Ege'de yaşanmış ilginç olaylar - 8.bölüm
15 gün aradan sonra yeniden merhaba... Blogcu'da yaşanan değişikliklere paralel olarak ben de sayfamda birtakım değişiklik yaptım. Daha doğrusu yapmak zorunda kaldım. Zira eski şablonum tamamen işlemez hale gelmiş, bütün düzenim mahvolmuştu. Seçtiğim yeni şablon üzerinde de bazı çalışmalar yapmam gerektiği için yazı eklemek ancak nasip oldu. Neyse; geç olsun güç olmasın diyerek, Şeref Üsküp'ten öğrendiğim kadarıyla Ege'de
yaşanmış ilginç olayları paylaşmaya devam ediyorum. Ege, İzmir ve efelik kültürü hakkında geniş bilgiyi kendisinin kitaplarında bulabileceğinizi bir kez daha hatırlatarak...
İdam sehpasından kaçan mahkum 
1930'da İzmir'in Menemen ilçesinde, Nakşibendi tarikatına mensup Giritli Derviş Mehmet ve arkadaşları tarafından kanlı bir irtica hareketi yapıldı. Derviş Mehmet kendisini mehdi ilan ederek epeyce taraftar topladı. Zamanın gazeteleri olayı "6 meczubun, esrarkeşin işi" diye hafife aldılarsa da 3 gün içinde 300 kişinin gözaltına alınmasına bakılırsa, hiç de küçümsenecek bir olay değildi bu. Sonuçta 36 sanığa idam, 41 sanığa da çeşitli hapis cezaları verildi. 8 idam mahkumunun cezaları, yaşları küçük olduğundan ömür boyu hapse çevrildi. Diğer 28 kişi ise 3 Şubat 1931 günü Menemen'de asıldı.
Bundan 4 yıl önce, Menemen, Atatürk'e İzmir'de yapılmak istenen suikastin haber verildiği yer olma şanssızlığını yaşadı. Hatta zamanın İzmir Valisi Kazım Paşa, bu kötü haberi Ata'ya, Menemen İstasyonu'nda verdi. Atatürk de çok üzülerek yarım saat kadar istasyon peronunda, "Ben İzmir'i kurtarayım, onlar bunu yapsınlar!" diye sitem ederek dolaştı. Kendisine, bu olayı düzenleyenlerin İzmirli olmadıkları, hepsinin dışarıdan geldikleri anlatılınca biraz olsun teselli oldu...
1930 olayının en unutulmaz kısmı ise idam sehpasından kaçmayı başaran bir mahkuma ait. İnfaz sırasında, kelepçelerini kırarak kaçan ve kalabalığa karışarak izini kaybettiren Bozalanlı Hüseyin adlı mahkum, 13 gün dağlarda aç bilaç dolaştıktan sonra perişan bir şekilde jandarmalar tarafından yakalandı. Sonunun ne olduğunu bilmiyoruz ama idam sehpasından kaçabilen bir mahkum olarak tarihe geçtiği kesin!..
Yılda 1 Liraya çalışan dürüst belediye başkanı nasıl düşürüldü!
Ödemiş
Dar gelirli esnaf çocuğu Mutahhar Başoğlu, zamanın Adliye Vekili Şükrü Saraçoğlu'nun yakını, hemşehrisiydi. Saraçoğlu'nun yardımlarıyla Avrupa'da tahsil yaptıktan sonra, ülkemiz için fedakarca hizmet etti. Önce Hapishaneler Baş Müfettişi olarak İmralı Açık Cezaevi'ni kurarak dünya çapında hayranlık kazandı. Hatta Japon Hukukçular Birliği adlı bir kuruluştan aldığı övgü dolu mektupta şunlar yazılıydı:
"Uygulamanız çok başarılı ve takdire değer. Yalnız bu uygulamayı yapan sizin yaşınızın 26 olması bizi düşündürdü. Acaba sizde 1 yıl 365 gün değil mi?"!!!
Mutahhar'ın hamisi Saraçoğlu, mektubu okuduğunda çok keyiflenerek şöyle dedi:
"Bizde 1 yıl 1000 gündür. '1000 günlük işi, 365 güne sığdırmak zorundayız' diye cevap yazın"...
