Ege'de yaşanmış ilginç olaylar (7. bölüm)
Şeref Üsküp'ten öğrendiklerime dayanarak, Ege'de yaşanmış ilginç olayları aktarmayı sürdürüyorum. Ege Bölgesi, İzmir ve özellikle efelik kültürü hakkında daha geniş bilgi arayanlar, bunları Şeref Bey'in kitaplarında bulabilirler.
İzmir Körfezi'nde balina avı

Çocukluğum ve gençliğim, İzmir Körfezi'nin pis kokusunu solumakla geçti diyebilirim. O leş gibi pis kokuyu duymamak için, o kapkara suyu görmemek için özellikle Salhane bölgesinden geçmemeyi yeğlediğim, geçmek zorunda kalma olasılığına karşı yanımda kolonyalı mendil taşıdığım günler hala dün gibi aklımda. Taa ki CHP'li Belediye Başkanımız rahmetli Ahmet Piriştina gelip de bizi bu dertten kurtarana kadar. Körfezin temizlenmesi projesi aslında çok eski yıllardan beri sözkonusuydu ancak hayata geçirilmesi ve sonuçlandırılması Sn. Piriştina'ya nasip olmuştu. Tam olarak sonuçlandırılamadı gerçi. Piriştina'nın asıl hedefi, körfezi denize girilebilecek kadar temiz hale getirip plajlar oluşturmaktı. O plajlardan birinde, ilk denize giren de kendisi olacaktı. Ne yazık ki kısmet değilmiş, ömrü yetmedi, olmadı...
Bugün körfezin şu hali için şükrediyoruz biz yine de. En azından deniz mavi-yeşil renkte ve kötü kokmuyor. Balık ve midye yetişiyor yine eskisi gibi, yenmeleri sağlık açısından uygun olmasa da.. En azından körfez yaşıyor; ölüyken dirildi sanki, tekrara yaşama geçti; sadece yüzmek olanaksız körfezde. Buna da şükür... Oysa çok eskiden, anne-babalarımızın zamanında, oysa o zamanlar...
O zamanlar bir başkaymış. Evlerin hemen dibinden denize girilirmiş. Körfezde balık çeşitleri öyle bolmuş, öyle bolmuş ki bu bolluk yunusları bile körfeze çekermiş. Yunus balıkları, çifter çifter körfezde gösteri yaparlarmış; İzmir halkı da zevkle bu gösterileri seyredermiş. Taa Güzelyalı'dan Bostanlı sahiline kadar bütün kıyı boyunu amatör balıkçılar kaplanmış. Gerçi körfez temizleme projesi sayesinde bugün de birçok amatör balıkçı görebilirsiniz sahil boyunca. Ama tuttukları ufak tefek (üstelik de sağlık açısından risk içeren) sardalyaları balıktan sayabilir misiniz, onu bilmem.
Evliya Çelebi'nin "Seyahatname"sinde sürüyle gördüğünü anlattığı balinalara gelince... Bunları artık Akdeniz'de bile görmek mümkün değilken, o "çok eskiden" diye bahsettiğim dönemde, bir balinanın İzmir Körfezi'ne girdiği görülmüş! Düşünebiliyor musunuz, bizim körfezde bir balina avı!
Balinaların keyiflerine düşkün yaratıklar olduğu söylenir aslında. Ringa balığı yemek için kutuplara, aşk yapmak için Karayipler'e, güneşlenmek için de Hint Okyanusu'na giderlermiş... Öyle ise bizim körfezde ne işin vardı be zavallı garip balinacık? Herhalde yolunu şaşırıp da düştün buralara; bak ava giderken avlandın!
Egeli kovboylar
İzmir-Ödemiş'in Bozdağ yaylası
Ege'nin en yüksek yaylası olan Yuntalanı, yazın zümrüt yeşili çayırlarıyla, kışın bel boyunda karıyla "yaylaların yaylası" olarak nam salmıştır. Ödemiş'in Bozdağ köyünün yaylası olan Yuntalanı'nı, Bozdağ köylüleri otlak olarak kullanırlar.
Geçmişte, köylülerin ortak olarak aldıkları aygır ve kısraklar, sürü halinde Yuntalanı yaylasına salıverilir, burada kendi başlarına çoğalırlardı. Zamanı gelince kısrak sahipleri atlarına binerek ellerine aldıkları kement benzeri aletlerle yaylaya, taylarını yakalamaya giderlerdi. Kısrağın yanında ayrılmayan tayın, o kısrağın yavrusu olduğu anlaşılır ve sahibi, diğer arkadaşlarının da yardımıyla tayını bu kementlerle yakalamaya çalışırdı. Vahşi tayları yakalamak çok zor ama eğlenceli bir işti. Yakalanan taylar köye getirilip terbiye edilirler, ehlileştirilerek işlerde kullanılırlardı. Bu ilginç gelenek de egeli kovboylar da unutulup gittiler...
Şeyh Bedreddin, Tire'de komünizmi yaydı

