangını bile unutup, İbrahim Bey'in açıklamalarını dinlemeye kaptırırdı kendini! <br><br>İbrahim Bey, kendi köyünden seçip getirttiği itfaiye erlerine baba şefkati gösterirdi hep. Ama aynı zamanda askeri disiplin de uygulardı! 30 yıl boyunca İzmir itfaiyesinin başında bulunan İbrahim Bey'in şansı yardım etmiş olmalı ki o dönemde çok büyük yangın felaketleri yaşanmadı. İbrahim Bey'in adı belleklerde "alkış toplayan itfaiye kumandanı" olarak kaldı.&nbsp; <img src="http://www.blogcu.com/kaynak/img/blogcontent/smilie/heart.gif" alt="Kalp" title="Kalp" border="0"><br><br>Gelir arayışındaki Osmanlı, Ege'deki "sülük"lerden bile medet umdu! <br><br><img src="http://img197.imageshack.us/img197/2324/suluk3171737.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br>Bugün&nbsp; de ABD, Kanada, Macaristan, Almanya ve İsrail'e sülük ihraç ediyoruz <br><br>1843 yılında, Padişah Abdülmecit'in fermanı üzerine; Saruhan (Manisa), Aydın, Menteşe (Muğla) ve İzmir civarındaki göl ve dere yataklarında bulunan sülüklerin&nbsp; toplama hakkı bir İngiliz firmasına bir yıllığına satıldı. Ve bunun karşılığında 50.000 kuruş alındı. <br><br>O devirde 1 adet inek 130 kuruş, 8 dönüm bağ 400 kuruş, güzel bir cariye 1200 kuruş, oturulabilir bir ev 200 kuruş ediyordu. ---- Bu arada,&nbsp; güzel bir cariyenin tam 6 adet ev değerinde olmasına ne demeli bilmem ki!----&nbsp; Yani 50.000 kuruş, yaklaşık 385 adet inek anlamına geliyordu. Bu kadar bir para, koskoca Osmanlı İmparatorluğu'nun hangi derdine deva olabilecekti ki? Batı'dan yeni yeni borç almaya başlamış olan Osmanlı, gelir arayışı içinde çırpınıyor ve Ege'deki sülüklerden bile medet umuyordu! <br><br>Kaldı ki sülük toplama işinin İngilizler'e verilmesi, sülüklerin Avrupa'ya satılması anlamına geliyordu. Avrupa, oldukça zahmetli olan bu sülük işini göze almıştı. Demek ki o dönemde Avrupa umudunu Ege'nin bu kan emici hayvancıklarına, Osmanlı ise "sinekten yağ çıkarırcasına" gelecek 50.000 kuruşa bağlamıştı!&nbsp; <img src="http://www.blogcu.com/kaynak/img/blogcontent/smilie/smiley-surprised.gif" alt="Şaşırmış" title="Şaşırmış" border="0"><br><br>150 yıl önce Ödemiş'te leylekler için vakıf kuruldu<br><br><img src="http://img197.imageshack.us/img197/7087/2761239784594leylek3254.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br>Ödemişli Hacı Mustafa, hayvanlar için vakıf kuran ilk kişi olarak tarihe geçti <br><br>Bildiğimiz gibi, kelaynaklar gibi nesli tükenmekte olan hayvanlar için çeşitli vakıflar kuruldu. Ancak hayvan sevgisi uğruna vakıf kurma işinin öncüsü Ödemişli Hacı Mustafa adlı bir kişiydi. Ödemiş'te kalan leyleklerle ilgili bir vakıf kurmuştu. Yüreği hayvan sevgisiyle dolu olan Hacı Mustafa ve arkadaşları; göç edemeyen, yaralı, hasta leylekleri toplayarak vakıf binasında bakıyor, tedavi ediyorlardı. Kış geçip de ilkbaharda diğer leyleklerin dönüşüne kadar, hasta leylekleri burada barındırıyorlardı.&nbsp; <img src="http://www.blogcu.com/kaynak/img/blogcontent/smilie/heart.gif" alt="Kalp" title="Kalp" border="0"> &nbsp;]]></description>
            <author>sihirliyazilar</author>
            <category>EGE'DE ILGINC OLAYLAR</category>
            <pubDate>Thu, 26 Nov 2009 09:12:03 +0100</pubDate>
            <guid>http://sihirliyazilar.blogcu.com/ege-de-yasanmis-ilginc-olaylar-5-bolum/6121266</guid>
        </item>
        <item>
            <title>Ege&amp;#39;de yaşanmış ilginç olaylar - 4.bölüm</title>
            <link>http://sihirliyazilar.blogcu.com/ege-de-yasanmis-ilginc-olaylar-4-bolum/6056143</link>
            <description><![CDATA[Şeref Üsküp'ten edindiğim bilgilere dayanarak, Ege'de yaşanmış ilginç olayları nakletmeyi sürdürüyorum. Ege Bölgesi, İzmir ve efelik kültürü hakkında geniş bilgi arayanlar, bunları kendisinin kitaplarında bulabilirler...<br><br>Halikarnas Balıkçısı, kendi diktiği kahve ağacını balta ile parçaladı!<br><br><img src="http://img42.imageshack.us/img42/9310/igf8ma17208521723918.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br>&nbsp;Kahve ağacı konusu fiyaskoyla sonuçlandı<br><br>Daha önceki bölümlerde, Cevat Şakir Kabaağaçlı yani nam-ı diğer Halikarnas Balıkçısı'nın enteresan bir kişilik olduğuna şahit olmuştuk hep beraber! <img src="http://www.blogcu.com/kaynak/img/blogcontent/smilie/wacko.gif" alt="Çilgin" title="Çilgin" border="0">&nbsp; Hani "nevi şahsına münhasır" derler ya, aynen öyle!&nbsp; Bu bölümde de kendisinin başından geçen bir başka ilginç olayı aktarmak istiyorum:<br><br>1925 yılı civarında Bodrum'da sürgüne gönderilen Halikarnas Balıkçısı, Bodrum'u o kadar sevdi ki cezası bittikten sonra da orada kalmaya devam etti. Eee, haklı tabii; beni de sürgün yeri diye Bodrum'a gönderseler, ben de kalırdım herhalde!.. Neyse, biz ilginç olayımıza dönelim... Bodrum'da kaldığı süre zarfında tam bir yeşilci kesilen Halikarnas Balıkçısı, Bodrum'u ağaçlandırmak için gönüllü çalışmalarda bulundu. Önce greyfurt, daha sonra da kahve ağacı yetiştirmeye kalkıştı!<br><br>Greyfurt tamam da, kahve ağacı yetiştirme konusu tam bir fiyaskoyla sonuçlandı. Şöyle ki, taaa Brezilya'dan getirttiği kahve fidanını evinin bahçesine dikerek özenle bakmaya başladı.&nbsp; Ve nihayet kahve ağacı ilk ürününü verdi; tam bir kilo kahve!.. Ancak o dönemde kahve de sigara gibi devlet tekelindeydi.&nbsp; Neyse ki Ankara ile yaptığı yazışmaların da olumlu sonuç vermesiyle bu engeli de aşmış oldu. Belki de bir ödül bile sözkonusu olacaktı. Herşey yolunda gidiyor, Halikarnas Balıkçısı sevinçten yerinde duramıyordu artık! Ta ki Ankara, kahveyi incelemesi için bir eksper göndermeye karar verene kadar! Elde edilen ürün miktarı tesbit edilecek ve bunu sahibinin kullanmasına izin verilecekti amaaa.. Eksperin gidiş-dönüş yol parası ile harcırahının, ağaç sahibi tarafından derhal ödenmesi şartı ile!..<br><br>Bunu öğrenip öfkelenen Halikarnas Balıkçısı'nın ne yaptığını tahmin edebiliyorsunuz herhalde! Baltayı kaptığı gibi soluğu kahve ağacının yanında aldı. Ağacı paramparça ederek sorunu&nbsp; "kendine özgü bir şekilde" çözüverdi! <img src="http://www.blogcu.com/kaynak/img/blogcontent/smilie/ohmy.gif" alt="Sasirdim" title="Sasirdim" border="0"><br><br>Ege'de esir ticareti ve Çerkez cariyeler<br><br><img src="http://img512.imageshack.us/img512/2729/1148239081cariyerep1867.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br>Cariyeler, güzellikleri ile efendilerini cezbediyorlardı<br><br>Esir ticareti 17. yüzyılda tüm dünyada yasaklanmış olmasına karşın, Osmanlı İmparatorluğu'nda el altından simsarlar yoluyla devam ediyordu.&nbsp; Ege'nin&nbsp; esir pazarı Uzunada'daydı. Günümüzde&nbsp; askeri amaçla kullanılan, sivillerin girmesinin yasak olduğu Uzunada'da o zamanlar zenci köleler ve Çerkez cariyeler alınıp satılırdı. <br>--- Uzunada, İzmirliler'in yaz boyunca vapur ile giderek kumsallarından yararlandıkları Yassıcaada'nın -ya da diğer adıyla Alman Adası'nın- kuzeyinde yer alıyor. ----<br><br>Uzunada'daki esir pazarına, yalnızca esir tüccarları gelebilirdi. Bir köleye sahip olma durumu ömür boyu sürerdi; köle, ancak efendisi tarafından azat edilirse özgür kalabilirdi. Aslında zengin evlerinde rahat bir yaşam süren bu köleler, azat edilmeyi de istemezlerdi pek. Ne de olsa aile içerisinde, o dönemi yansıtan filmlerde de gördüğümüz gibi,&nbsp; bacı kalfa, ağa ya da cariye gibi ayrıcalıklı konumlara sahiptiler. <br><br>Kafkasya'dan getirilen dillere destan güzellikteki Çerkez cariyeler, efendilerinin gözdesi haline gelirlerdi. Hatta diğer karıları (!)&nbsp; izin verdiği takdirde, efendinin cariyesi ile evlenip çoluk çocuğa karıştığı da olurdu. <br><br>1810 yılında esir ticareti, Osmanlılar'da da son buldu. Zira bir şeyhülislam fetvasıyla resmen yasaklandığından tarihe karıştı. Geriye ne esirler kaldı, ne de esir pazarları...&nbsp; O günlere tanıklık eden Uzunada'daki harabe esir pazarı binası, mermer sütunlar ve mermer avlu haricinde tabii...<br><br>Ege'nin ilk gazozu Tire'de üretildi<br><br><img src="http://img214.imageshack.us/img214/5691/cincibirreklam293818829.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br>Portakallı Cincibir, tadını içen bilir...<br>İzmir'in 70'li yıllardaki gazozu Cincibir, yazlık sinemalarda bolca tüketiliyordu<br><br>Yaz aylarında serinlik veren, Fransızca "gazeux" sözcüğünden gelen, içinde karbon gazı bulunduran "gazoz" içeceğini, Egeliler ancak 1932'de&nbsp; tanıdı. Önceleri Yunan adalarından getirilerek meraklılarına satılan gazoz, daha sonraları Rumeli muhacirlerinden Ahmet Rıfat Efendi tarafından Tire'de imal edilerek satılmaya başlandı. Hatta İzmir'e de kasalar halinde Tire'den gönderildi ki İzmirliler'in gazozla tanışması da bu şekilde oldu. <br><br>O zamanlar, gazoz kapakları şimdiki gibi tenekeden değildi. Şişenin ağzı lastikli idi ama gazozun gazının kaçmaması için, şişenin içinde, ağzına yakın kısmında cam bilye bulunurdu. Karbon gazının yarattığı basınç cam bilyeyi şişenin lastikli ağız kısmına doğru iter ve şişenin ağzını kapayarak gazın kaçmasına engel olurdu. <br>&nbsp; <br>Zamanla gazoz imalethaneleri çoğalarak "gazozcu esnafı" ortaya çıktı.&nbsp; Günümüzde ise gazoz üretimi dev holdinglerin gazoz fabrikaları taafından yapıldığından,&nbsp; sokaklarda "Gazooooozzzcuuuu!" diye bağırarak dolaşan satıcıların sesleri artık sadece nostaljik bir anı olarak kaldı. Tıpkı başka birçok şey gibi!.. &nbsp; &nbsp; &nbsp; <br><br>Egeliler, akrep sokmasına karşı çok geçerli yöntemler (!?) keşfettiler <img src="http://www.blogcu.com/kaynak/img/blogcontent/smilie/biggrin.gif" alt="Siritiyor" title="Siritiyor" border="0"><br><br><img src="http://img42.imageshack.us/img42/2050/zehirlikahverengiakrep3.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br>Akrep sokması, bazen ölüme bile neden oluyordu&nbsp; <br><br>Çengel biçimindeki iğnesi ile soktuğu canlıları kıvrandıran, felç eden hatta bazen de öldüren akrep, Ege ovalarının korkulu rüyasıydı. Yılanın bile akrepten korktuğu, akrebin insanoğlu ve balinadan sonra intihar eden 3. canlı olduğu söylentileri kol geziyordu.<br><br>Yine söylentilere göre; eğer akrep son 3 içinde hiçkimseyi sokmadan sizi sokarsa, içinde fazlaca zehir biriktirmiş olduğundan, sizi 4 saat sürecek kuvvetli bir ağrı bekliyor demekti. Yok eğer son üç gün içinde başkasını sokmuş da öyle sizi sokmuşsa, çekeceğiniz ağrı daha hafif olacaktı. Yani akrep, zehrini tam 3 günde dolduruyordu. <br><br>Civarda, akrep sokmasına karşı şerbetli olduklarını öne sürerek, bu konuda özel bir dua&nbsp; okuyanlar türemişti. Okutan kişinin ağrısı, zehrin etkinlik süresi geçtiğinde zaten dinecekti; okutsa da okutmasa da... Ama genellikle okuttuğu için ağrının geçtiğine inanılırdı. Gerçek şu ki akrep sokmasına karşı okunan bu duanın zararı olmadığı gibi hiçbir yararı da yoktu ama en azından kişinin psikolojik olarak rahatlamasını sağlayabiliyordu.<br><br>Gelelim akrep sokmasından korunmak için keşfedilen en inanılmaz yönteme... Ödemişli Hüseyin, akrep sokmasına karşı kendisini, kendi buluşu olan özel bir yöntemle şerbetlemişti: Günaşırı, 7 defa ezilmiş akrep yutmak!!! <img src="http://www.blogcu.com/kaynak/img/blogcontent/smilie/w00t.gif" alt="Holey" title="Holey" border="0">&nbsp; Bu müthiş yöntemi, ondan başka uygulamaya kalkışan olmadığını tahmin edersiniz herhalde!..  <br>]]></description>
            <author>sihirliyazilar</author>
            <category>EGE'DE ILGINC OLAYLAR</category>
            <pubDate>Thu, 26 Nov 2009 09:12:03 +0100</pubDate>
            <guid>http://sihirliyazilar.blogcu.com/ege-de-yasanmis-ilginc-olaylar-4-bolum/6056143</guid>
        </item>
        <item>
            <title>Yaratıcı Blogcu Ödülü... Teşekkürler :)</title>
            <link>http://sihirliyazilar.blogcu.com/yaratici-blogcu-odulu-tesekkurler/5996509</link>