Genç yetenek Mutahhar'ın yıldızı gitgide parlıyordu. Artık gözü daha yukarılarda, T.B.M.M.'de idi. Hamisi Saraçoğlu, onu önce İzmir'in ilçesi Ödemiş'e belediye başkanı yaptı. Ne de olsa tek parti devrinde Meclis'e giden yol buradan geçerdi. Mutahhar, önce halka hizmet etmeyi, halkla bütünleşmeyi öğrenmeliydi.
Artık varlıklı bir adam olan Mutahhar, kendi isteği ile yılda yalnızca 1 lira maaşla işe başladı. Hevesli, heyecanlı, idealist ve çoook dürüst, hatta sıkıntı yaratacak kadar dürüsttü! Öyle ki belediyenin şiddetle bir kamyona ihtiyacı olduğu halde, İşletmeci Osman Günay'ın belediyeye kendi parasıyla kamyon alma teklifini bile "Devleti aldatamam" diyerek tereddüt bile etmeden reddetti...
Mutahhar Başoğlu, Ankara'dan getirttiği ünlü bir şehircilik uzmanına Ödemiş'in imar planını yaptırdı. İşte kendisinin başını yiyen de yine bu plan oldu. Zira uzman "önce altyapı" derken, Başkan ise "stadyum ve çevre" diyordu. Ayrıca Belediye Meclisi'yle de ters düştü. Onlara yukarıdan bakıyor, ben daha iyi bilirim dercesine küçümsüyordu. Bir gün, küçümsediği o meclis, kendisini "ademi kifaye" yani "yetersizlik" kararı ile makamından düşürüverdi! Olayın en ilginç tarafı ise Cumhuriyet tarihinde böyle bir kararın ilk kez alınmış olmasıydı.
Dünyanın en yaşlı adamı Zaro Ağa'yı İzmir panayırında teşhir ettiler! 
1927'de devrin ünlü İzmir Valisi Kazım Dirik Paşa, Mithatpaşa Caddesi'ndeki Sanatlar Okulu'nda "9 Eylül Panayırı"nı açtırdı. Yerli firmaların katıldıkları bu panayır büyük ilgi çekti. 1933'de katılım daha fazlalaşınca, (yeni adıyla) Mithatpaşa Sanat Enstitüsü binası panayır için dar geldi. Bu yüzden panayırın Büyük Efes Oteli'nin bulunduğu alanda açılmasına karar verildi. Bu panayırda eğlence yerleri de çoğaldı.
Bu gelişmeleri fırsat bilen bazı açıkgözler de dünyanın en yaşlı adamı olarak lanse edilen Bitlisli Zaro Ağa'yı, İstanbul'dan alarak İzmir'e getirdiler ve panayırda para karşılığı sergilemeye başladılar! -- Yaklaşık 160 yaşına kadar yaşayan Zaro Ağa'nın, 10 Osmanlı padişahı ve 1 cumhurbaşkanı gördüğü, 6 savaşa katıldığı, 13 (ya da 29) kez evlendiği, 5'i kız olmak üzere 13 çocuğu ve 29 torunu olduğu biliniyor.--
13 Eylül 1933 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yer alan konuyla ilgili haber ise şöyle idi: (Orijinalliğini bozmamak adına sözcükleri olduğu gibi veriyorum)
"İzmir, (A.A.) - 9 Eylül Panayırı'nın ziyaretçileri gün geçtikçe artmaktadır. Bugüne kadar panayırı 130 bin kişi ziyaret etmiştir. Dünyanın en ihtiyar adamı olan Zaro Ağa da dünden beri panayırda umuma teşhir edilmektedir. Ayrı bir hücrede olan Zaro Ağa büyük bir alakayı, gösteriyi tertip edenler de paraları toplamışlardı."
22/11/2009 | Kategori:EGE'DE ILGINC OLAYLAR| (9) Yorum yaz! Bağlantı
<<Önceki Sayfa |/|Sonraki Sayfa>>
