Ege'de yaşanmış ilginç olaylar (4. bölüm)
Şeref Üsküp'ten edindiğim bilgilere dayanarak, Ege'de yaşanmış ilginç olayları nakletmeyi sürdürüyorum. Ege Bölgesi, İzmir ve efelik kültürü hakkında geniş bilgi arayanlar, bunları kendisinin kitaplarında bulabilirler...
Halikarnas Balıkçısı, kendi diktiği kahve ağacını balta ile parçaladı!
Kahve ağacı konusu fiyaskoyla sonuçlandı
Daha önceki bölümlerde, Cevat Şakir Kabaağaçlı yani nam-ı diğer Halikarnas Balıkçısı'nın enteresan bir kişilik olduğuna şahit olmuştuk hep beraber!
Hani "nevi şahsına münhasır" derler ya, aynen öyle! Bu bölümde de kendisinin başından geçen bir başka ilginç olayı aktarmak istiyorum:
1925 yılı civarında Bodrum'da sürgüne gönderilen Halikarnas Balıkçısı, Bodrum'u o kadar sevdi ki cezası bittikten sonra da orada kalmaya devam etti. Eee, haklı tabii; beni de sürgün yeri diye Bodrum'a gönderseler, ben de kalırdım herhalde!.. Neyse, biz ilginç olayımıza dönelim... Bodrum'da kaldığı süre zarfında tam bir yeşilci kesilen Halikarnas Balıkçısı, Bodrum'u ağaçlandırmak için gönüllü çalışmalarda bulundu. Önce greyfurt, daha sonra da kahve ağacı yetiştirmeye kalkıştı!
Greyfurt tamam da, kahve ağacı yetiştirme konusu tam bir fiyaskoyla sonuçlandı. Şöyle ki, taaa Brezilya'dan getirttiği kahve fidanını evinin bahçesine dikerek özenle bakmaya başladı. Ve nihayet kahve ağacı ilk ürününü verdi; tam bir kilo kahve!.. Ancak o dönemde kahve de sigara gibi devlet tekelindeydi. Neyse ki Ankara ile yaptığı yazışmaların da olumlu sonuç vermesiyle bu engeli de aşmış oldu. Belki de bir ödül bile sözkonusu olacaktı. Herşey yolunda gidiyor, Halikarnas Balıkçısı sevinçten yerinde duramıyordu artık! Ta ki Ankara, kahveyi incelemesi için bir eksper göndermeye karar verene kadar! Elde edilen ürün miktarı tesbit edilecek ve bunu sahibinin kullanmasına izin verilecekti amaaa.. Eksperin gidiş-dönüş yol parası ile harcırahının, ağaç sahibi tarafından derhal ödenmesi şartı ile!..
Bunu öğrenip öfkelenen Halikarnas Balıkçısı'nın ne yaptığını tahmin edebiliyorsunuz herhalde! Baltayı kaptığı gibi soluğu kahve ağacının yanında aldı. Ağacı paramparça ederek sorunu "kendine özgü bir şekilde" çözüverdi! 
Ege'de esir ticareti ve Çerkez cariyeler
Cariyeler, güzellikleri ile efendilerini cezbediyorlardı
Esir ticareti 17. yüzyılda tüm dünyada yasaklanmış olmasına karşın, Osmanlı İmparatorluğu'nda el altından simsarlar yoluyla devam ediyordu. Ege'nin esir pazarı Uzunada'daydı. Günümüzde askeri amaçla kullanılan, sivillerin girmesinin yasak olduğu Uzunada'da o zamanlar zenci köleler ve Çerkez cariyeler alınıp satılırdı.
--- Uzunada, İzmirliler'in yaz boyunca vapur ile giderek kumsallarından yararlandıkları Yassıcaada'nın -ya da diğer adıyla Alman Adası'nın- kuzeyinde yer alıyor. ----
Uzunada'daki esir pazarına, yalnızca esir tüccarları gelebilirdi. Bir köleye sahip olma durumu ömür boyu sürerdi; köle, ancak efendisi tarafından azat edilirse özgür kalabilirdi. Aslında zengin evlerinde rahat bir yaşam süren bu köleler, azat edilmeyi de istemezlerdi pek. Ne de olsa aile içerisinde, o dönemi yansıtan filmlerde de gördüğümüz gibi, bacı kalfa, ağa ya da cariye gibi ayrıcalıklı konumlara sahiptiler.