            <description><![CDATA[<img src="http://img395.imageshack.us/img395/2181/kkkk2253718.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br><br>Beni "Kreativ Blogger Award" (Yaratıcı Blogcu Ödülü) ile ödüllendiren mgurdal arkadaşıma çok teşekkür ediyor ve ben de bu ödülü benden daha yaratıcı olduklarına inandığım&nbsp; yemek, hobi, örgü-dikiş, şiir, öykü, köşe yazısı-makale türünde yazan bütün blogcu arkadaşlarıma&nbsp; gönderiyorum. <br>Bir yıla yakın bir zamandır sizlerleyim. Gazetede çalıştığım dönemdeki birikimlerimi, "araştırma yazıları" halinde sizlerle paylaşmaya çalışıyorum. Elimden geldiğince daha önce verilmemiş, yeni ve farklı birşeyler katmaya çalışıyorum blog alemine.&nbsp; Ama öyle yaratıcı arkadaşlarımız var ki, yemek yemek - su içmek kadar doğal bir şekilde, neredeyse hergün yeni bir özgün şiir, öykü, makale ile karşımıza çıkıyorlar. Meğer ne şairler, ne yazarlar, ne yetenekler varmış blogcu dünyasında. Bir yılda şahit olduklarıma inanmakta bile güçlük çekiyorum. Bu yüzden, yaratıcılık ödülünün benden çok sizlere layık olduğunu düşünüyorum... <br><br>Gelelim hakkımdaki 7 ilginç şeye... Zira bu ödülü alan kişinin "kendisi hakkındaki 7 ilginç şeyi" açıklamak gibi bir yükümlülüğü de var. İlginç olmasalar da karakteristik özelliklerimi sayayım: <br><br>1. İnsanları sever, sayar ama&nbsp; onlardan da aynısını beklerim. Bunları bulamadığım kişiden uzaklaşırım. <br>2. Sevdiğim kişiler için sınırsız özveride bulunabilirim.<br>3. Genelde çok sakin olmakla beraber öfkelendiğim zaman korkunç bir hal alabilirim. <br>4. Duygusal filmler izlerken, gözyaşlarım nedeniyle ekranı bile seçemeyecek hale gelirim.&nbsp; <br>5. Genelde fobilerim yok ama gazetemin tuvaletinde kilitli kaldığım günden beri, hafif düzeyde "klostrofobi" (kapalı yerde kalma korkusu) yaşıyorum. <br>6. Böceklerden çok iğrenirim. Benim yaşadığım evde hiçbir haşerat barınamaz zaten. Her yıl düzenli olarak ilaçlatmadıkça huzur içinde oturamam. <br>7. Denizden uzakta bir yaşam düşünemem. Denize girmek, deniz kenarında yürüyüş yapmak, deniz manzarasını seyredip dalgaların sesini dinlemek, o iyotlu kokuyu solumak benim için bir yaşam biçimidir adeta.&nbsp;]]></description>
            <author>sihirliyazilar</author>
            <category>MIM - ODUL</category>
            <pubDate>Thu, 26 Nov 2009 09:12:03 +0100</pubDate>
            <guid>http://sihirliyazilar.blogcu.com/yaratici-blogcu-odulu-tesekkurler/5996509</guid>
        </item>
        <item>
            <title>Ege&amp;#39;de yaşanmış ilginç olaylar - 3.bölüm</title>
            <link>http://sihirliyazilar.blogcu.com/ege-de-yasanmis-ilginc-olaylar-3-bolum/5984643</link>
            <description><![CDATA[Şeref Üsküp'ün bana anlattıklarına dayanarak, Ege'de yaşanmış ilginç olayları sizlerle paylaşmaya devam ediyorum. Bu arada İzmir, Ege ve efelik kültürü&nbsp; hakkında ayrıntılı bilgiyi kendisinin kitaplarında bulabileceğinizi de bir kez daha hatırlatmak istiyorum. <br><br>Hayatını vatanına adayan Mithat Paşa'nın sonu, Taif zindanlarında ölüm oldu! <br>Yahudi hafiye, para hesabı yapmasaydı...<br><br><img src="http://img175.imageshack.us/img175/347/midhatpasha.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br>Mithat Paşa <br><br>İzmirli olup da adını Mithat Paşa'dan alan "Mithatpaşa Caddesi"ni bilmeyen yoktur... Eski sadrazam Mithat Paşa, 1880'de İzmir'e vali olarak atandı. Ancak Paşa'dan kuşku duyan Sultan Hamit, çevresini bir sürü jurnalci ile kuşatmıştı. Yunan gazetelerine Türk aleyhtarı yazılar yazdırmak ve Sultan Abdülaziz'i öldürmek gibi asılsız suçlamalarla, Mithat Paşa'yı ortadan kaldırmak amacındaydı. Mithat Paşa da saraya hiç güvenmiyordu. Bu karşılıklı güvensizlik ortamında bile, İzmir için önemli çalışmalar yaptı. Mithatpaşa Caddesi'ni, Sanat Okulu'nu, İzmir Tramvay Şirketi'ni, polis ve jandarma teşkilatını kurdu. Özellikle sonuncusu, sarayı hepten endişelendirince, Sultan Hamit, İzmir'e Hüsnü Bey adındaki saray yaverini göndererek Paşa'nın gizlice izlenmesini istedi. Paşa da sadık bir Yahudi polisini, Hüsnü Bey'in peşine taktı.<br><br>Sultan'ın yaveri Hüsnü Bey ile Paşa'nın Yahudi polisi ahbap oldular. Her akşam Kordonboyu'nda tavla oynayıp kanyak içtiler. Bu arada, Paşa'nın yakınları, ona gelecek tehlikleerden bahsedip Avrupa'ya kaçmasını istediler ama Paşa buna yanaşmadı. Yine de tedbir olarak limanda bekleyen&nbsp; bir gemi hazırlattı. Bir de konağında arka sokağa açılan gizli bir kapı... &nbsp; <br><br>4 Mayıs 1881 gecesi, Yahudi polis, Hüsnü Bey'den Paşa'nın tevkif edileceğini öğrenir öğrenmez harekete geçti.&nbsp; Hemen bunu Paşa'ya bildirmesi lazımdı ki bir an önce kaçsın. Polis, o an&nbsp; Alsancak Vapur iskelesi civarındaydı. Koşarak Kordonboyu'nu takiben Konak Meydanı'na çıktı. Kanyak içtiğinden başı da hafif dumanlıydı. Faytona binmek ile binmemek arasında kaldı. Fayton ona 10 dakika kazandırırdı ama yarım mecidiye parası giderdi. Sonradan bunu Paşa'dan istemek de ayıp olurdu. "En iyisi koşarak gideyim" diye düşündü. Kan ter içinde Paşa'nın konağına varıp haberi verdi. Ancak artık geç olmuştu; Sarıkışla'da silahlanmış üç tabur asker, neredeyse Konağı ablukaya almak üzereydi. <br><br>Mithat Paşa eşi ve çocukları ile vedalaşarak gizli kapıdan dışarı çıktı. Limanda bekleyen gemi ile kaçması da mümkün olmadı. Çünkü bir tabur kadar asker de limanı sarmak üzereydi. Bunun üzerine, Fransız Konsolosluğu'na iltica etti. <br><br>Yahudi polisin yarım mecidiyelik para hesabı, Paşa'nın kader çizgisinde önemli rol oynadı. Acaba polis faytona atlasaydı, kazanılan 10-20 dakika ile kaderi değiştirmek mümkün olabilir miydi? Ne yazık ki bütün hayatını vatanına ve milletine hizmetle geçirmiş olan Mithat Paşa'nın sonu, Suudi Arabistan'daki Taif zindanları ve ölüm oldu... &nbsp; &nbsp; <br><br>Halikarnas Balıkçısı'nı mahkemede bir türlü susturamadılar <img src="http://www.blogcu.com/kaynak/img/blogcontent/smilie/asmile.gif" alt="Gülümsüyor" title="Gülümsüyor" border="0"><br>"Manevi kişiliğimi Konak Meydanı'na serin; gelen geçen çiğnesin!"<br><br><img src="http://img81.imageshack.us/img81/2414/halikarnassus1033845723.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br>MERHABA !<br>Yokuş başına geldiğinde,<br>Bodrum'u göreceksin<br>sanma ki sen geldiğin gibi gideceksin.<br>Senden öncekiler de böyleydiler,<br>akıllarını hep Bodrum'da bırakıp gittiler...<br><br>Halikarnas Balıkçısı<br>Cevat Şakir Kabaağaçlı<br><br><br>Cevat Şakir Kabaağaçlı, nam-ı diğer Halikarnas Balıkçısı, hiçbirşeyden çekmedi dilinden çektiği kadar... Kendine has bir kişiliği vardı. Hep aklına estiği gibi, fütursuzca konuşur, yazar, davranırdı. Bu yüzden elbette başı dertten kurtulmazdı bir türlü.<br><br>1946'da yine bir yazısında hükümetin manevi kişiliğine hakaret ettiği iddiasıyla İzmir'de mahkemeye çıkarıldı. Kendisini sevenler, mahkemede de ileri geri konuşup avukatları zor durumda bırakacağını tahmin ederek şöyle dediler:<br><br>--- Aman üstat. Sakın ha konuşma, hiçbirşey söyleme. Avukatın seni savunacak, kurtulacaksın. Yeter ki ağzını açma.&nbsp; <br><br>Duruşma başladı. Savcı "Sanık, hükümetin manevi kişiliğine hakaret ettiğinden..." demeye kalmadan üstadı tutmak ne mümkün tabii, hemen yerinden fırlayarak;<br><br>--- Yahu, hükümetin manevi kişiliği de ne demek oluyor? Benim manevi kişiğimi Konak Meydanı'na serin, gelen geçen çiğnesin. Ama nazik bedenimi değil. Hükümet canlı mıdır? Neresi ezilip acıyacak?&nbsp; <br>Diye haykırmaz mı!.. Üstadı zar zor yerine oturttular ve neyse ki beraat etti. Eeee, ne demişler, "Bülbülün çilesi, dili belasıdır"...&nbsp; <br><br>Bayındır camilerinde okunan sala için dava açıldı<br><br><img src="http://img217.imageshack.us/img217/9312/yk4544846.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><img src="http://img440.imageshack.us/img440/9512/harita45747184576482.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br><br>Bildiğimiz gibi sala bayram namazına,cuma namazına veya cenazeye çağrı için okunur... Ancak 1950 milletvekili seçimlerinde Demokratlar, C.H.P.'ye karşı seçimleri ezici bir üstünlükle kazanınca yer yerinden oynadı&nbsp; ve iş biraz çığrından çıktı. Hele Bayındır ilçesindeki zafer gösterisi, akla hayale sığar gibi değildi. <br><br>Bayındır'ın bir ara belediye başkanlığı da yapmış, dağı taşı zeytin ağacı ile donatmış,&nbsp; deli-dolu Yahya Kerim Bey'i, aslında çok yaman bir adamdı. Makine mükendisi ve boks şampiyonu olan Yahya Kerim Bey, yuvarlak bir yemek masasını dişleri ile havaya kaldırmakla ünlü enteresan bir kişiydi. Seçim sonuçları gelince, zafer sarhoşluğu ile cami müezzinlerini çağırarak 2. Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü için camilerde sala okumalarını istedi! "İsmet Paşa öldü, buyrun cenaze namazına!" gibisinden yani!.. Bol bahşişi alan müezzinler de kutsal camilerimizi bu işe karıştırarak salayı verdiler! <br><br>Derken Yahya Kerim'e mahkeme yolu göründü tabii. C.H.P.'nin açtığı, Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen dava sonucunda Yahya Kerim cezalandırıldı. Bu olay da böylece Ege'de yaşanmış en ilginç olaylardan biri olarak kayda geçti. <img src="http://www.blogcu.com/kaynak/img/blogcontent/smilie/smiley-surprised.gif" alt="Şaşırmış" title="Şaşırmış" border="0">]]></description>
            <author>sihirliyazilar</author>
            <category>EGE'DE ILGINC OLAYLAR</category>
            <pubDate>Thu, 26 Nov 2009 09:12:03 +0100</pubDate>
            <guid>http://sihirliyazilar.blogcu.com/ege-de-yasanmis-ilginc-olaylar-3-bolum/5984643</guid>
        </item>
        <item>
            <title>İlüzyon (The illusion) - şiir çevirisi</title>
            <link>http://sihirliyazilar.blogcu.com/iluzyon-the-illusion-siir-cevirisi/5949871</link>
            <description><![CDATA[<img src="http://img216.imageshack.us/img216/655/bestpaintingillusion353.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br><br>İLÜZYON<br><br>Bazen kaybolur bazen görünür gözüme<br>Var desem dokunup tutamıyorum<br>Yok desem aldansam, hissediyorum<br>Hem hayal hem gerçek, çözemiyorum<br><br>Bazen çok uzak bana, galaksideki yıldız<br>Bazen gölgem adeta, hemen yanıbaşımda<br>Bazen çok tatlı bir düş, bazen gerçek bir kabus<br>Hem doğru hem yalan, inanmıyorum<br><br>Bazen mavi bir serap, bazen pembenin tozu<br>Bazen deniz dalgası bazen ise yakamoz<br>Bazen soluk bir resim, bazen hayatta tuz buz<br>Kurtulmak isteyip kurtulamıyorum<br><br>SALİH ÇETİN<br><br><br>antoloji.com'da yukarıdaki güzel şiire rastlayınca, acaba bunu ingilizce'ye çevirsem nasıl olur diye düşündüm sevgili dostlar. Ve sadece düşünmekle kalmayıp, haddim olmayarak denedim de! Umarım güzelim şiiri&nbsp; katletmemişimdir! <img src="http://www.blogcu.com/kaynak/img/blogcontent/smilie/rolleyes.gif" alt="Gözler" title="Gözler" border="0"> &nbsp; Yazılı metin çevirisi çok yapmış olmakla beraber, hiç şiir çevirmeyi denememiştim bugüne kadar. Dolayısıyla bu ilk denemem.&nbsp; Hatalarımız olduysa affola!..&nbsp; Aslında bundan sonrası için, İngilizce şiirleri Türkçe'ye çevirerek sizlerle paylaşma fikri var aklımda ki öylesi daha kolay olacaktır.<br>Unutmadan şunu da söylemek istiyorum: Şiiri "birebir" çevirmek çok komik cümlelerin ortaya çıkmasına neden oluyor. Bu nedenle çeviriyi kasten "birebir" yapmadım; genel anlamı bozmayacak şekilde cümleler biraz değişmiş olabilir. Bazı kısımları daha iyi çevirmek üzere önerileriniz varsa, her türlü öneriye açığım; birlikte değiştirebiliriz.&nbsp; <br>Not: "It" zamiri yerine aslında "he" veya" she" kullanılabilirdi ama ben cansız zamir kullanmayı tercih ettim.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; <br><br><br><img src="http://img37.imageshack.us/img37/7/bestpaintingillusion153.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br><br>THE ILLUSION<br><br>Sometimes disappears, sometimes appears to me<br>If I say that it exists, I can't touch and hold.<br>If I convince myself that it doesn't exist, I feel.<br>Either a dream or a reality which I can't solve. &nbsp; <br><br>Sometimes too far away to me like a star in the galaxy.<br>Sometimes almost my shadow next to me.&nbsp; <br>Sometimes a very sweet dream, sometimes a real nightmare. <br>Either true or untrue which I don't believe. <br><br>Sometimes a blue mirage, sometimes&nbsp; pink-coloured<br>Sometimes&nbsp; waves of the sea, sometimes a seasparkle<br>Sometimes a faint picture, sometimes smashed to smithereens in life <br>Even if I want to, I can't get rid of it. <br><br>Türkçe şiir: İlüzyon (Salih Çetin)<br>Çeviri: "Sihirliyazilar", Beyhan K. P.&nbsp; <br>]]></description>
            <author>sihirliyazilar</author>
            <category>CEVIRILER</category>
