Mehmet Kanbur ve "son mektup"tan yansıyanlar

12 Eylül sonrası, "Üçüncü Yol Davası"nda yargılanarak idam cezasına çarptırılan ve 29 Ocak 1983'te idam edilen Mehmet Kanbur'un son mektubu, 26 yıl sonra nihayet ailesine ulaştırılmış! Eşi Zeynep, "Değerli Karıcığım" diye başlayan mektubu çok geç de olsa almaktan dolayı memnun olmuş ama o kadar uzun zamandır bekliyormuş ki neden bu kadar geciktiğini sormuş...
Şimdi biraz empati yapalım. Düşünün ki 10 dakika içinde hayatına son verilecek bir kişisiniz. Bu dünyada yaşayacak sadece ve sadece 10 dakika kadar bir ömrünüz kalmış ve bunu çok iyi biliyorsunuz. Size son arzunuz sorulmuş olsa mutlaka ailenizi görmek isteyeceksiniz ama sormuyorlar. Eşiniz ve çocuğunuzla son kez görüşmeyi size çok görüyorlar. Yalnızca "son bir mektup" yazmanıza izin veriyorlar ama ne yazık ki onu da ailenize ulaştırmıyor, tam 26 yıl devlet sırrı gibi saklıyorlar. Aileniz sizi idamdan önce son bir kez görme şansına sahip olamadığı gibi kaleminizden çıkmış son satırları okuma şansına da sahip olamıyor.
Devrimci 78'liler Federasyonu, Adapazarı'nın Akyazı ilçesinde çıkan çatışmada yakalanan 4 devrimciden (Ramazan Yukarıgöz, Ömer Yazgan, Erdoğan Yazgan ve Mehmet Kanbur) Ramazan Yukarıgöz ve Ömer Yazgan'ın son mektuplarını daha önce ailelerine ulaştırmıştı. Mehmet Kanbur'un mektubunun da ulaştırılmasıyla birlikte 3 devrimcinin ailelerinin yüreğine bir parça olsun su serpilmiş oldu. Federesyon, Erdoğan Yazgan'ın mektubu için ise temasları sürdürüyor.
"Beni hayat devrimci yaptı"
Mehmet Kanbur'un, eşine yazdığı daha önceki bir mektupta şu satırlar göze çarpıyor:
"Beni hayat devrimci yaptı. Her zaman devrimci öğretiler doğrultusunda, kendi felsefe anlayışım olan bilimsel sosyalizmden ayrılmadan, arkadaş ve halkıma ihanet etmeden, halkımın mutluluğu için savaştım. Bu savş sürecinde, devrimci onurumdan asla taviz vermeden, yılmadan, usanmadan bu görevi en iyi şekilde yerine getirmeye çalıştım. (...)
Bizi ne işkenceler, ne zindanlar, ne de idam sehpaları asla yıldıramayacaklar. Bugün bizi idam edenlerden, tarih mutlaka ama mutlaka hesap soracaktır.
Sizlerde duygusallığa kapılarak, gözyaşları döküp düşmanlarımızın kahkaha atmasına kesinlikle müdahale etmeyin. Biz ölümlerin en şereflisini, en onurlusunu seçtik. (...)
Nihai hedefin mutlaka ama mutlaka bizim olacağı inancıyla mektubumu bitiriyorum.
Kucak dolusu selamlarımı yollar, kucaklar, gözlerinden öperim. Murat’ı kucaklar gözlerinden öperim. Abimin, yengemin ellerinden, Erol’un gözlerinden öperim. Tüm akrabalarıma ayrı ayrı selamlar."
Veeee gelelim eşine ulaştırılan son mektuba... 10 dakika ömrünüz kalsa, neler yazarsınız ailenize hitaben? Bütün bir ömrü, yaşanmışlığı, 10 dakika içine sığdırmak mümkün müdür? Ya bütün duyguları, düşünceleri, fikirleri 10 dakika içinde ifade etmek?.. 10 dakika süre tanınmış bir sınava girmişsiniz gibi. "Sınav başladı... Süre bitti, tamam. Bırakın kalemleri"... Nasıl da zor! Ya ifade edemediğin birşeyler kalırsa!.. Gidiyorsun yani, daha ötesi var mı! Bir daha onlara hiçbirşey söyleme şansın olmayacak. Karını ve henüz 9 yaşındaki oğlunu bırakıp gidiyorsun işte. Çocuğunu babasız bırakıyorsun. Bu yüzden, söylenmesi gereken hiçbirşeyi unutmamalısın; hızlı hızlı yazıp yetiştirmelisin. Bilmeliler onları nasıl da çok sevdiğini; gideceğin yerde nasıl da çok özleyeceğini... Noksan kalmamalı hiçbir duygu. Ama zaman dar. Elin ayağına dolaşır; ne yazacağınızı bilemezsin değil mi? "Şunu da yazacaktım ama süre yetmedi, 5 dakika daha verseniz"... Verirler mi acaba? Vermezler ki...
Son mektup
"Yolumuz Akyazı'da düşenlerin yoludur"
“Değerli karıcığım. Biz tarihi son görevimizi yerine getirirken, seni görmek isterdim. Öyle sanıyorum ki hiç haber verilmedi. Veya göstermelik olarak, bilinçli, gecikeceğiniz şekilde haber gönderildi. Bu namussuzlardan farklı bir şey de beklenmez. Göremedim diye üzülmene hiç gerek yoktur. Senden bunu beklerim. Ben hayatım süresince özellikle birlikte olduğumuz zamanlarda gerçek anlamda belli şeyler anlatmaya çalıştım. Ve bu uğurda gücüm oranında üzerime düşen görevleri yerine getirmeye çalıştım. Son olarak da halkımın mutluluğu uğruna canımı severek feda ediyorum. Bu görevimi yerine getirirken size ve halkıma layık olmaya çalışacağım. Son nefesimi verirken dahi köhne düzenin celladına fırsat vermeden halkımın mutluluk sloganını haykıracağım. Bundan hiç kuşkunuz olmasın. Senin bundan sonra özel yaşamın hakkında bir şey söylemek istemiyorum. Sana güveniyorum. Tek başına yapayalnız kalsan dahi doğruluktan, dürüstlükten ayrılmayacağına, namusluca yaşamını sürdüreceğine inanıyorum. Ayrıca sana ve halkıma armağan ettiğim Murat"a da yeterli ilgi göstereceğine, halkına yararlı olacak şekilde yetiştireceğine eminim. Akyazı onurumuz. Yolumuz Akyazı"da düşenlerin yoludur. Devrimciler öldü, yaşasın devrim. Kahrolsun faşizm. Tek yol devrim.”
"Değerli Karıcığım" demiş. "Sana güveniyorum" demiş. "Yapayalnız kalsan dahi yaşamını doğru, dürüst, namuslu bir şekilde sürdüreceğine; oğlumuza iyi bakacağına, onu iyi yetiştireceğine eminim" demiş. Karısına verdiği değeri, oğluna sevgisini satırlarına yansıtmayı başarmış. "Canımı severek feda ediyorum" demiş. Halkına sevgisini de satırlarına yansıtmayı başarmış. 10 dakika içinde, kurulabilecek en anlamlı cümleleri kurmuş. Elinden gelenin en iyisini yapmış gerçekten. Bir de eşi zamanında okuyabilseydi!..
23/7/2009 | Kategori:GUNDEM| (9) Yorum yaz! Bağlantı
<<Önceki Sayfa |/|Sonraki Sayfa>>