Kafkasya'dan getirilen dillere destan güzellikteki Çerkez cariyeler, efendilerinin gözdesi haline gelirlerdi. Hatta diğer karıları (!) izin verdiği takdirde, efendinin cariyesi ile evlenip çoluk çocuğa karıştığı da olurdu.
1810 yılında esir ticareti, Osmanlılar'da da son buldu. Zira bir şeyhülislam fetvasıyla resmen yasaklandığından tarihe karıştı. Geriye ne esirler kaldı, ne de esir pazarları... O günlere tanıklık eden Uzunada'daki harabe esir pazarı binası, mermer sütunlar ve mermer avlu haricinde tabii...
Ege'nin ilk gazozu Tire'de üretildi
Portakallı Cincibir, tadını içen bilir...
İzmir'in 70'li yıllardaki gazozu Cincibir, yazlık sinemalarda bolca tüketiliyordu
Yaz aylarında serinlik veren, Fransızca "gazeux" sözcüğünden gelen, içinde karbon gazı bulunduran "gazoz" içeceğini, Egeliler ancak 1932'de tanıdı. Önceleri Yunan adalarından getirilerek meraklılarına satılan gazoz, daha sonraları Rumeli muhacirlerinden Ahmet Rıfat Efendi tarafından Tire'de imal edilerek satılmaya başlandı. Hatta İzmir'e de kasalar halinde Tire'den gönderildi ki İzmirliler'in gazozla tanışması da bu şekilde oldu.
O zamanlar, gazoz kapakları şimdiki gibi tenekeden değildi. Şişenin ağzı lastikli idi ama gazozun gazının kaçmaması için, şişenin içinde, ağzına yakın kısmında cam bilye bulunurdu. Karbon gazının yarattığı basınç cam bilyeyi şişenin lastikli ağız kısmına doğru iter ve şişenin ağzını kapayarak gazın kaçmasına engel olurdu.
Zamanla gazoz imalethaneleri çoğalarak "gazozcu esnafı" ortaya çıktı. Günümüzde ise gazoz üretimi dev holdinglerin gazoz fabrikaları taafından yapıldığından, sokaklarda "Gazooooozzzcuuuu!" diye bağırarak dolaşan satıcıların sesleri artık sadece nostaljik bir anı olarak kaldı. Tıpkı başka birçok şey gibi!..
Egeliler, akrep sokmasına karşı çok geçerli yöntemler (!?) keşfettiler 

Akrep sokması, bazen ölüme bile neden oluyordu
Çengel biçimindeki iğnesi ile soktuğu canlıları kıvrandıran, felç eden hatta bazen de öldüren akrep, Ege ovalarının korkulu rüyasıydı. Yılanın bile akrepten korktuğu, akrebin insanoğlu ve balinadan sonra intihar eden 3. canlı olduğu söylentileri kol geziyordu.
Yine söylentilere göre; eğer akrep son 3 içinde hiçkimseyi sokmadan sizi sokarsa, içinde fazlaca zehir biriktirmiş olduğundan, sizi 4 saat sürecek kuvvetli bir ağrı bekliyor demekti. Yok eğer son üç gün içinde başkasını sokmuş da öyle sizi sokmuşsa, çekeceğiniz ağrı daha hafif olacaktı. Yani akrep, zehrini tam 3 günde dolduruyordu.
Civarda, akrep sokmasına karşı şerbetli olduklarını öne sürerek, bu konuda özel bir dua okuyanlar türemişti. Okutan kişinin ağrısı, zehrin etkinlik süresi geçtiğinde zaten dinecekti; okutsa da okutmasa da... Ama genellikle okuttuğu için ağrının geçtiğine inanılırdı. Gerçek şu ki akrep sokmasına karşı okunan bu duanın zararı olmadığı gibi hiçbir yararı da yoktu ama en azından kişinin psikolojik olarak rahatlamasını sağlayabiliyordu.
Gelelim akrep sokmasından korunmak için keşfedilen en inanılmaz yönteme... Ödemişli Hüseyin, akrep sokmasına karşı kendisini, kendi buluşu olan özel bir yöntemle şerbetlemişti: Günaşırı, 7 defa ezilmiş akrep yutmak!!!
Bu müthiş yöntemi, ondan başka uygulamaya kalkışan olmadığını tahmin edersiniz herhalde!..
7/9/2009 | Kategori:EGE'DE ILGINC OLAYLAR| (22) Yorum yaz! Bağlantı
<<Önceki Sayfa |/|Sonraki Sayfa>>