            <pubDate>Thu, 26 Nov 2009 09:12:03 +0100</pubDate>
            <guid>http://sihirliyazilar.blogcu.com/iluzyon-the-illusion-siir-cevirisi/5949871</guid>
        </item>
        <item>
            <title>Ege&amp;#39;de yaşanmış ilginç olaylar - 2.bölüm</title>
            <link>http://sihirliyazilar.blogcu.com/ege-de-yasanmis-ilginc-olaylar-2-bolum/5934633</link>
            <description><![CDATA[Şeref Üsküp'ün bana aktardığı kadarıyla, Ege'de yaşanmış ilginç olayları sizlerle paylaşmaya devam ediyorum. Unutmadan; gerek bu olayları gerekse Ege ve efelik kültürü üzerine geniş bilgiyi Şeref Üsküp'ün kitaplarında ayrıntılı olarak bulabileceğinizi bir kez daha hatırlatmak istiyorum: <br><br>Sart Kralı'nın hazin sonu<br><br><img src="http://img198.imageshack.us/img198/5072/herodotg05440470545508.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br>Tarihin babası Herodot'un her yazdığı gerçek miydi? <br><br>* 2500 yıl öncesinin ünlü tarihçisi Herodot'un rivayetine göre; <br>Karısına büyük bir aşkla bağlı olan Sart Kralı, onun güzelliğinin dünyada bir eşi benzeri daha olmadığına o kadar inanıyordu ki, Kumandan Giges'e, kraliçenin çıplak vücudunu görmesi ve bu durumu doğrulaması için baskı yaptı. Önce bunu reddeden Kumandan, daha sonra Kral'a karşı çıkamayarak kabul etti. Kral, Kumandan'ı yatak odasına saklayarak, Kraliçe'nin soyunarak yatağa girişini seyretmesini sağladı. Kraliçe durumun farkına vardıysa da ses çıkarmadı. Ertesi gün Kumandan'ı huzuruna çağırarak "Bir kadını 2 erkek çıplak göremez. Bu durumda, ya seni öldürteceğim ya da sen Kral'ı öldürerek hem bana hem de tahta sahip olacaksın. Başka şansın yok" dedi. Eee, ne yapsın zavallı (!?) Kumandancık, tabii ki 1. şıkkı seçti. Kraliçe'nin de yardımıyla Kral'ı öldürerek Kral oldu ve 30 yıl boyunca Kraliçe ile beraber saltanat sürdü.&nbsp; &nbsp; &nbsp; <br>Şeref Üsküp, her ne kadar Herodot'un her yazdığı doğru olmasa da bunun büyük ihtimalle doğru olduğunu düşünüyordu ama bana biraz hayal ürünü gibi geldi. Hangi koca, karısının vücudunu başkasına seyrettirir?&nbsp; Ya da Kraliçe, kendisine bu kadar aşık kocasını niye öldürtür? Ancak Kumandan'a aşık ise... Kimbilir?.. <br><br>Minicik koç heykelinin yarattığı heyecan<br><br>* 1956'da, Avusturyalı arkeologlar, Artemis tapınağında, avuç içi kadar bir koç heykelciği bulunca büyük heyecana kapıldılar. Zira M.Ö. 7. yüzyıla ait olan bu fildişinden heykelcik, Efes'in o yüzyıllarda bile kültür düzeyinin yüksekliğinin bir kanıtı idi.&nbsp; &nbsp; <br><br>Fessiz dolaşmak ayıp sayılıyordu<br><br><img src="http://img13.imageshack.us/img13/8858/8120810045.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br>Halit Ziya Uşaklıgil<br><br>* "Aşk-ı Memnu" adlı televizyon dizisinin aynı adlı romandan uyarlandığını, bu romanın yazarının da Halit Ziya Uşaklıgil olduğunu bilmeyen yoktur. İşte İzmir'in ilk dergisi ve ilk Türkçe gazetesi de Halit Ziya sayesinde çıkarılmıştı.<br>1884'de Halit Ziya Uşaklıgil,&nbsp; Bıçakçızade Hakkı Bey ve Tevfik Nevzat, İzmir'in ilk dergisini çıkartmak üzere biraraya geldiler. Geldiler gelmesine de,&nbsp; "Nevruz" adındaki bu derginin yönetim bürosunda, Bıçakçızade Hakkı Bey ile Hali Ziya Uşaklıgil sürekli tartışıyorlardı.&nbsp; Bir gün, yine böyle bir tartışma sonrasında, Halit Ziya fesini büroda unutarak dışarı çıktı. O devirde başı açık dolaşmak ayıp sayıldığından, durumun farkına vardığında utancından yerin dibine geçti. O kadar ki, bu olayı unutamayarak Bıçakçızade'nin, İzmir'de çıkarılacak ilk Türkçe gazete olan "Hizmet" gazetesinde görev almasını istemedi. &nbsp; <br><br>Kovboy, deveye kement atamayınca...<br><br>* Sultan II. Mahmut döneminde, Türk tersanelerinde görevli Amerikalı gemi mühendisleri "deve"yi görüp tanıdılar. Askeri taşımacılıkta kullanmak üzere Sultan'dan deve istediler. Sultan, 70 adet deveyi, bakıcıları ile birlikte İzmir Limanı'ndan gemiye bindirerek Amerika'ya gönderdi.&nbsp; <br>Ne develer Amerika'ya uyum sağlamayı başarabildiler ne de kovboylar develere kement atmayı. :)) Böylece bu deve işi yattı.&nbsp; <br><br>Sabıkalı kedi!<br><br>* Şeref Üsküp'ün Muvakkar Özman adlı bir arkadaşı, evinin bahçesindeki kümeste 10 adet kadar piliç besliyordu. Bir sabah, piliçlerden birinin eksildiğini farketti. Birkaç gün sonra birinin daha... Piliçleri şarapçıların çaldığından emin olarak karakola gittiğinde şok geçirecekti neredeyse! Zira karakol amirine göre, piliçleri çalan bir kedi idi! Hatta o kadar çok suç işlemişti ki kedi için bir suç dosyası açmışlardı! <br>Bunun üzerine Muvakkar Bey bir gece pusuya yatarak, bütün gece boyunca kedinin gelmesini bekledi. Geldiğinde onu tabancasıyla vuracaktı. Sonunda kedi geldi ve Muvakkar Bey nişan alarak onu vurdu. Kedi, yaralı haliyle kaçacağına, vahşi bakışlarla Muvakkar Bey'in beklediği pencereye yöneldi. Hışımla pencereye atladı ama korkan Muvakkar Bey tam zamanında pencere camını aşağı çekmeyi başardı. Yere düşen kedi, bahçe duvarından atlayıp kaçtı. Muvakkar Bey, polis ve bekçi&nbsp; ile birlikte yaralı kediyi aradıysa da bulamadı. Kedi, bir daha hiç gözükmedi. Böylece sabıka dosyası da kapandı!&nbsp; <br><br>Konak Meydanı'nda sallandırılan idam mahkumları!!!<br><br><img src="http://img198.imageshack.us/img198/8140/izmir111020391104807.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us"><br>İzmir'deki Konak Meydanı ve ünlü Saat Kulesi<br><br>Şeref Üsküp, eskiden bütün idam mahkumlarının, ibret olsun diye Konak Meydanı'nda idam edildiğini söylemişti. Ve son 2 tanesine bizzat şahit olmuş!..<br>1941 yılında bir sabah, henüz Lise 2 öğrencisi iken, okula gitmek üzere Konak Meydanı'ndaki otobür durağına geldiğinde bir de ne görsün! Bir sehpa ve üzerinde sallanan bir idamlık! Doğal olarak korkmuş ve bu sahneyi günlerce aklından silmeyi başaramamış. <br>1942 yılında, yine bir sabah, Konak Meydanı'ndaki meşhur Saat Kulesi önünde, beyaz gömlek giydirilmiş bir idam mahkumunun sallandığını görmüş.<br>&nbsp;Hani derler ya, "Sallandıracaksın bunlardan bir-iki tanesini meydanda, bakalım bir daha yapabiliyorlar mı" diye! Aynen öyle yani!..<br>Güzel İzmir'im, Konak Meydanı'm, Saat Kule'm, bir de rahmetli Şeref Bey'im, nelere şahit olmuşlar meğer. İyi ki o günlere yetişmedim de ben de şahit olmak zorunda kalmadım...<br>]]></description>
            <author>sihirliyazilar</author>
            <category>EGE'DE ILGINC OLAYLAR</category>
            <pubDate>Thu, 26 Nov 2009 09:12:03 +0100</pubDate>
            <guid>http://sihirliyazilar.blogcu.com/ege-de-yasanmis-ilginc-olaylar-2-bolum/5934633</guid>
        </item>
        <item>
            <title>Dünyaya hakim olsaydınız... /Mim</title>
            <link>http://sihirliyazilar.blogcu.com/dunyaya-hakim-olsaydiniz-mim/5905266</link>
            <description><![CDATA[<img src="http://img194.imageshack.us/img194/2241/olsaydim85080098511002.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us" /><br /><br />mgurdal arkadaşım beni mimlemiş. Kendisine &ccedil;ok teşekk&uuml;r ediyorum. Konumuz ise ş&ouml;yle:<br /><br />"Eğer bug&uuml;n d&uuml;nyaya hakim olsaydınız, şu anki yaşadığımız d&uuml;zende, sistemde veya aklınıza gelebilecek herhangi birşeyde neleri değiştirirdiniz?.. Unutmayın, elinizde sihirli bir değnek var ve&nbsp; kainatın insanlar &uuml;zerinde hakimi sizsiniz."<br /><br />Hayal g&uuml;c&uuml;n&uuml; zorlayan bir konu bu. D&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum da d&uuml;nyaya hakim olsaydım, elimde b&uuml;t&uuml;n d&uuml;zeni değiştirebilecek g&uuml;&ccedil;te bir sihirli değnek olsaydı neler yapardım diye... <br /><br />Herhalde zamanı geriye alır, olan biten &ccedil;oğu şeye m&uuml;dahale eder, bir&ccedil;oğunu da tersine &ccedil;evirirdim. B&ouml;ylece...<br />&nbsp;<br />* Usame Bin Ladin İkiz Kuleler'i vurmaz, islam adına ter&ouml;r yapılmaz, bu nedenle neredeyse t&uuml;m Amerika ve Avrupa M&uuml;sl&uuml;manlardan korkar ve nefret eder hale gelmez, Bush da fırsattan istifade ter&ouml;rizmi bahane ederek Irak ve Afganistan'ı işgal etmez, binlerce insan bu uğurda can vermezdi.<br />* İsrail Gazze'yi vurmaz, binlerce masum sivil boş yere &ouml;lmez; &Ccedil;inliler Uygur T&uuml;rkleri'ni katletmezler, Ermeni soykırımı tasarısı ortaya atılmaz; Guantanamo esir kampı hi&ccedil; a&ccedil;ılmazdı.<br />*"D&uuml;ş&uuml;nce su&ccedil;u" diye bir kavram dahi olmaz, hi&ccedil;kimse d&uuml;ş&uuml;nce su&ccedil;undan dolayı hapse atılmaz, hi&ccedil;bir gazeteci - yazara yazdığı yazı, &ccedil;ektiği film vs. nedeniyle kendisi gibi d&uuml;ş&uuml;nmeyen kitleler tarafından acımasızca y&uuml;klenilmez; herkes birbirinin d&uuml;ş&uuml;nce &ouml;zg&uuml;rl&uuml;ğ&uuml;ne saygı g&ouml;sterirdi. <br />* Daha da eski zamana gidebilirsem, Naziler'in Yahudi soykırımını da engellerdim. En iyisi, Hitler hi&ccedil; d&uuml;nyaya gelmezdi. Engelleyemiyorsam da birka&ccedil; Schindler daha yaratırdım ki birka&ccedil; bin Yahudi daha kurtulabilsin.&nbsp; <br />* AIDS, kanser, kuş gribi, domuz gribi gibi &ccedil;ağımıza &ouml;zg&uuml; hastalıklar hi&ccedil; ortaya &ccedil;ıkmazdı.<br />*Yaşlılığa &ccedil;are bulunurdu; Hi&ccedil; yaşlanmaz, hep gen&ccedil; kalırdık.!&nbsp; <img src="http://www.blogcu.com/kaynak/img/blogcontent/smilie/asmile.gif" alt="G&uuml;l&uuml;ms&uuml;yor" title="G&uuml;l&uuml;ms&uuml;yor" border="0" /> Eee, bir hanım olarak bu maddeyi unutacağımı sanmıyordunuz herhalde!<br />* Migrenin de k&ouml;k&uuml; kazınırdı ki&nbsp; b&ouml;ylece ben bu dertten muzdarip olmazdım!&nbsp;&nbsp; <br />* Sigara hi&ccedil; icat edilmezdi. Hem insanlar zehirlenmezlerdi hem de "Sigara yasağı başladı, ne yapacağız?" diye kara kara d&uuml;ş&uuml;nmezlerdi şimdi.&nbsp; <br />* MSN T&uuml;rk&ccedil;esi yalnızca MSN sınırları i&ccedil;inde kalır; blog yazıları, yorumlar ve e-postalara kadar yayılmazdı. Herkes&nbsp;&nbsp; T&uuml;rk&ccedil;e'nin d&uuml;nyanın en zengin dillerinden biri olduğunu bilerek onunla gurur duyar, kimse Turkche konuşmaya ve yazmaya &ouml;zenmezdi. Sokaklar, İngilizce - Fransızca tabelalarla dolmazdı.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; <br />* Zamanı geriye aldık ya...&nbsp; Gelecekte kendi hayatımda yapacağım hataları &ouml;nceden bileceğim i&ccedil;in bu kez yapmazdım. <br />* Yapmayacağım i&ccedil;in pişman olacağım şeyleri ise bu kez yapardım. <br /><br />Bu mim,&nbsp; b&uuml;t&uuml;n blogcu arkadaşlarıma gitsin. İsteyen herkes, &uuml;zerine alınıp yanıtlayabilir. <img src="http://www.blogcu.com/kaynak/img/blogcontent/smilie/smiley-wink.gif" alt="G&ouml;z kırp" title="G&ouml;z kırp" border="0" /><br /><br />]]></description>
            <author>sihirliyazilar</author>
            <category>MIM - ODUL</category>
            <pubDate>Thu, 26 Nov 2009 09:12:03 +0100</pubDate>
            <guid>http://sihirliyazilar.blogcu.com/dunyaya-hakim-olsaydiniz-mim/5905266</guid>
        </item>
        <item>
            <title>Şeref Üsküp ve Ege&amp;#39;de ilginç olaylar</title>
            <link>http://sihirliyazilar.blogcu.com/seref-uskup-ve-ege-de-ilginc-olaylar/5892144</link>