1420'de Makedonya'daki Serez çarşısında asılan Şeyh Bedreddin (solda)...... Tire'deki İbni Melek türbesi. İbni Melek'in adı ayrıca Tire'de bir caddeye de verildi. (sağda)
Dünya tarihinde komünist düşünceyi ilk uygulayanlardan biri olan Simavna Kadısı Şeyh Bedreddin, 15. yüzyılın başlarında geniş kitleler üzerinde etkili oldu. Öyle ki, Şeyh Bedreddin'in halifesi Börklüce Mustafa bile ondan etkilenerek, Karaburun yarımadasını ayağa kaldırıp onbin kişi ile İzmir'e doğru inerken şöyle söylüyordu:
---- Karılarımız hariç, herşey ortak olmalı!
Bu sözler, Şeyh Bedreddin'in komünizm konusunda insanlar üzerinde ne kadar etkili olduğunun açık bir göstergesi adeta.
Şeyh Bedreddin, Tire'ye fikirlerini yaymak için gelmişti. Bu dönemde Tire'de İbni Melek olarak da tanınan İzzettin Ferişte adlı 100 yaşında bir alim yaşıyordu. Küçük Menderes yöresinin en zengini olan İbni Melek, bazen bütün Tire'nin vergilerini tek başına öder, Sünni lider olarak yörede çok sevilir, sayılırdı.
Şeyh Bedreddin, hedef olarak Tire'nin en güçlü kişisi olan İbni Melek'i seçti. Böyle güçlü bir kişiyi alt edecek kadar kendine güveniyordu. Gerçekten de istediği oldu. Kısa zamanda komünizm felsefesini yöreye yaymayı başardı. Aleviler, etnik unsurlar ve fakir Sünniler'i kendi cephesine çekti. Öyle ki İbni Melek gözden düştü, yalnız kaldı; hatta eziyet görüp
taşlandı. Taşlanan yaşlı adamın, üzüntü içerisinde şöyle dediği duyuldu:
"La hayra fi umurihim
Ne uzu billahi min şururihim"
(İşlerinde hayır görmesinler; ben onların şerrinden Allah'a sığınırım)
Dünyanın dönmediğini iddia eden İzmirli 


Galileo Galilei, hayatını kurtarmak için dünyanın dönmediğini kabul etmek zorunda kalmıştı.
İzmirli amatör gökbilimci Ramazan Fahrettin Işığan, 50 yıl boyunca dünyanın dönmediğini iddia edip durdu. Aya bile gidilip uzay hakkında yepyeni bilgiler ortaya çıkarılmasına karşın, bu konudaki ısrarından asla vazgeçmedi!
Işığan'a göre, Kopernik yüzyıllar boyunca insanlığı aldatmıştı. Dünyanın dönmediğine kesin olarak inanan Işığan, bu düşüncesini kanıtlayabilmek için 1953'te bir kitap bile bastırıp bilim alemine sundu ama ne hikmetse (!?) bilim aleminden olumlu bir yanıt alamadı bir türlü... Hatta pes etmeyerek, dünyanın dönmediği tezini, Ankara'da bilim adamlarından oluşan bir komisyona anlatmaya bile kalkıştı. Öyle ki kürsüye bir yığın dosya ile çıkınca, bu işin çok uzayacağından korkan üyeler, kendisine tanıyacakları zamanı sadece 10 dakika ile sınırlandırdılar. Bunun üzerine Işığan, "Sizler bir dersinizi günlerce anlatırken, ben koskoca varsayımı nasıl 10 dakikada anlatayım?" diyerek kürsüyü terketti.
Işığan'a göre; Galilei de "Dünya yuvarlaktır" dediğinde alay edilmiş, zindanlara atılmış ve sonunda varsayımını geri almak zorunda kalmıştı. Bu durumda kendisi de "Dünya dönmüyor" dediğinde kimsenin inanmaması doğaldı.
"Bir sivrisinek bile uçarken ses verir. Dünya, saniyede 29,8 kilometre hızla hem Güneş'in hem de kendisinin çevresinde, üzerinde bütün bu canlılar ve eşyalar olduğu halde dönecek de ses vermeyecek olur mu hiç? Dönen topacın üzerine birşey koyun bakalım, durur mu?" diye açıklıyordu iddiasını.
Kendi ailesinden dahi hiçkimseyi buna inandıramayan Işığan, yine de pes etmedi. Bu röportaj yapıldığında (17 yıl önce) yaklaşık 90 yaşındaydı ama yine de "Ölmeden önce inşallah bu iddiamın dünyaca kabul edildiğini göreceğim" diyordu!
14/10/2009 | Kategori:EGE'DE ILGINC OLAYLAR| (15) Yorum yaz! Bağlantı
<<Önceki Sayfa |/|Sonraki Sayfa>>