            <description><![CDATA[<img src="http://img219.imageshack.us/img219/126/inasirevial189376678942.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us" /><br />Şeref &Uuml;sk&uuml;p, 2001'de bir karikat&uuml;r sergisinin a&ccedil;ılış kokteylinde, en sağda g&ouml;r&uuml;l&uuml;yor.<br /><br />Olduk&ccedil;a g&uuml;&ccedil;l&uuml; bir belleğim vardır&nbsp; aslında. Uzun yıllar &ouml;ncesinde yaşadığım olayları, tanıştığım kişileri&nbsp; dahi en ince ayrıntısına kadar hatırlayabilirim. Ama... Bunu hatırlayamıyorum işte... İzmir'in tarihi &ccedil;arşısı Kemeraltı'nın renkli simalarından, H&uuml;r Efe Matbaası sahibi Şeref &Uuml;sk&uuml;p ile tanışmaya niye gittiğimi hi&ccedil; bilemiyorum şu an. Hangi yazı dizisi i&ccedil;in g&ouml;nderildim? Kendim i&ccedil;in mi yoksa bir arkadaşa yardım i&ccedil;in mi? Amacım ondan hangi bilgileri almaktı? Hayret ki hafızamda buna dair hi&ccedil;bir bulgu yok. Sadece kendisinin bana naklettiği birtakım ilgin&ccedil; olayları &ccedil;ar&ccedil;abuk kaydettiğim kağıt kalmış elimde. İzmir efelerinin başından ge&ccedil;miş, Ege'de yaşanmış ilgin&ccedil; olaylar bunlar...<br /><br />Her ne i&ccedil;in gitmişsem, iyi ki gitmişim diyorum şimdi. İyi ki gitmişim de&nbsp; Kemeraltı'nda 60 yıl&nbsp; matbaa işletmiş, bu &ccedil;arşı ile adeta &ouml;zdeşleşmiş, efelerin hası, diğer efelerden &ouml;ğrendikleri ile İzmir ve efelik hakkında bir&ccedil;ok kitap yazmış, gazeteci-yazar Sn. Şeref &Uuml;sk&uuml;p ile &ouml;l&uuml;m&uuml;nden &ouml;nce tanışma şerefine nail olmuşum. Zira 2006 yılında kendisini kaybettik. Kemeraltı'nın simgesi haline gelmiş b&ouml;ylesi bir değerden bilgi edinebildiğim i&ccedil;in şanslı sayıyorum kendimi. <br /><br />Kendisiyle tanışmaya gittiğimde, Kemeraltı'ndaki matbaasının &uuml;st katında yaşadığını hayretle g&ouml;rd&uuml;m. İşiyle &ouml;ylesine b&uuml;t&uuml;nleşmişti ki b&uuml;t&uuml;n hayatını bu matbaaya ve &ccedil;ıkardığı H&uuml;r Efe Gazetesi'ne vermişti. Evi de işi de orasıydı...&nbsp; O zamanlar hen&uuml;z k&uuml;&ccedil;&uuml;c&uuml;k olan oğlu, ortalıkta koşturup duruyordu.&nbsp; Tatlı, hoş bir hanımı vardı. T&uuml;rk kahvelerimizi yudumlayarak, kendisiyle başbaşa, kadın kadına, "kayıt dışı" bir sohbet ger&ccedil;ekleştirdiğimizi hatırlıyorum.&nbsp; <br /><br />Efeliği yaşatan son kale olarak tanımlayabileceğimiz, Efe k&uuml;lt&uuml;r&uuml; hakkında derin araştırmalar yapmış olan Şeref &Uuml;sk&uuml;p'&uuml;n bir&ccedil;ok kitabı var. "Milli M&uuml;cadele'de Efeler", "Arkadaşlarımdan &Ouml;yk&uuml;ler", "Ege'de İlgin&ccedil; Olaylar", "Şifalı Otlar ve Kuvvet Macunları", "Şerefname", "Şerefname 2", "&Ccedil;akıcı Efe", "BozdağEfe Efsanesi", "Hey Gidinin Efesi" gibi. İzmir ve efelik k&uuml;lt&uuml;r&uuml;ne ilgi duyuyorsanız, birbirinden ilgin&ccedil; bu kitapları okumak suretiyle hoş zaman ge&ccedil;irerek bilgi edinebilirsiniz.&nbsp; <br /><br /><img src="http://img268.imageshack.us/img268/8175/mgokhanbolekegedeilginc.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us" /><br /><br />Ya da b&uuml;t&uuml;n bu kitapları&nbsp; arayıp bulacak veya okuyacak zamanınız yoksa, şimdilik benim kendisinden &ouml;ğrendiklerim ile idare edebilirsiniz :)&nbsp; İşte Şeref &Uuml;sk&uuml;p'&uuml;n rivayetlerine g&ouml;re, Ege'de&nbsp; yaşanmış bazı ilgin&ccedil; olaylar: <br /><br /><br />Padişah bu... &Ouml;yle her suyu i&ccedil;mez! <br /><br />* 100-110 yıl kadar &ouml;nce, İstanbul'da onca g&uuml;zel kaynak suyu varken, Sultan Abd&uuml;lhamit i&ccedil;in i&ccedil;me suyu, İzmir'in il&ccedil;esi Urla'nın G&uuml;zelbah&ccedil;e k&ouml;y&uuml;nden giderdi.&nbsp; Sağlığına &ccedil;ok d&uuml;şk&uuml;n olan Sultan, "sıfır" sertlikteki, T&uuml;rkiye'de eşi benzeri olmadığına inandığı bu suyu kullanmayı tercih ediyordu.&nbsp; Ne var ki yaşlılar i&ccedil;in yararlı olan bu su, kalsiyum i&ccedil;ermediğinden &ccedil;ocuklar i&ccedil;in yarar taşımıyordu; gen&ccedil; yaşta diş d&ouml;k&uuml;lmelerine yol a&ccedil;ıyordu. <br /><br />Pars ticareti<br /><br />* Romalılar, arenalarında İsa kavmini kaplanlara (Akdeniz parsları) par&ccedil;alatarak eğleniyorlardı ve bu hayvanlar Roma'ya Ege'den g&ouml;nderiliyordu. Yani o&nbsp; d&ouml;nemde Ege'de bol olan parsların ticareti yapılıyordu.<br /><br />Yılanın şerri<br /><br />* 1935'te Didim'de araştırma yapmak &uuml;zere dolaşan Prof. Afet İnan ve beraberindeki heyet, harabeler arasında aniden 3 m. boyunda!&nbsp; bir yılanla karşılaştılar. Herkes &ccedil;ok korktu. Afet İnan, yılanı &ouml;ld&uuml;rmeye kalkışanlara engel oldu ve yılanın mabedi koruduğunu d&uuml;ş&uuml;nerek "Ellemeyin onu. Keşke bu yılandan 10 tane daha olsa da mabedi k&ouml;t&uuml; niyetlilerden korusalar" diye bağırdı. B&ouml;ylece yılanın hayatı kurtuldu. İzmir Valisi Kazım Dirik ise g&uuml;lerek "Yılanlar iyi niyetliden, k&ouml;t&uuml; niyetliden anlamazlar ki. Yılan, huyu ile suyu ile hep yılandır; şerrinden Allah hepimizi korusun" demekten kendini alamadı. &nbsp; <br /><br />At, don giyer mi?<br /><br />* İzmir'e b&uuml;y&uuml;k hizmetler yapmış olan&nbsp; rahmetli belediye başkanı Beh&ccedil;et Uz, İzmir'de nakliye i&ccedil;in kullanılan y&uuml;zlerce at arabası ve faytonun yol a&ccedil;tığı at pisliklerinden bezmişti. Sonunda atların kı&ccedil;larına torba konulması i&ccedil;in emir verdi. Ancak bu karar b&uuml;t&uuml;n İzmirliler'i g&uuml;ld&uuml;rerek "Hi&ccedil; ata don giydirilir mi?" şeklinde esprilere neden oldu. Oysa g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde İzmir faytonlarının atları ger&ccedil;ekten de don giymiş durumdalar.&nbsp; Demek ki Beh&ccedil;et Uz haklıymış; ata da don giydirilirmiş meğer!..<br /><br />Zeytinin suyu, karpuzdan geliyordu!<br /><br />* Bayındırlı zeytin yetiştiricisi ve fabrikat&ouml;r&uuml; Yahya Kerim, zeytinlerinin su ihtiyacını kelek karpuzlar sayesinde hallederdi! Zeytinlerinin etrafındaki bostanlarda yetiştirdiği değersiz kelek karpuzları toplattıktan sonra, zeytin fidanlarının etrafındaki &ccedil;ukurlara g&ouml;md&uuml;r&uuml;rd&uuml;. Yavaş yavaş &ccedil;&uuml;r&uuml;yen kelek karpuzlar, kurak yaz aylarında fidanların su ihtiyacını karşılardı.&nbsp;&nbsp; <br /><br />Rahibenin r&uuml;yası doğru &ccedil;ıktı!<br /><br />* Hayatı boyunca memleketinden hi&ccedil; ayrılmamış olan Alman rahibe Katerina Emmerik, r&uuml;yalarında s&uuml;rekli olarak Meryem Ana'nın son g&uuml;nlerini ge&ccedil;irdiği Ege'deki evini g&ouml;r&uuml;yordu ve bu evi tarif etti. Din araştırmaları bu konuyu ciddiye aldılar. 1891'de İzmir Koleji M&uuml;d&uuml;r&uuml; Rahip Eugene Poulin'in heyeti bu evi buldu!&nbsp; Rahibenin tarifine tıpatıp uyuyordu! Efes harabelerinin g&uuml;neyindeki B&uuml;lb&uuml;l Dağı'nda, Panaya Kapulu diye anılan yerde bulunan bu ev, 1961'de papalık&ccedil;a "Ha&ccedil; Yeri" olarak ilan edildi ve papalar tarafından &ouml;nemsenerek ziyaret edildi.&nbsp; &nbsp; <br /><br />İzmirli haham Sabetay Sevi ve Selanikli M&uuml;sl&uuml;manlar<br />&nbsp; <br />* 1648'de İzmir'de Sabetay Sevi adlı bir Yahudi haham kendisini Mesih olarak ilan etti ve İzmirli Yahudileri buna inandırdı. Mesihlik tacını giyince, Sadrazam K&ouml;pr&uuml;l&uuml; Fazı Ahmet Paşa tarafından tutuklanarak İstanbul'a getirtildi. Padişah IV. Avcı Mehmet huzurunda mesihlik mucizesini g&ouml;stermesi istendi. Ok&ccedil;uların attığı oklar v&uuml;cuduna işlemez ise mesihliği padişah tarafından da kabul edilecekti. Bunu duyan Sevi, can havliyle herşeyi inkar etti. Hi&ccedil;bir zaman mesihlik iddiasında bulunmadığını s&ouml;yledi. M&uuml;sl&uuml;manlığı kabul etmesi karşılığında canı bağışlandı. <br />Bunun &uuml;zerine, canını kurtarmak i&ccedil;in s&ouml;zde&nbsp; M&uuml;sl&uuml;man olarak&nbsp; Mehmet Aziz Efendi adını aldı ve Selanik yakınlarındaki bir kasaba tekkesine &ccedil;ilekeş olarak sığındı. M&uuml;ritlerinin &ccedil;oğu onu terkettiler ancak 200 ailelik bir Yahudi topluluğu onun yolundan giderek M&uuml;sl&uuml;man oldu. Bu kişiler "avdeti" ya da "d&ouml;nme" olarak anılıyorlardı. Selanik'e yerleşerek, dış g&ouml;r&uuml;n&uuml;mleri itibariyle M&uuml;sl&uuml;man ama ger&ccedil;ekte Sabetaycı-Yahudiler olarak yaşamlarını s&uuml;rd&uuml;rd&uuml;ler. M&uuml;sl&uuml;man g&ouml;r&uuml;n&uuml;m&uuml; altında Yahudi faaliyetlerini s&uuml;rd&uuml;rd&uuml;ğ&uuml; anlaşılan Sevi, Arnavutluk'a s&uuml;r&uuml;ld&uuml; ve 5 yıl sonra orada &ouml;ld&uuml;. 3 kez evlendirilmesine karşın, Tevrat'la evli olduğunu &ouml;ne s&uuml;rerek hi&ccedil;bir eşiyle cinsel ilişkiye girmemiş; &ouml;m&uuml;r boyu bakir kalmıştı. <br />17. y&uuml;zyıl'da İzmir'de mesihlik iddiası ile ortaya &ccedil;ıkan, binlerce kişiyi etkisi altına alan, Selanik'teki m&uuml;ritleriyle birlikte faaliyetlerini s&uuml;rd&uuml;ren Sabetay Sevi'nin taraftarlarının g&uuml;n&uuml;m&uuml;ze kadar gelmiş olup halen varlıklarını s&uuml;rd&uuml;rd&uuml;kleri &ouml;ne s&uuml;r&uuml;l&uuml;yor.&nbsp; <br />Not: Bu yazıdan, b&uuml;t&uuml;n Selanik M&uuml;sl&uuml;manlarının Sabetaycı oldukları gibi yanlış bir anlam &ccedil;ıkarılmamasını &ouml;nemle rica ediyorum. Kaldı ki, benim de soyum Selanik M&uuml;sl&uuml;manları'na dayanıyor.&nbsp; <br /><br />DEVAM EDECEK<br />]]></description>
            <author>sihirliyazilar</author>
            <category>EGE'DE ILGINC OLAYLAR</category>
            <pubDate>Thu, 26 Nov 2009 09:12:03 +0100</pubDate>
            <guid>http://sihirliyazilar.blogcu.com/seref-uskup-ve-ege-de-ilginc-olaylar/5892144</guid>
        </item>
        <item>
            <title>Buzdan heykel: Çok emek ister, hemen eriyip gider! </title>
            <link>http://sihirliyazilar.blogcu.com/buzdan-heykel-cok-emek-ister-hemen-eriyip-gider/5866765</link>
            <description><![CDATA[<img src="http://img89.imageshack.us/img89/9048/fotoraf00072904833.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us" /><br /><br />Restoranı buzdan balıklar s&uuml;sl&uuml;yordu &nbsp; <br /><br />10 g&uuml;n &ouml;nce yaptığımız kısa Antalya (Belek) tatilinden, sizlerle paylaşacak kayda değer bilgi ve g&ouml;r&uuml;nt&uuml;lerle d&ouml;nemedim ne yazık ki. Daha doğrusu farklı ve &ouml;nemli birşeylere rastlama şansım olmadı. Tabii buzdan balıklar hari&ccedil;. Otelin restoranında g&ouml;r&uuml;p &ccedil;ok beğendiğim bu buzdan heykeller hakkında biraz araştırma yaptım. Bunların, &ccedil;eşitli sitelerde binbir t&uuml;r&uuml;n&uuml; g&ouml;rmeniz m&uuml;mk&uuml;n. &Ouml;zellikle Rusya'da yapılmış &ouml;yle harika buzdan heykeller var ki... Sanat&ccedil;ılar;&nbsp; binalardan, &ccedil;eşit &ccedil;eşit hayvanlardan tutun da k&uuml;lkedisi Sindrella'nın&nbsp; gece 12'de eski haline d&ouml;nen sihirli balkabağı arabasına kadar aklınıza gelebilecek herşeyi buzdan yapmışlar. <br /><br />Kuşkusuz bu sanatın soğuk iklimli &uuml;lkelerde gelişmiş olması tesad&uuml;f değil. Elbette buzların hemen erimemesi i&ccedil;in havanın &ccedil;ok soğuk olması gerekiyor. Bu nedenle buzdan heykel yapma sanatı başta Rusya olmak &uuml;zere İsvi&ccedil;re, A.B.D., İsve&ccedil;, Kanada ve &Ccedil;in gibi soğuk iklimli &uuml;lkelerde&nbsp; başlı başına &ouml;nemli bir sanat dalı haline gelmiş.&nbsp; &Uuml;stelik yeni bir sanat dalı da değil; &Ccedil;in'de ilk buzdan heykeller 350 yıl &ouml;nce yapılmış! &nbsp; <br /><br /><img src="http://img199.imageshack.us/img199/3817/fotoraf00062901446.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us" /><br /><br />Buzdan heykellerin yapım s&uuml;resi, heykelin basit ya da karmaşık olmasına ve&nbsp; heykeltraşın yeteneğine bağlı olarak, 45 dakika ile 6 hafta arasında değişiyor. Bu kadar &ccedil;ok emek isteyen buzdan heykellerin kısa zaman i&ccedil;inde eriyerek kaybolacak olması reva mı?..&nbsp; &Ccedil;evre sıcaklığına bağlı olarak erime s&uuml;resi de değişiyor elbette. Direkt olarak r&uuml;zgar ve g&uuml;neş ışığına maruz kalmayan heykeller, normal oda sıcaklığında 6-8 saat kadar dayanabiliyorlar. Zira buz yapımı i&ccedil;in kullanılan buz k&uuml;tlelerinin i&ccedil;erisinde, neyse ki biraz olsun ge&ccedil; erimelerini sağlayan &ouml;zel bir madde bulunuyor.&nbsp; Benim fotoğrafladığım buzdan balıkların da sanırım bu kadar bir &ouml;m&uuml;rleri vardı. Antalya'nın Temmuz sıcağını hesaba katarsak, belki de daha az. Ya da restoran klimalı olduğu i&ccedil;in, daha fazla. Bunu tam olarak bilemiyorum. Her neyse. Hen&uuml;z erime başlamadan resimlerini &ccedil;ekme fırsatı bulduğum i&ccedil;in şanslı olmalıyım. Buzdan heykel yapan sanat&ccedil;ının diğer t&uuml;rde &ccedil;alışan heykeltraşlara g&ouml;re işi &ccedil;ok daha zor. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; 3 değil 4 boyutta &ccedil;alışması gerekiyor. 4. boyut ise "zaman". Yapacağı heykelin ne&nbsp; zaman eriyip değişeceğini de g&ouml;ze alması şart. <br /><br />Eskimo kılığıyla buz m&uuml;zesi gezmeye ne dersiniz? <br /><br />Buzdan heykeller kısa zamanda eriyor ama yakın bir zaman i&ccedil;inde &uuml;lkemizde inşa edilecek olan "Buz M&uuml;zesi"ndeki heykeller hi&ccedil;bir zaman erimeyecek. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ortam sıcaklığı eksi 10 derece olacak&nbsp; ve ziyaret&ccedil;iler bu m&uuml;zeyi, girişte verilecek olan&nbsp; eskimo kıyafetleri ile gezecekler! Şaka değil, ger&ccedil;ekten eskimo kıyafetleriyle! Eee, eksi 10 derece sıcaklığa da eskimo kıyafeti ile dayanılır ancak!&nbsp; Lofoten Trading adlı bir Norve&ccedil; firmasının yapacağı bu m&uuml;zeye Magic Ice (Sihirli Buz) adı verilecek. İstanbul Kozyatağı'nda yapılacak, 4 ayda tamamlanması planlanan m&uuml;ze i&ccedil;in 15 milyon dolar harcanacakmış! A&ccedil;ılış, kısmetse 29 Ekim'de! İstanbul'da olsam, hi&ccedil; ka&ccedil;ırmaz, mutlaka bu sanat harikası heykelleri g&ouml;rmeye giderdim doğrusu... &nbsp;]]></description>
            <author>sihirliyazilar</author>
            <pubDate>Thu, 26 Nov 2009 09:12:03 +0100</pubDate>
            <guid>http://sihirliyazilar.blogcu.com/buzdan-heykel-cok-emek-ister-hemen-eriyip-gider/5866765</guid>
        </item>
        <item>
            <title>Mehmet Kanbur ve &quot;son mektup&quot;tan yansıyanlar</title>
            <link>http://sihirliyazilar.blogcu.com/mehmet-kanbur-ve-son-mektup-tan-yansiyanlar/5848737</link>
            <description><![CDATA[<img src="http://img269.imageshack.us/img269/4799/319140732369.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us" /><br /><br />12 Eyl&uuml;l sonrası, "&Uuml;&ccedil;&uuml;nc&uuml; Yol Davası"nda yargılanarak idam cezasına &ccedil;arptırılan ve 29 Ocak 1983'te idam edilen Mehmet Kanbur'un son mektubu, 26 yıl sonra nihayet ailesine ulaştırılmış!&nbsp; Eşi Zeynep, "Değerli Karıcığım" diye başlayan mektubu &ccedil;ok ge&ccedil; de olsa almaktan dolayı memnun olmuş ama o kadar uzun zamandır bekliyormuş ki neden bu kadar geciktiğini sormuş...<br /><br />Şimdi biraz empati yapalım. D&uuml;ş&uuml;n&uuml;n ki 10 dakika i&ccedil;inde hayatına son verilecek bir kişisiniz. Bu d&uuml;nyada yaşayacak sadece ve sadece 10 dakika kadar bir &ouml;mr&uuml;n&uuml;z kalmış ve&nbsp; bunu &ccedil;ok iyi biliyorsunuz. Size son arzunuz sorulmuş olsa mutlaka ailenizi g&ouml;rmek isteyeceksiniz ama sormuyorlar. Eşiniz ve &ccedil;ocuğunuzla son kez g&ouml;r&uuml;şmeyi size &ccedil;ok g&ouml;r&uuml;yorlar.&nbsp; Yalnızca "son bir mektup" yazmanıza izin veriyorlar ama ne yazık ki onu da ailenize ulaştırmıyor, tam 26 yıl devlet sırrı gibi saklıyorlar. Aileniz sizi idamdan &ouml;nce son bir kez g&ouml;rme şansına sahip olamadığı gibi kaleminizden &ccedil;ıkmış son satırları okuma&nbsp; şansına da sahip olamıyor. &nbsp; <br /><br />Devrimci 78'liler Federasyonu, Adapazarı'nın Akyazı il&ccedil;esinde &ccedil;ıkan &ccedil;atışmada yakalanan 4 devrimciden (Ramazan Yukarıg&ouml;z, &Ouml;mer Yazgan, Erdoğan Yazgan ve Mehmet Kanbur) Ramazan Yukarıg&ouml;z ve &Ouml;mer Yazgan'ın son mektuplarını daha &ouml;nce ailelerine ulaştırmıştı. Mehmet Kanbur'un mektubunun da ulaştırılmasıyla birlikte 3 devrimcinin ailelerinin y&uuml;reğine bir par&ccedil;a olsun su serpilmiş oldu. Federesyon, Erdoğan Yazgan'ın mektubu i&ccedil;in ise temasları s&uuml;rd&uuml;r&uuml;yor. &nbsp; &nbsp; <br /><br />"Beni hayat devrimci yaptı"<br /><br />Mehmet Kanbur'un,&nbsp; eşine yazdığı daha &ouml;nceki bir mektupta şu satırlar g&ouml;ze &ccedil;arpıyor:<br /><br />"Beni hayat devrimci yaptı. Her zaman devrimci                                  &ouml;ğretiler doğrultusunda, kendi felsefe anlayışım                                  olan bilimsel sosyalizmden ayrılmadan, arkadaş                                  ve halkıma ihanet etmeden, halkımın mutluluğu                                  i&ccedil;in savaştım. Bu savş s&uuml;recinde, devrimci onurumdan                                  asla taviz vermeden, yılmadan, usanmadan bu g&ouml;revi                                  en iyi şekilde yerine getirmeye &ccedil;alıştım. (...)<br /> Bizi ne işkenceler, ne zindanlar, ne de idam sehpaları                                  asla yıldıramayacaklar. Bug&uuml;n bizi idam edenlerden,                                  tarih mutlaka ama mutlaka hesap soracaktır. <br /> Sizlerde duygusallığa kapılarak, g&ouml;zyaşları d&ouml;k&uuml;p                                  d&uuml;şmanlarımızın kahkaha atmasına kesinlikle m&uuml;dahale                                  etmeyin. Biz &ouml;l&uuml;mlerin en şereflisini, en onurlusunu                                  se&ccedil;tik. (...)<br /> Nihai hedefin mutlaka ama mutlaka bizim olacağı                                  inancıyla mektubumu bitiriyorum. <br /> Kucak dolusu selamlarımı yollar, kucaklar, g&ouml;zlerinden                                  &ouml;perim. Murat&rsquo;ı kucaklar g&ouml;zlerinden &ouml;perim. Abimin,                                  yengemin ellerinden, Erol&rsquo;un g&ouml;zlerinden &ouml;perim.                                  T&uuml;m akrabalarıma ayrı ayrı selamlar."<br /><br />Veeee gelelim eşine ulaştırılan son mektuba... 10 dakika &ouml;mr&uuml;n&uuml;z kalsa, neler yazarsınız ailenize hitaben? B&uuml;t&uuml;n bir &ouml;mr&uuml;, yaşanmışlığı, 10 dakika i&ccedil;ine sığdırmak m&uuml;mk&uuml;n m&uuml;d&uuml;r? Ya b&uuml;t&uuml;n duyguları, d&uuml;ş&uuml;nceleri, fikirleri 10 dakika i&ccedil;inde ifade etmek?..&nbsp; 10 dakika s&uuml;re tanınmış bir sınava girmişsiniz gibi. "Sınav başladı... S&uuml;re bitti, tamam. Bırakın kalemleri"... Nasıl da zor! Ya ifade edemediğin birşeyler kalırsa!.. Gidiyorsun yani, daha &ouml;tesi var mı! Bir daha onlara hi&ccedil;birşey s&ouml;yleme şansın olmayacak. Karını ve hen&uuml;z 9 yaşındaki oğlunu bırakıp gidiyorsun işte. &Ccedil;ocuğunu babasız bırakıyorsun. Bu y&uuml;zden, s&ouml;ylenmesi gereken hi&ccedil;birşeyi unutmamalısın; hızlı hızlı yazıp yetiştirmelisin. Bilmeliler onları nasıl da &ccedil;ok sevdiğini; gideceğin yerde nasıl da &ccedil;ok &ouml;zleyeceğini... Noksan kalmamalı hi&ccedil;bir duygu.&nbsp; Ama zaman dar. Elin ayağına dolaşır; ne yazacağınızı bilemezsin değil mi? "Şunu da yazacaktım ama s&uuml;re yetmedi, 5 dakika daha verseniz"... Verirler mi acaba? Vermezler ki... <br /><br />Son mektup<br />"Yolumuz Akyazı'da d&uuml;şenlerin yoludur"<br /><br /><img src="http://img151.imageshack.us/img151/4864/22072009032139937876437.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us" /><br /><br />&ldquo;Değerli karıcığım. Biz tarihi son g&ouml;revimizi yerine getirirken, seni g&ouml;rmek isterdim. &Ouml;yle sanıyorum ki hi&ccedil; haber verilmedi. Veya g&ouml;stermelik olarak, bilin&ccedil;li, gecikeceğiniz şekilde haber g&ouml;nderildi. Bu namussuzlardan farklı bir şey de beklenmez. G&ouml;remedim diye &uuml;z&uuml;lmene hi&ccedil; gerek yoktur. Senden bunu beklerim. Ben hayatım s&uuml;resince &ouml;zellikle birlikte olduğumuz zamanlarda ger&ccedil;ek anlamda belli şeyler anlatmaya &ccedil;alıştım. Ve bu uğurda g&uuml;c&uuml;m oranında &uuml;zerime d&uuml;şen g&ouml;revleri yerine getirmeye &ccedil;alıştım. Son olarak da halkımın mutluluğu uğruna canımı severek feda ediyorum. Bu g&ouml;revimi yerine getirirken size ve halkıma layık olmaya &ccedil;alışacağım. Son nefesimi verirken dahi k&ouml;hne d&uuml;zenin celladına fırsat vermeden halkımın mutluluk sloganını haykıracağım. Bundan hi&ccedil; kuşkunuz olmasın. Senin bundan sonra &ouml;zel yaşamın hakkında bir şey s&ouml;ylemek istemiyorum. Sana g&uuml;veniyorum. Tek başına yapayalnız kalsan dahi doğruluktan, d&uuml;r&uuml;stl&uuml;kten ayrılmayacağına, namusluca yaşamını s&uuml;rd&uuml;receğine inanıyorum. Ayrıca sana ve halkıma armağan ettiğim Murat"a da yeterli ilgi g&ouml;stereceğine, halkına yararlı olacak şekilde yetiştireceğine eminim. Akyazı onurumuz. Yolumuz Akyazı"da d&uuml;şenlerin yoludur. Devrimciler &ouml;ld&uuml;, yaşasın devrim. Kahrolsun faşizm. Tek yol devrim.&rdquo; <br /><br /><br />"Değerli Karıcığım" demiş. "Sana g&uuml;veniyorum" demiş. "Yapayalnız kalsan dahi yaşamını doğru, d&uuml;r&uuml;st, namuslu bir şekilde s&uuml;rd&uuml;receğine; oğlumuza iyi bakacağına, onu iyi yetiştireceğine eminim" demiş. Karısına verdiği değeri, oğluna sevgisini satırlarına yansıtmayı başarmış. "Canımı severek feda ediyorum" demiş. Halkına sevgisini de satırlarına yansıtmayı başarmış. 10 dakika i&ccedil;inde, kurulabilecek en anlamlı c&uuml;mleleri kurmuş.&nbsp; Elinden gelenin en iyisini yapmış ger&ccedil;ekten. Bir de eşi zamanında okuyabilseydi!.. <br />]]></description>
            <author>sihirliyazilar</author>
            <category>GUNDEM</category>
            <pubDate>Thu, 26 Nov 2009 09:12:03 +0100</pubDate>
            <guid>http://sihirliyazilar.blogcu.com/mehmet-kanbur-ve-son-mektup-tan-yansiyanlar/5848737</guid>
        </item>
        <item>
            <title>Bir Michael Jackson vardı ki...</title>
            <link>http://sihirliyazilar.blogcu.com/bir-michael-jackson-vardi-ki/5792582</link>
            <description><![CDATA[Giderken 80 kuşağının y&uuml;reğinden&nbsp;birşeyler g&ouml;t&uuml;rd&uuml;<br /><br /><img src="http://img14.imageshack.us/img14/1528/michaeljackson124602465.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us" /><br /><br />80'li yıllarda m&uuml;zik, adeta altın &ccedil;ağını yaşıyordu.&nbsp;&Ouml;yle b&uuml;y&uuml;l&uuml; bir d&ouml;nemdi ki; 80 kuşağı olarak bizler, o d&ouml;nemin b&uuml;y&uuml;s&uuml;n&uuml; &nbsp;bir daha ne 90'ların ne de 2000'lerin gen&ccedil;liğinde g&ouml;remedik. Şarkılar bir başka g&uuml;zeldi; yıldızlar bir başka parlıyordu sanki. Hem g&ouml;kteki hem de yery&uuml;z&uuml;ndeki yıldızlar...<br /><br />Hatırlıyorum da... Anadolu Lisesi'nde okuyoruz. Haftada 25 saat İngilizce &ouml;ğretim g&ouml;r&uuml;yoruz. Fen, Matematik bile İngilizce olarak &ouml;ğretiliyor. (ki sonradan bunun bazı dezavantajlarını yaşadık). İngilizce o kadar hayatımızın i&ccedil;inde ki, (her ne kadar bununla &ouml;v&uuml;nemesem de)&nbsp;&nbsp;T&uuml;rk k&uuml;lt&uuml;r&uuml;nden &ccedil;ok yabancı k&uuml;lt&uuml;rlere yakınız o d&ouml;nemde. &nbsp;Yabancı popla yatıp yabancı popla kalkmaya başlamışız. S&uuml;rekli İngilizce pop şarkılar dinliyoruz. Ger&ccedil;i bunun bazı yararlarını da g&ouml;rmedim değil. Zira orta gelirli ailelerin &ccedil;ocuklarıyız; &ouml;zel kolejde değil devletin Anadolu Lisesi'nde okuyoruz. Yabancı &ouml;ğretmenlerimiz yok. Tabii sadece 1 yıl kadar gelen&nbsp; Amerikalı &ouml;ğretmenimizi saymazsanız. Bu durumda İngilizce telaffuzu da şarkılardan &ouml;ğreniyoruz! Evet, şarkılardan! Belki de farkında bile olmadan, şarkılardan&nbsp;İngilizce konuşmayı &ouml;ğreniyoruz! Zaten başka şansımız da yok! <br /><br />Diğer arkadaşlarım gibi ben de sıkı bir yabancı&nbsp;pop hayranıyım o yıllarda. B&uuml;t&uuml;n m&uuml;zik dergilerini takip ediyorum. Poster defteri&nbsp; tutuyorum. Sevdiğim şarkıcıların resimlerini yapıştırıyorum o deftere. Michael Jackson, Madonna, Aha, Wham (&ouml;zellikle George Michael), Falco, Sandra, Modern Talking, Eurythmics, Elton John, Whitney Houston, Paul Mc. Cartney, Paula Abdul, Duran Duran, Sting, Laura Branigan, Billy Joel, Tiffany, Kim Wilde, Paul Young, Cyndie Lauper... Saymayı unuttuklarım kusuruma bakmasınlar artık :)) Hepsi ayrı bir fenomen,&nbsp;ayrı bir efsane bizim i&ccedil;in. B&ouml;ylesi bir d&ouml;nem. T&uuml;rkiye'de de d&uuml;nyada da &ccedil;eşitli değişimlere sahne olmuş ve&nbsp;b&uuml;t&uuml;n bu değişimlerin şarkılara yansıdığı &ccedil;ok &ouml;zel bir d&ouml;nem 80'ler.&nbsp;<br /><br />Ve o d&ouml;nemin yery&uuml;z&uuml;nde parlayan en parlak yıldızı, Michael Jackson. Şarkıları, dansları bir başka. Milyonlarca&nbsp;kişi tarafından taklit ediliyor. Herkes onun gibi dansetmeye &ccedil;alışıyor. Her yaptığı olay oluyor. Cildini beyazlatması, kendisini mikroplara karşı aşırı derecede korumaya alması, &nbsp;estetik operasyonları, &ccedil;ocuğunu pencereden aşağı&nbsp;sarkıtması, &ccedil;ocukları taciz ettiği iddiaları ve bunlardan aklanması, ırk&ccedil;ılık karşıtı şarkıları ("Black and White" ve "They don't care about us" gibi), yardım kampanyaları i&ccedil;in s&ouml;ylediği şarkılar, son yıllarda M&uuml;sl&uuml;man olduğu, M&uuml;sl&uuml;man olarak &ouml;ld&uuml;ğ&uuml; iddiaları vb.<br /><br />80'li yılların m&uuml;ziği, 80 kuşağının o d&ouml;nemdeki b&uuml;t&uuml;n anılarını i&ccedil;inde barındırdığı i&ccedil;in &ccedil;ok &ouml;nemli. İyi ya da k&ouml;t&uuml; b&uuml;t&uuml;n anıları... İ&ccedil; karışıklıkların &ccedil;ok fazla olduğu, t&uuml;m d&uuml;nyada k&ouml;kl&uuml; değişimlerin yaşandığı bu d&ouml;nemin olayları elbette ki m&uuml;ziğe de yansımıştı. Aslında k&uuml;lt&uuml;rel a&ccedil;ıdan pek fazla bir &ouml;zellik i&ccedil;ermeyen, eğlencenin &ouml;n planda olduğu, yani zihinsel a&ccedil;ıdan gen&ccedil;liğe pek de fazla birşey vermeyen ama akılda kalıcı, &nbsp;hit &ouml;zelliğinde dans par&ccedil;aları &uuml;retiliyordu s&uuml;rekli olarak ve bizler de bu par&ccedil;aların adeta aşığı haline gelmiştik. &Ouml;yle ya da b&ouml;yle; 80'li yıllar, o d&ouml;nemin gen&ccedil;liğinin zihinlerine bir daha silinmemecesine kazınmıştı.&nbsp;<br /><br />Sans&uuml;r, bir başka deyişle "yasaklar", yalnızca bizim&nbsp;&uuml;lkemize &ouml;zg&uuml; birşey değil. Michael Jackson'ın "They don't care about us" adlı şarkısının hapishane g&ouml;r&uuml;nt&uuml;l&uuml; kilibi, şiddet &ouml;ğeleri i&ccedil;erdiği, ırk&ccedil;ı, anti-semitist (Yahudi d&uuml;şmanı) olduğu gibi gerek&ccedil;elerle sakıncalı bulunup yasaklanmıştı. Bu y&uuml;zden Michael,&nbsp;Brezilya varoşlarında, s&ouml;zlerini de biraz değiştirerek, şarkının 2. bir versiyonunu&nbsp; &ccedil;ekmek durumunda kalmıştı. Sonu&ccedil;ta, o versiyon da sevilmişti ama asla hapishane versiyonunun&nbsp;yerini tutamaz ya da s&ouml;ylemek istediklerini veremezdi.&nbsp;Irk&ccedil;ı değil aksine ırk&ccedil;ılık karşıtı olan hapishane versiyonu,&nbsp;yanlış anlaşılarak bazı kesimleri rahatsız etmişti anlaşılan. Oysa Michael Jackson, fırsat bulduk&ccedil;a şarkılarında ırk&ccedil;ılığı eleştirmeye &ccedil;alışan bir sanat&ccedil;ıydı. Cenaze g&ouml;r&uuml;nt&uuml;leri ya da hayattaki son g&ouml;r&uuml;nt&uuml;leri yerine yasaklanan kilibini vermek istiyorum: <br /><br /><br /><br /><br />S&ouml;yleyin bana ne oldu haklarıma? <br />Beni g&ouml;rmezden geliyorsunuz diye g&ouml;r&uuml;nmez mi oldum? <br />....<br />Beni lekenmiş bir isimle bir sınıfa tıkıyorlar<br />Buranın benim &uuml;lkem olduğuna inanamıyorum<br />Biliyorsunuz bunu s&ouml;ylemekten ger&ccedil;ekten nefret ettiğimi<br />H&uuml;k&uuml;met g&ouml;rmek istemiyor<br />....<br />D&ouml;v&uuml;n beni, nefret edin benden, asla kıramazsınız irademi<br />İsteyin beni, heyecanlandırın beni, asla &ouml;ld&uuml;remezsiniz beni<br />&Ccedil;iğneyin (Musevileştirin) beni, dava edin beni,&nbsp;ne isterseniz yapın<br />Tekmeleyin beni, siyah ya da beyazlaştırmayın beni<br />....<br />Polis zulm&uuml;n&uuml;n kurbanıyım<br />Nefretin kurbanı olmaktan bıktım<br />....<br />D&ouml;v&uuml;n beni, ezin beni, asla kirletemezsiniz beni<br />Vurun bana, tekmeleyin beni, asla ele ge&ccedil;iremezsiniz beni<br />Tek s&ouml;ylemek istediğim aslında bizi &ouml;nemsemedikleri...<br /><br />Tek s&ouml;ylemek istediğim şu ki<br />Bizi umursadıkları yok<br /><br /><br />Her &ouml;l&uuml;m &uuml;z&uuml;c&uuml;d&uuml;r ama sanat&ccedil;ıların &ouml;l&uuml;m&uuml; benim i&ccedil;in daha bir &uuml;z&uuml;c&uuml; olmuştur hep. Hele de erken olursa... "Halen hayatta olsaydı daha kimbilir ne şarkılar yazar, ne danslar eder, ne mesajlar verirdi topluma" diye d&uuml;ş&uuml;n&uuml;r&uuml;m erken kaybedilen sanat&ccedil;ılar i&ccedil;in. Ger&ccedil;ek anlamda bir sanat&ccedil;ı kolay yetişmiyor &ccedil;&uuml;nk&uuml;.&nbsp; Michael Jackson'ın yerini doldurabilecek bir kişi&nbsp; bulunur mu acaba? Bir Michael Jackson daha yetişir&nbsp; mi ya da yeni bir Michael Jackson'a şahit olmamız&nbsp; i&ccedil;in ka&ccedil; yıl ge&ccedil;mesi gerek kimbilir?.. &nbsp;]]></description>
            <author>sihirliyazilar</author>
            <category>GUNDEM</category>
            <pubDate>Thu, 26 Nov 2009 09:12:03 +0100</pubDate>
            <guid>http://sihirliyazilar.blogcu.com/bir-michael-jackson-vardi-ki/5792582</guid>
        </item>
        <item>
            <title>Nevin İşgörenler&amp;#39;in resim sergisine davetlisiniz </title>
            <link>http://sihirliyazilar.blogcu.com/nevin-isgorenler-in-resim-sergisine-davetlisiniz/5714037</link>
            <description><![CDATA[<img src="http://img199.imageshack.us/img199/1096/sergi0406132.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us" /><br /><br />Yolunuz İzmir'e d&uuml;şerse, Nevin İşg&ouml;renler'in Urla-Demircili k&ouml;y&uuml;ndeki resim sergisini g&ouml;rmeden ge&ccedil;meyin. Birbirinden g&uuml;zel klasik ve soyut tabloları inceleyerek farklı&nbsp; ve g&uuml;zel<br />bir g&uuml;n ge&ccedil;irebilirsiniz. <br /><br />A&ccedil;ılış:&nbsp; 12 Temmuz 2009 Pazar, saat: 17.00<br />Yer: Urla - Demircili K&ouml;y&uuml;, "Okyanus Prensesi - Nevin İşg&ouml;renler Sanat Evi" <br />Nevin İşg&ouml;renler, kendisini ş&ouml;yle anlatıyor:<br /><br />"İzmir&rsquo;in K&uuml;&ccedil;&uuml;kyalı semtinde d&uuml;nyaya geldim. Gen&ccedil;liğim G&uuml;zelyalı ve Urla iskele semtlerinde ge&ccedil;ti. İlk sanat aşkım, annem ve ilkokul &ouml;ğretmenim ile başladı. &Ccedil;ocuklukta başlayan bu tutkum ilk, orta, lise, y&uuml;ksekokul ve iş hayatımda benimle beraber devam etti ve etmektedir. <br /><br /><img src="http://img83.imageshack.us/img83/594/grnt2392995597.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us" /><br /><img src="http://img512.imageshack.us/img512/61/grnt2572936382.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us" /><br /><br /><p>1975 yılında İzmir resim heykel m&uuml;zesinde rahmetli ressam sayın Turgut PURA ve sayın ressam Cavit ATMACA hocalarımdan resim sanatı eğitimi aldım. Daha sonraki yıllarda Celal Yetkin at&ouml;lyesinde rahmetli&nbsp; ressam Celal YETKİN&nbsp; hocamdan soyut, sayın ressam Mehmet BOŞTAŞ hocamdan klasik resim eğitimleri aldım.<br /></p><p><img src="http://img145.imageshack.us/img145/1550/grnt0083118084.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us" /><br /><img src="http://img209.imageshack.us/img209/6921/dscf24903186118.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us" /><br /><br />&nbsp;Resim haricinde,&nbsp; diğer bir sanat dalı olan m&uuml;zik ile de ilgilendim. 1980'de Dr. Ayhan S&Ouml;KMEN ve &nbsp;Dr. Mustafa BİLGİ&Ccedil; korolarına &nbsp;korist olarak devam ettim. Kıymetli hocalardan ud dersleri alarak&nbsp; İzmir&rsquo;in muhtelif korolarına udi olarak katıldım.</p><p>&nbsp;1990 yılında TURGUT PURA&nbsp; VAKFI&rsquo;nda heykel,&nbsp; resim-heykel m&uuml;zesinde ise seramik eğitimi aldım.</p><p>İlkokulda mandolin, ortaokulda gitar, ud, İngilizce, mankenlik , el sanatları, dans dersleri, konuşma sanatı v.s kurslarını bitirdim.<br /><br /><img src="http://img512.imageshack.us/img512/6971/grnt1653301177.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us" /><br /><img src="http://img205.imageshack.us/img205/5913/grnt1183271717.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us" /><br /><br /></p><p>Karma ve kişisel sergiler a&ccedil;ıp, 2001 yılında URLA&rsquo;nın Demircili k&ouml;y&uuml;nden almış olduğum evi restorasyon yaparak "OKYANUS PRENSESİ - NEVİN &nbsp;İŞG&Ouml;RENLER SANAT EVİ"ni&nbsp; yaptım.</p><p>15 /08/2008 tarihinde kişisel resim sergimi a&ccedil;tım. Halen kendi at&ouml;lyemde &ccedil;alışmalarıma devam etmekteyim.</p><p>&nbsp;&nbsp;İ&ccedil;imdeki bu enerjiyi, yaratıcılığı, sanatsal faaliyetlerle &ouml;zg&uuml;r kılarak,&nbsp; sanatın b&uuml;y&uuml;l&uuml; atmosferini yakalayarak kendime se&ccedil;kin ve renkli&nbsp; bir hayat yolu se&ccedil;tim."</p><br /><img src="http://img230.imageshack.us/img230/4463/dscf24843351956.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us" /><img src="http://img512.imageshack.us/img512/8083/dscf24853147070.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us" /><br /><br />&nbsp;İstemeyerek yıllar ge&ccedil;se de<p>&nbsp;Bendeki bu sanat aşkı bitse de</p><p>&nbsp;R&uuml;zgarla canlanan ateş gibi</p><p>&nbsp;Damarlarımda atan sanat aşkı</p><p>&nbsp;Kalbimi hoplatıp sanat adımlarımı hızlandırıyor&hellip;</p><p><br /></p>]]></description>
            <author>sihirliyazilar</author>
            <pubDate>Thu, 26 Nov 2009 09:12:03 +0100</pubDate>
            <guid>http://sihirliyazilar.blogcu.com/nevin-isgorenler-in-resim-sergisine-davetlisiniz/5714037</guid>
        </item>
        <item>
            <title>Az kalsın &quot;redaktör&quot; oluyordum ama...</title>
            <link>http://sihirliyazilar.blogcu.com/az-kalsin-redaktor-oluyordum-ama/5704677</link>
            <description><![CDATA[Engelleri aşamadım bir t&uuml;rl&uuml; :) <br /><br />"Gazeteci" deyince akla genellikle muhabirler ve k&ouml;şe yazarları gelir. Oysa gazetenin yayıma hazır hale getirilmesi s&uuml;recinde, muhabir ve k&ouml;şe yazarları dışında &ccedil;ok sayıda kişinin emeği ge&ccedil;er. İşin "mutfağında" g&ouml;revli olduklarından pek g&ouml;z &ouml;n&uuml;nde olmayan bu kişilerin yayıma katkısı,&nbsp; aslında en az&nbsp; diğerleri kadar b&uuml;y&uuml;kt&uuml;r. <br /><br />"Redakt&ouml;rler" ve "sayfa sekreterleri" denilen adsız kahramanlardan bahsediyorum. S&uuml;re&ccedil; genellikle şu şekilde işler: Muhabir haberini, araştırmacı gazeteci ise yazı dizisini hazırlayıp bilgisayara girer. Elbette girilen metinlerde imla hatası ya da bozuk anlatım i&ccedil;eren c&uuml;mleler olabilir. Redakt&ouml;r yazıyı alıp inceler ve gerekli d&uuml;zeltmeleri yaparak yazıyı yayıma hazır hale getirir. Bundan sonra sıra sayfa sekreterine gelir. Sayfa sekreteri de metini sayfaya (harflerin&nbsp; b&uuml;y&uuml;kl&uuml;kleri, renklerini vb. ayarlamak suretiyle) yerleştirir.&nbsp; Sonu&ccedil; olarak haber ya da araştırma dizisi, onu hazırlayan kişinin adıyla yayımlanırken,&nbsp; konuya emeği ge&ccedil;miş redakt&ouml;r ve sayfa sekreterinden okuyucunun haberi dahi olmaz.<br /><br /><img src="http://img200.imageshack.us/img200/1157/journalist.gif" alt="Image Hosted by ImageShack.us" /><br /><br />Hal b&ouml;yle iken... Yıl 1998... Araştırma gazetecilikten redakt&ouml;rl&uuml;ğe ge&ccedil;ebilsem nasıl olurdu diye i&ccedil;in i&ccedil;in hayal kurduğum zaman dilimi... Kendi adımla tam sayfa yazılarım yayımlanıyor ama ben yine de "redakt&ouml;r" olma sevdasındayım.&nbsp; Redakt&ouml;r olup araştırma yazıları hazırlamayı bıraksam... Artık kendi adımla yazılarım yayımlanmasa da ben yalnızca arka planda, işin mutfağında yer alsam... O adsız kahramanlardan biri olsam... <br /><br />Ailem ve akrabalarım anlamıyor bir t&uuml;rl&uuml;... "Kendi adınla yazıların &ccedil;ıkıyorken, ne diye arka plana d&uuml;şeceksin ki?" diyorlar. Bilmiyorlar işte. D&uuml;şmek değil, &ccedil;ıkmak bu! Redakt&ouml;rlerin tamamı &uuml;niversite mezunu.&nbsp; Topu topu 6 kişi kadarlar. Kendilerine ayrılmış uzun bir masada, bir arada oturup &ccedil;alışıyorlar. &Ouml;ğlen 12'de gelip gece 10-11'e kadar gazetede bulunmak durumundalar. Gazetenin omurgası gibiler, hayli &ouml;nemli bir konumdalar. Sayfa yerleşimi yapılmasından &ouml;nceki son s&ouml;z&uuml; onlar s&ouml;yl&uuml;yorlar. Son nokta, virg&uuml;l, manşet vs.'yi onlar atıyorlar.&nbsp; Son karar, onlara it. B&uuml;t&uuml;n sonlar, onlara ait. "Mutfak" onların kontrolu altında. Haberi, yazıyı&nbsp; istedikleri gibi bi&ccedil;imlendiriyorlar. Kesip, bi&ccedil;iyorlar; gerekirse değiştiriyorlar. <br />Redakt&ouml;re her zaman ihtiya&ccedil; var. Bu nedenle işsiz kalmaz pek. Ayrıca&nbsp; muhabirden de araştırmacıdan da&nbsp; fazla para kazanır. Daha ne olsun?...<br /><br /><img src="http://img200.imageshack.us/img200/9788/gazete52767795278291.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us" /><br />Kendimi redakt&ouml;rl&uuml;ğe yakın hissediyorum. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; m&uuml;d&uuml;r&uuml;m Ş. Bey, ara sıra bana "araştırma servisinin redakt&ouml;r&uuml;" diye takılıyor. Aslında servisin redakt&ouml;r&uuml; kendisi tabii ama bazen bana yaptırıyor redaksiyonu. Bu y&uuml;zden b&ouml;yle s&ouml;yl&uuml;yor. Bir de o yıllardaki yazı işleri m&uuml;d&uuml;r&uuml;m&uuml;z O. Bey...&nbsp; Sık sık Reuters haber ajansından gelen İngilizce haberleri T&uuml;rk&ccedil;e'ye &ccedil;evirip redakte etmemi istiyor benden. Bu şekilde oluşturduğum haberleri beğendiğini s&ouml;yl&uuml;yor... <br /><br />Derken bir g&uuml;n... Redakt&ouml;rlerimizden T. Bey'in İstanbul'a gidişiyle birlikte 1 adet redakt&ouml;r eksiği s&ouml;zkonusu oluyor. Evet, acilen bir redakt&ouml;r lazım ama nerden bulunacak?.. Yazı İşleri M&uuml;d&uuml;r&uuml; O. Bey'in aklına ilgin&ccedil; bir fikir geliyor:&nbsp; (Beni kastederek) "B. Hanım'ı araştırmacılıktan redaksiyona ge&ccedil;irelim, olsun bitsin" diyor. "Hem yeni bir elemana maaş vermekten hem de yeni bir eleman yetiştirmekten kurtulmuş oluruz. B. Hanım, Reuters haberlerini &ccedil;ok g&uuml;zel redakte ediyor benim i&ccedil;in. Yani bu işi kıvırabilir" diyor.&nbsp;&nbsp; <br /><br /><img src="http://img199.imageshack.us/img199/5961/gazete041tapa5541359554.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us" /><br />Gazetenin ileri gelenleri bu &ouml;neriye sıcak bakıyorlar.&nbsp; O. Bey, beni &ccedil;ağırıp g&ouml;revi kabul edip etmediğimi soruyor. "Olur" diyorum. Ve sıra m&uuml;d&uuml;r&uuml;m Ş. Bey'den izin almaya geliyor. O g&uuml;n de Ş. Bey gazetede değil. Ertesi g&uuml;n geldiğinde, yanına gidip konuyu anlatıyorlar. Şiddetle karşı &ccedil;ıkıyor. "Serviste topu topu 3 elemanım var zaten. Onları da elimden&nbsp; mi alacaksınız? Kim yazacak dizileri? Asla vermem" diyor. <br /><br />"Vermem" diyor da başka birşey demiyor. Bana da "Kızım, istikbalini engellemek istemezdim ama benim sizlere bu serviste ihtiyacım var" diyor. "Onlar bu işe uygun olduğunu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorlar ama bence hen&uuml;z hazır değilsin zaten" diyor. "Siz nasıl uygun g&ouml;r&uuml;rseniz &ouml;yle olsun" diyorum. Biraz &uuml;z&uuml;l&uuml;yorum ama bir yandan da Ş. Bey'i yalnız bırakmak istemiyorum. Karmaşık duygular i&ccedil;erisindeyim. <br /><br /><img src="http://img199.imageshack.us/img199/9663/gazete58835395884947.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us" /><br />Bazıları, Ş. Bey'in bencilce davrandığını d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorlar."Yetiştirdiği elemanları kendine saklıyor; oysa gazetenin diğer birimlerine vermesi gerekir" diyorlar. &Ouml;yle ya da b&ouml;yle, Ş. Bey Nuh diyor da Peygamber demiyor. Bu durumda olan, gazeteden &ccedil;ok bana oluyor tabii. Tarihi bir fırsatı ka&ccedil;ırıyorum; redakt&ouml;r olma fırsatını...&nbsp; <br /><br />O g&uuml;nlere geri d&ouml;nmek m&uuml;mk&uuml;n olsaydı da "Siz bilirsiniz" diyeceğime "Ne olur, bırakın gideyim; bu işi &ccedil;ok istiyorum; kendime de g&uuml;veniyorum; yapabilirim, hi&ccedil; olmazsa bir s&uuml;re deneyelim" deseydim birşey değişir miydi acaba? Bence değişmezdi; ne dersem diyeyim, kabul etmezdi. Ama yine de keşke bir şansımı deneseydim. Keşke...&nbsp; <br /><br />Sonradan "keşke" demektense, zaman kaybetmeden d&uuml;ş&uuml;nd&uuml;ğ&uuml;n&uuml;z, arzuladığınız şeyi hayata ge&ccedil;irin. En azından bir hamle yapın, deneyin. Olursa kazanırsınız; olmazsa da fazla birşey kaybetmiş olmazsınız. En azından sonradan "keşke" demezsiniz benim gibi... &nbsp; <br />]]></description>
            <author>sihirliyazilar</author>
            <category>ANILAR</category>
            <pubDate>Thu, 26 Nov 2009 09:12:03 +0100</pubDate>
            <guid>http://sihirliyazilar.blogcu.com/az-kalsin-redaktor-oluyordum-ama/5704677</guid>
        </item>
        <item>
            <title>Size göre &quot;baba&quot; ne demek?</title>
            <link>http://sihirliyazilar.blogcu.com/size-gore-baba-ne-demek/5691422</link>
            <description><![CDATA[Babalar g&uuml;n&uuml;n&uuml;z kutlu olsun<br /><br /><img src="http://img36.imageshack.us/img36/2396/baba13pic1xn3.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us" /><br /><br />7'den 70'e her yaş grubundan kadın ve erkeklere "Baba s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml; sizin i&ccedil;in neyi &ccedil;ağrıştırıyor?" diye sormuşlar. &Ccedil;ok &ccedil;eşitli yanıtlar &ccedil;ıkmış ortaya. "Baba" s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml; kimi i&ccedil;in "sevgi"yi, "hayat"ı, "varoluş"u, "adam gibi adam"ı &ccedil;ağrıştırırken, kimi i&ccedil;in ise "boşluk", "ayrılık", "anlamsızlık", "hi&ccedil;lik", "yokluk" anlamına geliyormuş...<br /><br />Hal b&ouml;yle iken, ben de kendi kendime sordum "baba" s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n bana neleri &ccedil;ağrıştırdığını...&nbsp; Bulmak i&ccedil;in &ccedil;ok fazla d&uuml;ş&uuml;nmeme de gerek kalmadı. "Baba" deyince benim aklıma iki şey geliyor: "Koşulsuz sevgi" ve "g&uuml;ven".&nbsp; Yani "baba"nın anlamı benim i&ccedil;in, "koşulsuz sevgi ve g&uuml;ven kaynağı"&nbsp; diyebilirim. <br /><br />&Ouml;zellikle "sevgi" değil de "koşulsuz sevgi" terimini kullandım. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; "koşulsuz sevgi" bambaşka birşey. &Ouml;rneğin bazı dini &ouml;ğretiler, koşulsuz sevginin sadece Tanrı'ya &ouml;zg&uuml; birşey olduğunu s&ouml;yler. Buna g&ouml;re, yalnızca Tanrı kendisine inananları koşulsuz sevebilir, insanlar ise bunu başaramazmış. Ebeveynlerin dahi &ccedil;ocuklarını koşulsuz sevmesi olanak dışı imiş. Ancak onların kurallarına uyduğumuz, onların istediği gibi olduğumuz, hata yapmadığımız takdirde severlermiş bizi. <br /><br />Ger&ccedil;ekten de koşulsuz sevgi, son derece g&uuml;&ccedil; yakalanabilir birşeydir. "Sen ne olursan ol, ne hata yaparsan yap, yine de benim &ccedil;ocuğumsun, seni yine de sevmeye devam edeceğim" demek herkesin harcı değildir elbet. Ya da bunu s&ouml;yleyebilen bir babaya sahip olmak herkesin elde edebileceği bir şans değildir. Ama sanırım ben bunu&nbsp; yakalamış şanslı kişilerden biriyim. &nbsp; <br /><br />Benim babam, geleneksel babalardan olmadı hi&ccedil;bir zaman. Kızlarına &ccedil;ekinmeden sarılan, sık sık onları ne kadar &ccedil;ok sevdiğini a&ccedil;ık&ccedil;a s&ouml;yleyen, "Seni &ccedil;ok seviyorum kızım" diyen, hatta bizlere "sevgilim" diye hitap eden, hata yaptığımızda da yine yanımızda olmaya devam eden, bizi hatalarımıza rağmen "koşulsuz" olarak sevmeyi s&uuml;rd&uuml;ren, "Ben yaşadığım s&uuml;rece size birşey olmaz"diyen, hep "g&uuml;ven" veren, hep "g&uuml;ven" veren, hep "g&uuml;ven" veren...<br /><br />Şimdi anlıyorum ki babamın verdiği bu "koşulsuz sevgi" ve "g&uuml;ven", bende bağımlılık yapmış; bir &ouml;m&uuml;r boyu karşılaştığım herkeste, yaşadığım her olayda bunları aramışım hep. Ama bulmak ne m&uuml;mk&uuml;n?Artık biliyorum, bu duyguları bana aktarabilen tek kişi babam olmuş her zaman. O yaşadığı m&uuml;ddet&ccedil;e, tıpkı onun dediği gibi,&nbsp; "Bana hi&ccedil;bir şey olmaz".&nbsp; Ama ona k&ouml;t&uuml; birşey olursa birg&uuml;n, işte o zaman "sahipsiz" kalmış gibi hissedeceğim kendimi...<br /><br />K&uuml;&ccedil;&uuml;kken b&uuml;t&uuml;n karnelerimi &ouml;zenle bir zarf i&ccedil;inde biriktiren, yazdığım anı yazılarını &ouml;zenle daktiloya &ccedil;ekip saklayan, gazetecilik yaparken yayımlanan yazılarımı takip eden, hakkımdaki herşeyi titizlikle inceleyen babam, bilgisayar ve internet kullanmasını bilmiyor. Bu nedenle, bloğumu takip edemiyor, yazılarımı okuyamıyor. Bu yazımı da okumayacak. Onun hakkında yazdıklarımdan haberi olmayacak.&nbsp; &Uuml;stelik de bug&uuml;n doğum g&uuml;n&uuml;. Birazdan telefon a&ccedil;ıp tebrik edecek ama bu yazıdan bahsetmeyeceğim. Benim i&ccedil;in "koşulsuz sevgi" ve "g&uuml;ven kaynağı" olduğunu bilmeyecek.&nbsp; Birg&uuml;n kısmet olur da tesad&uuml;fen okursa &ouml;ğrenir. S&uuml;rpriz olsun; b&ouml;ylesi daha g&uuml;zel... <br /><br />Şimdi gelelim "baba" s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;n&uuml;n başkaları i&ccedil;in neler &ccedil;ağrıştırdığına... Olumlu ya da olumsuz&nbsp; anlamda, &ccedil;ok g&uuml;zel tanımlamalar yapılmış. Birbirinden son derece farklı, y&uuml;zlerce tanımlama. Anlaşılan, "baba" s&ouml;zc&uuml;ğ&uuml;, herkes i&ccedil;in farklı birşeyleri &ccedil;ağrıştırıyor.&nbsp; İşte en ilgin&ccedil; olanlar:<br /><br />* G&ouml;lgesinde serinlediğimiz koca bir &ccedil;ınar... G&ouml;lgesi, kendinden b&uuml;y&uuml;k olan.<br />* Babam benim herşeyim.. Annemle ayrılar, onun i&ccedil;in bana "ayrılığı" &ccedil;ağrıştırıyor.&nbsp; <br />* Y&uuml;ce Rabbimin asla karşı gelmeyin dediği iki ilahi varlıktan erkek olanı. <br />* Bize olan sevgisini, s&ouml;zlerinden &ccedil;ok g&ouml;zlerinden akıtan kişi. <br />* &Ouml;yle kocaman kanatları vardı ki, &ouml;yle sıkı sarılırdı ki bana, hi&ccedil;bir şey korkutamazdı beni ve dokumazdı tenime hi&ccedil;bir r&uuml;zgar. <br />* Anlamsız 4 harften oluşan yalancı bir kelime. Babam beni 4 yaşında bıraktı. Baba demek, 24 saat&nbsp; evladın i&ccedil;in m&uuml;cadele etmek, onu b&uuml;t&uuml;n zorluklara karşı korumak demektir. <br />* Evin direği.<br />* Değeri, kaybedilince anlaşılanlardan. <br />* Babamı &ccedil;ok &ouml;zledim &ccedil;ooookkk. Ağlayan g&ouml;zlerimin adı yok bilimde. <br />* Ge&ccedil; kalmış itiraf, kalbimi tarifsiz sızlatan kelime. Bir kez olsun sarılmadım, sevdiğimi s&ouml;ylemedim. O kadar pişmanım ki. Keşke yıllar &ouml;ncesine, babama d&ouml;nebilsem. Yaslansam g&ouml;ğs&uuml;ne, g&uuml;venle uyusam dizlerinde. Duy beni babacım &ouml;telerden ne oluuurr, ne kadar ge&ccedil; kalsam da duy beni. Seni &ccedil;ok seviyorum.<br />* Hi&ccedil; g&ouml;rmediğim, dokunmadığım, &ouml;pmediğim boş bir duvar. İ&ccedil;i boş bir balon. <br />* Hem seven hem de sevmeyen. Sorumsuz, kaygısız. Hayatı hem kolaylaştıran hem de zorlaştıran adam. <br />* Benden evlat olmamı istemesinler, ben hi&ccedil; babamın yavrusu olmadım. Kimler utansın? <br />* &Ouml;zlem ve kırgın sevgi. <br />* En b&uuml;y&uuml;k asker, &ouml;rnek aldığım tek insan. <br />* Allah'ım g&ouml;lgeni eksik etmesin başımızdan.<br />* Hayatta ben en &ccedil;ok onu sevdim.<br />* Olasım var.<br />* Babam beni hi&ccedil; g&ouml;rmedi şansına k&uuml;fretmekten! <br />* Mutlak g&uuml;&ccedil;.<br />* Kale.<br />* Sevgi kaynağı, her zaman arkanda olduğunu bildiğin şefkatli g&uuml;&ccedil;.<br />* İlk sevdiğim adam!<br />* Derine gitmiş bir yaradır. Dokunsan kanatır, dokunmasan kanarsın. <br />* Sevgi ve g&uuml;&ccedil; demek. <br />* Karşılıksız sevgi, yol g&ouml;steren olmak, daima doğru olmak. <br />* Otorite.<br />* Peder Bey.<br />* Amcanın 2 katı.<br />* Dizine yatmayı, omzuna başımı dayayıp ağlayabilmeyi ne &ccedil;ok &ouml;zl&uuml;yorum. Kanadı kırılmış bir kuş gibi...<br />* Can. <br />* Televizyon kumandasının ger&ccedil;ek hakimi, Superman'ın bıyıklı versiyonu.<br />* Seni tanıdığımı sanıyordum, yanılmışım. Seni d&uuml;nyanın en iyi babası sanıyordum, yanılmışım.&nbsp; &nbsp; <br />* Hayattaki herşeyim. Şimdi onun canı yansa, benim y&uuml;reğim yanıyor. <br />* Sizin hi&ccedil; babanız &ouml;ld&uuml; m&uuml;? Benim bir kere &ouml;ld&uuml;, k&ouml;r oldum. <br />* Disiplin, &ouml;c&uuml;, evdeki sorunlu kişi. <br />* Hi&ccedil; sahip olamadığım, bana &ccedil;ok yabancı bir kelime.<br />* Herşeyim.<br />&nbsp;* Soğuuuk, &ccedil;ok soğuuukk birşey. Hi&ccedil; g&ouml;remediğim, konuşamadığım. Belki de &ouml;l&uuml;rken sayıklayacağım tek kelime.&nbsp; <br />* &Ouml;zlediğim... D&uuml;nya tatlısı. <br />* Varlığı insana g&uuml;&ccedil; veren, g&uuml;c&uuml; temsil eden kişi. <br />* Anne sevgisinin g&ouml;lgesinde kaldığı halde evlatlarına canı gibi bakan; ne hata yaparsan yap, sana kucak a&ccedil;andır. <br />* Varlığı dertten başka birşey olmayan, &ouml;lesiye nefret ettiğim, b&uuml;t&uuml;n erkeklerden uzak durmama neden olan, beni g&uuml;vensiz ve korkak yapan insan. <br />* En sevgili, en fedakar, en yakışıklı, en doğru ve g&ouml;beğin en &ccedil;ok yakıştığı erkek. <br />* Cennet anaların ayakları altındaysa şayet, inanıyorum ki o cenneti &ccedil;ocukları i&ccedil;in babaları inşa etmiştir. <br />* Sevgisini cımbızla veren, para babası, baba bank, ge&ccedil;en ay iyice koptuğum insan. Yine de benim var olmamda ara&ccedil; oldu ya işte, &ouml;f bile denmez. <br />* İlk aşkım, b&uuml;y&uuml;y&uuml;nce evleneceğim tek insandı bir zamanlar. Beni şımartan tek erkek. Traş olurken mıncıkladığım, uyurken h&ouml;&ouml;&ouml; diye uyandırdığım. Birtanem...<br />* Hayatta hi&ccedil;bir şeyim az olmadı onun kadar ve hi&ccedil;bir şeyi &ouml;zlemedim onu &ouml;zlediğim kadar. <br />* Yıllardır kavuşmayı beklediğim kişi.<br />* İlk erkek arkadaşım :) Tanıdığım en cesur, muhteşem ve yakışıklı erkek. <br />* Yanında "anne" olmadan anlam kazanamayan bir sıfat. <br />* Kanserojen canlı.<br />* Kesin damarlarımı aksın kanım, bana ondan hi&ccedil;bir şey kalmasın.<br />* En "baba" benimki...<br />* Merhamet, sevgi-saygı, aileye bağlılık ve adam demektir. <br />* Uzak &uuml;lkeler, deniz aşırı yollar. <br />* Buz kesiyorum duyunca da s&ouml;yleyince de. Para ağacı gibi birşey. &nbsp; <br />* B&uuml;t&uuml;n hayatını &ccedil;ocukları i&ccedil;in &ccedil;alışarak ge&ccedil;irmiş g&uuml;zel insan. <br />* Hayat ve varoluş.<br />* Cebinde yok parası, Bafra'dır sigarası, işte benim babam. <br />* İnsan hayatına y&ouml;n verebilen, derinden etkileyen ve iz bırakan. Sorumlu davranması gerekli insan. <br />* En b&uuml;y&uuml;k destek&ccedil;i, kahraman.<br />* Beni yalnız ve sevgisinden mahrum bırakan. <br />* İlk adımlarımı atarken ellerimden tutuyordun, şimdi farkediyorum ki babacığım, ellerimi hi&ccedil; bırakmamışsın.&nbsp; <br />]]></description>
            <author>sihirliyazilar</author>
            <category>GUNDEM</category>
            <pubDate>Thu, 26 Nov 2009 09:12:03 +0100</pubDate>
            <guid>http://sihirliyazilar.blogcu.com/size-gore-baba-ne-demek/5691422</guid>
        </item>
        <item>
            <title>Ödüle giden çetrefilli yol</title>
            <link>http://sihirliyazilar.blogcu.com/odule-giden-cetrefilli-yol/5663550</link>
            <description><![CDATA["Şehircilik" dizisinden beklerken, "yemek" dizisinden &ouml;d&uuml;l aldım. Meğer işin p&uuml;f noktası, siyasetten uzak durmak imiş!&nbsp; <br /><br />Yıl 1997... İzmir Gazetecilik Cemiyeti, "Gazetecilik Teşvik Yarışması" d&uuml;zenliyor.&nbsp; Araştırma Servisi'ndeki herkes, yazı dizilerinden birini se&ccedil;ip katılacak. Zaten serviste, bir elin parmakları kadar bile gazeteci yok, topu topu 3-4 kişiyiz. Diğerleri&nbsp; benden 1 yıl &ouml;nce gelmişler, dolayısıyla daha deneyimliler tabii ve yarışmaya g&ouml;ndermek &uuml;zere aralarından se&ccedil;im yapabilecekleri en az birka&ccedil; yayımlanmış yazı dizisine sahipler. Benim ise hen&uuml;z yalnızca bir tek yazı dizim var. O da "S.O.S .Otopark: Ege Sorunları - Dosya 1"... Yani katılırsam bu diziyle katılmak zorundayım. Se&ccedil;me şansım yok ne yazık ki. Bunun yanısıra "katılmamak" gibi bir şansım da yok! &Ccedil;&uuml;nk&uuml; m&uuml;d&uuml;r&uuml;m&uuml;z Ş. Bey &ouml;yle istiyor. Hepimiz mutlaka katılacağız... <br />Herkes bir yazı dizisini se&ccedil;ip d&uuml;zenliyor, yarışmaya katılıyor. Ben de mecburen o g&uuml;ne dek yayımlanmış olan tek yazı dizim ile katılıyorum. Ne de olsa ilk yazı dizim, kesinlikle &ouml;d&uuml;l beklentisi i&ccedil;inde değilim. Hatta buna ihtimal bile vermiyorum. Ta ki Genel Yayın Y&ouml;netmeni Yardımcısı G. Hanım, m&uuml;d&uuml;r&uuml;m Ş. Bey'e ş&ouml;yle diyene kadar:<br />---- B.'nin "otopark" yazı dizisi j&uuml;ride &ccedil;ok beğenildi. &Ccedil;ok iyi, kapsamlı, emek verilmiş&nbsp; bir araştırma olduğunu konuştular &uuml;yeler aralarında. Kulaklarımla duydum yani. Kesin &ouml;d&uuml;l geliyor bu diziden. <br />Ş. Bey bana G. Hanım'ın s&ouml;zlerini iletiyor ve "Hadi, şimdiden tebrikler. G. Hanım dediyse doğrudur. &Ouml;d&uuml;l cepte sayılır" diyor. <br /><br /><img src="http://img81.imageshack.us/img81/8309/fotoraf00078143536.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us" /><br /><br />Haber, araştırma servisi ve t&uuml;m haber merkezinde yayılmış bile. "Şu yeni gelen kız &ouml;d&uuml;l alacakmış" diye fısıldaşıyorlar. Hatta hen&uuml;z ortada fol yok, yumurta yokken tebrik etmeye başlıyorlar beni. İyice havaya girmişim artık. Girmek istemesem de onlar sokmuşlar. Hi&ccedil; ka&ccedil;arı yok. Ben &ouml;d&uuml;l alacağım bu diziden. Ar-GE'deki diğer arkadaşlarım i&ccedil;in (benden kıdemli oldukları halde) b&ouml;yle bir beklenti yok. Ama ben mutlaka alacağım. &Ouml;yle diyorlar yani. Ne kadar da başarılıyım ben b&ouml;yle !? Daha yeni başlamışım gazeteciliğe, bu konuda tahsilim bile yok ama &ouml;d&uuml;l&uuml;m olacak işte! &Ccedil;ok emin bir kaynaktan aldık haberi, yanlış olamaz, ben &ouml;d&uuml;l alacağım. Diğer arkadaşlarım belki alacak, belki almayacak ama habere bakılırsa ben kesin alacağım!!! G&uuml;nler ge&ccedil;iyor. &Ouml;d&uuml;llerin a&ccedil;ıklanmasını heyecanla bekliyoruz. Aslında diğerleri heyecanla bekliyor da benim heyecanlanmama gerek yok tabii, havada karada &ouml;d&uuml;l&uuml; kaptım nasıl olsa!..<br /><br /><img src="http://img512.imageshack.us/img512/7589/fotoraf87065887.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us" /><br /><img src="http://img190.imageshack.us/img190/6791/fotoraf57117637.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us" /><br /><br />Bir sabah gazeteye gidiyorum. Derin bir sessizlik..&nbsp; Sanki arkadaşlar birşey s&ouml;ylemeye &ccedil;alışıyorlar da s&ouml;yleyemiyorlar gibi. &Ouml;d&uuml;llerin a&ccedil;ıklanmış olduğundan hen&uuml;z haberim yok. Oturup işlerimle ilgilenmeye başlıyorum. Biraz sonra bir arkadaşım baklayı ağzından &ccedil;ıkarıveriyor nihayet: &Ouml;d&uuml;ller a&ccedil;ıklanmış, araştırma servisindeki diğer 3 aday &ouml;d&uuml;l almış da ben alamamışım! Evet, benim yazı dizim &ouml;d&uuml;l alamamış! Tamam, diğer arkadaşlarım benden daha &ouml;nce girmişler gazeteye. Birka&ccedil; yazı dizisi arasından en iyisini yarışmaya g&ouml;nderme şansına sahiptiler. Hem onlar daha deneyimli idiler benden. Bu durumda, onların alması benim de almamam &ccedil;ok doğal g&ouml;r&uuml;n&uuml;yor ama... Hani ben kesin &ouml;d&uuml;l alacaktım? Hani benim yazı dizim kaliteli, emek verilmiş, iyi bir araştırma idi? Hani j&uuml;ri &uuml;yeleri b&ouml;yle konuşmuşlardı aralarında? Otopark mafyasını bile g&ouml;zetlemiştim bu dizi i&ccedil;in. Ne oldu da j&uuml;ri bana oy vermedi? Ne oldu, ne olmuş olabilir? <br /><br />Aslında hi&ccedil; hırslı bir kişi değilim ben. &Ouml;d&uuml;l beklentisi i&ccedil;inde de değildim. Zira ilk yazı dizisinden &ouml;d&uuml;l almak olacak şey değildi.&nbsp; Ama G. Hanım &ouml;yle s&ouml;yleyip beni beklenti i&ccedil;ine sokunca... İster istemez hayal kırıklığına uğruyor, sesiz sedasız bir k&ouml;şeye &ccedil;ekiliyorum. Dokunsalar ağlayacağım nerdeyse. Bir s&uuml;re yalnız kalmak iyi gelecek gibi... Olmadı işte, başaramadım. Yeterince iyi değilim demek. Daha &ccedil;ok fırın ekmek yemem lazım. Seneye başarabilir miyim acaba? Belki seneye de alamam.&nbsp; O&nbsp; zaman da "Hadi kızım, senden gazeteci falan olmaz " diye kapının &ouml;n&uuml;ne koyarlar herhalde beni.&nbsp; &Ccedil;&uuml;nk&uuml; burada &ouml;d&uuml;l almak &ccedil;ok &ouml;nemseniyor. İşin maddi y&ouml;n&uuml; pek &ouml;nemli değil. (1997 yılı i&ccedil;in) Sadece 4 TL. gibi sembolik bir para &ouml;d&uuml;l&uuml; var. Ama manevi y&ouml;n&uuml; &ccedil;ok &ouml;nemli. Uzun zaman &ouml;d&uuml;l alamazsam, başarısız olduğuma karar verirler ve işimi kaybederim... <br /><br />Evet, bir k&ouml;şeye &ccedil;ekilip bunları d&uuml;ş&uuml;n&uuml;yorum kendi kendime. Dalmış gitmişim. Derken arkadaşım &Ouml;. yanıma gelip beni uyandırıyor:<br />---- &Uuml;z&uuml;ld&uuml;n değil mi?<br />---- Evet.<br />---- Biz &ouml;d&uuml;l aldık ama sen alamadın diye.<br />---- Evet.<br />---- &Ccedil;&uuml;nk&uuml; sen bu işi yeterince iyi yapamadın ama biz yaptık?<br />---- Aynen &ouml;yle.<br />---- Bizim yazı dizilerimiz &ccedil;ok kaliteliydi de seninki değildi?<br />---- Yaaa, &ouml;yleymiş. <br />---- Ne de olsa biz senden daha deneyimliyiz?<br />---- Doğrudur. <br />---- Sa&ccedil;malama! &Ouml;yle değil işte!<br />---- Nasıl yani?<br />---- Sebep bu değil diyorum! Aslında senin dizin de&nbsp; &ouml;d&uuml;l alacak kadar iyiydi! <br />---- Başka ne olabilir ki sebep? <br />---- Senin yazı dizinin "şehircilik" &uuml;zerine olması, yani "siyasi" olması&nbsp; olabilir mesela.<br />---- Anlamadım?<br />---- Anlamıyor musun? Sen "şehircilik" &uuml;zerine yazdığın s&uuml;rece &ouml;d&uuml;l falan alamazsın ki. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; ortaya "siyasi" yazılar &ccedil;ıkıyor o zaman. Belediye başkanının yaptığı işleri anlatırken, hem onu hem de partisini &ouml;vmek zorunda kalıyorsun ki asıl sorun burda. Ne de olsa j&uuml;ride o belediye başkanını ve partisini sevmeyen, hatta nefret eden bir&ccedil;ok &uuml;ye var. Ve bu &uuml;yeler, d&uuml;nyanın en kaliteli yazı dizisini de yapsan asla sana oy vermezler. Dizinin sana gazete tarafından yaptırıldığını g&ouml;zardı ediyorlar. Sanki senin kişisel siyasi tercihinmiş gibi algılıyorlar. Yaptığın araştırmaların ne kadar kapsamlı olduğu da &ouml;nemini yitiriyor. <br />---- İyi ama beni buraya şehir plancısı olduğum i&ccedil;in, siyasi şehircilik dizileri hazırlayayım diye aldılar. &Ouml;yleyse hi&ccedil;bir zaman&nbsp; &ouml;d&uuml;l m&ouml;d&uuml;l alamam ben. <br />---- Hah işte, tam &uuml;st&uuml;ne bastın! Alamazsın tabii. Bak, bizim dizilerimiz suya sabuna dokunmayan t&uuml;rden diziler. Şakır şakır &ouml;d&uuml;l getiriyorlar. Ama siyasi dizilerle senin &ouml;d&uuml;l alma şansın olmayacak. <br />---- Ne yapacağım o zaman ben? Demek seneye de alamayacağım. <br />---- &Ouml;yle susup oturursan alamazsın tabii.&nbsp; Hemen kalkıyorsun, Ş. Bey'in yanına gidip şehircilik dizileri haricinde farklı t&uuml;rden diziler de hazırlamak istediğini s&ouml;yl&uuml;yorsun. <br />---- Olur mu ki?<br />---- Denemekle birşey kaybetmezsin. Hadi, hemen şimdi! Sıcağı sıcağına hallet bunu! <br /><br />"S.O.S Otopark"ın yapamadığını, "D&uuml;nya Mutfakları" yaptı!&nbsp; <br /><br />Arkadaşım &Ouml;.'ye g&ouml;re; DYP'li belediye başkanı Dr. Burhan &Ouml;zfatura'nın &ccedil;alışmalarını tanıtmış olmak, bana pahalıya patlamış. Zira j&uuml;ride &Ouml;zfatura ve DYP'ye karşı kişiler mevcutmuş. Giderek&nbsp; s&ouml;yledikleri bana da mantıklı gelmeye başlıyor.&nbsp; <br />&nbsp; <br />&Ouml;.'n&uuml;n verdiği gazla, soluğu Ş. Bey'in odasında alıyorum. Aldığım darbenin etkisiyle cesaretimi toplamış durumdayım şu an. &Ouml;yle ki bir daha bunu s&ouml;ylemeye c&uuml;ret edemeyebilirim. Ya şimdi konuşacağım ya da sonsuza kadar susacağım. Hemen konuya giriyorum. Benden istenen siyasi şehircilik dizilerini hazırlayacağımı, asıl işimin bu olduğunu bildiğimi ama artık bunların yanısıra farklı konularda da diziler hazırlamak istediğimi s&ouml;yl&uuml;yorum.<br />&nbsp;<br />Aaaaa, o da ne! "Tamam" diyor.! "Tamam,&nbsp; 2 haftalık 'D&uuml;nya Mutfakları' nı sen hazırla &ouml;yleyse". İnanmıyorum, ne kadar da kolay oldu b&ouml;yle, hemen kabul etti. "D&uuml;nya Mutfakları" nı ben hazırlayacağım. "D&uuml;nya Mutfakları"... Kulağa ne kadar da hoş geliyor. 2 haftalık yazı dizisi. &Ccedil;oook zevkli olacak &ccedil;oook. Bakalım &Ouml;. haklı &ccedil;ıkacak mı. Seneye "D&uuml;nya Mutfakları" ile katılacağım yarışmaya. Yine &ouml;d&uuml;l vermezlerse, &Ouml;. yanılmış demektir. G&ouml;receğiz... <br /><br /><img src="http://img195.imageshack.us/img195/958/gazete213370247.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us" /><br />Oturan mavili hanım, "sihirliyazilar".&nbsp; <br /><img src="http://img198.imageshack.us/img198/4814/gazete324633009.jpg" alt="Image Hosted by ImageShack.us" /><br /><br />Ertesi yıl, yarışmaya "D&uuml;nya Mutfakları" ile katılıp "Gazetecilik Teşvik &Ouml;d&uuml;l&uuml;"&nbsp; alıyorum. &Ouml;. haklıymış demek. Her işin bir raconu vardır ya, bu işin de raconu buymuş. Ger&ccedil;i "D&uuml;nya Mutfakları"na da &ccedil;ok emek vermiştim ama "S.O.S. Otopark" i&ccedil;in &ccedil;ok daha fazla yorulmuş, otopark mafyasına bile bulaşmıştım. Buna karşın &ouml;d&uuml;l&uuml;, neredeyse yerimden pek fazla kalkmadan yazdığım !! "D&uuml;nya Mutfakları" getirdi. Demek ki yaptığın işi ne kadar kaliteli olduğu, o iş i&ccedil;in ne kadar emek verdiğin bir yere kadar &ouml;nemli oluyor. Beğeniliyorsun ama &ouml;d&uuml;l alamıyorsun. &Ouml;d&uuml;l i&ccedil;in, başka birtakım fonksiyonları devreye sokman gerekiyor. Form&uuml;l, j&uuml;rinin huyuna gitmek, suya sabuna dokunmamak, siyasete bulaşmamak, j&uuml;rideki &ccedil;oğunluğun "gıcık" olduğu partiyi ve onun belediye başkanını tanıtmamak imiş!!! Haaa, tamam o zaman. Biz de oyunu kuralına g&ouml;re oynarız bundan sonra, olur biter!..&nbsp; &nbsp; &nbsp; <br />&nbsp;<br />]]></description>
            <author>sihirliyazilar</author>
            <category>ANILAR</category>
            <pubDate>Thu, 26 Nov 2009 09:12:03 +0100</pubDate>
            <guid>http://sihirliyazilar.blogcu.com/odule-giden-cetrefilli-yol/5663550</guid>
        </item>
    </channel>
</rss>
