Ege'de yaşanmış ilginç olaylar - 3.bölüm
Şeref Üsküp'ün bana anlattıklarına dayanarak, Ege'de yaşanmış ilginç olayları sizlerle paylaşmaya devam ediyorum. Bu arada İzmir, Ege ve efelik kültürü hakkında ayrıntılı bilgiyi kendisinin kitaplarında bulabileceğinizi de bir kez daha hatırlatmak istiyorum.
Hayatını vatanına adayan Mithat Paşa'nın sonu, Taif zindanlarında ölüm oldu!
Yahudi hafiye, para hesabı yapmasaydı...
Mithat Paşa
İzmirli olup da adını Mithat Paşa'dan alan "Mithatpaşa Caddesi"ni bilmeyen yoktur... Eski sadrazam Mithat Paşa, 1880'de İzmir'e vali olarak atandı. Ancak Paşa'dan kuşku duyan Sultan Hamit, çevresini bir sürü jurnalci ile kuşatmıştı. Yunan gazetelerine Türk aleyhtarı yazılar yazdırmak ve Sultan Abdülaziz'i öldürmek gibi asılsız suçlamalarla, Mithat Paşa'yı ortadan kaldırmak amacındaydı. Mithat Paşa da saraya hiç güvenmiyordu. Bu karşılıklı güvensizlik ortamında bile, İzmir için önemli çalışmalar yaptı. Mithatpaşa Caddesi'ni, Sanat Okulu'nu, İzmir Tramvay Şirketi'ni, polis ve jandarma teşkilatını kurdu. Özellikle sonuncusu, sarayı hepten endişelendirince, Sultan Hamit, İzmir'e Hüsnü Bey adındaki saray yaverini göndererek Paşa'nın gizlice izlenmesini istedi. Paşa da sadık bir Yahudi polisini, Hüsnü Bey'in peşine taktı.
Sultan'ın yaveri Hüsnü Bey ile Paşa'nın Yahudi polisi ahbap oldular. Her akşam Kordonboyu'nda tavla oynayıp kanyak içtiler. Bu arada, Paşa'nın yakınları, ona gelecek tehlikleerden bahsedip Avrupa'ya kaçmasını istediler ama Paşa buna yanaşmadı. Yine de tedbir olarak limanda bekleyen bir gemi hazırlattı. Bir de konağında arka sokağa açılan gizli bir kapı...
4 Mayıs 1881 gecesi, Yahudi polis, Hüsnü Bey'den Paşa'nın tevkif edileceğini öğrenir öğrenmez harekete geçti. Hemen bunu Paşa'ya bildirmesi lazımdı ki bir an önce kaçsın. Polis, o an Alsancak Vapur iskelesi civarındaydı. Koşarak Kordonboyu'nu takiben Konak Meydanı'na çıktı. Kanyak içtiğinden başı da hafif dumanlıydı. Faytona binmek ile binmemek arasında kaldı. Fayton ona 10 dakika kazandırırdı ama yarım mecidiye parası giderdi. Sonradan bunu Paşa'dan istemek de ayıp olurdu. "En iyisi koşarak gideyim" diye düşündü. Kan ter içinde Paşa'nın konağına varıp haberi verdi. Ancak artık geç olmuştu; Sarıkışla'da silahlanmış üç tabur asker, neredeyse Konağı ablukaya almak üzereydi.
Mithat Paşa eşi ve çocukları ile vedalaşarak gizli kapıdan dışarı çıktı. Limanda bekleyen gemi ile kaçması da mümkün olmadı. Çünkü bir tabur kadar asker de limanı sarmak üzereydi. Bunun üzerine, Fransız Konsolosluğu'na iltica etti.
Yahudi polisin yarım mecidiyelik para hesabı, Paşa'nın kader çizgisinde önemli rol oynadı. Acaba polis faytona atlasaydı, kazanılan 10-20 dakika ile kaderi değiştirmek mümkün olabilir miydi? Ne yazık ki bütün hayatını vatanına ve milletine hizmetle geçirmiş olan Mithat Paşa'nın sonu, Suudi Arabistan'daki Taif zindanları ve ölüm oldu...
Halikarnas Balıkçısı'nı mahkemede bir türlü susturamadılar 
"Manevi kişiliğimi Konak Meydanı'na serin; gelen geçen çiğnesin!"
MERHABA !
Yokuş başına geldiğinde,
Bodrum'u göreceksin
sanma ki sen geldiğin gibi gideceksin.
Senden öncekiler de böyleydiler,
akıllarını hep Bodrum'da bırakıp gittiler...
Halikarnas Balıkçısı
Cevat Şakir Kabaağaçlı
Cevat Şakir Kabaağaçlı, nam-ı diğer Halikarnas Balıkçısı, hiçbirşeyden çekmedi dilinden çektiği kadar... Kendine has bir kişiliği vardı. Hep aklına estiği gibi, fütursuzca konuşur, yazar, davranırdı. Bu yüzden elbette başı dertten kurtulmazdı bir türlü.
1946'da yine bir yazısında hükümetin manevi kişiliğine hakaret ettiği iddiasıyla İzmir'de mahkemeye çıkarıldı. Kendisini sevenler, mahkemede de ileri geri konuşup avukatları zor durumda bırakacağını tahmin ederek şöyle dediler:
--- Aman üstat. Sakın ha konuşma, hiçbirşey söyleme. Avukatın seni savunacak, kurtulacaksın. Yeter ki ağzını açma.
Duruşma başladı. Savcı "Sanık, hükümetin manevi kişiliğine hakaret ettiğinden..." demeye kalmadan üstadı tutmak ne mümkün tabii, hemen yerinden fırlayarak;
--- Yahu, hükümetin manevi kişiliği de ne demek oluyor? Benim manevi kişiğimi Konak Meydanı'na serin, gelen geçen çiğnesin. Ama nazik bedenimi değil. Hükümet canlı mıdır? Neresi ezilip acıyacak?
Diye haykırmaz mı!.. Üstadı zar zor yerine oturttular ve neyse ki beraat etti. Eeee, ne demişler, "Bülbülün çilesi, dili belasıdır"...
Bayındır camilerinde okunan sala için dava açıldı

Bildiğimiz gibi sala bayram namazına,cuma namazına veya cenazeye çağrı için okunur... Ancak 1950 milletvekili seçimlerinde Demokratlar, C.H.P.'ye karşı seçimleri ezici bir üstünlükle kazanınca yer yerinden oynadı ve iş biraz çığrından çıktı. Hele Bayındır ilçesindeki zafer gösterisi, akla hayale sığar gibi değildi.
Bayındır'ın bir ara belediye başkanlığı da yapmış, dağı taşı zeytin ağacı ile donatmış, deli-dolu Yahya Kerim Bey'i, aslında çok yaman bir adamdı. Makine mükendisi ve boks şampiyonu olan Yahya Kerim Bey, yuvarlak bir yemek masasını dişleri ile havaya kaldırmakla ünlü enteresan bir kişiydi. Seçim sonuçları gelince, zafer sarhoşluğu ile cami müezzinlerini çağırarak 2. Cumhurbaşkanımız İsmet İnönü için camilerde sala okumalarını istedi! "İsmet Paşa öldü, buyrun cenaze namazına!" gibisinden yani!.. Bol bahşişi alan müezzinler de kutsal camilerimizi bu işe karıştırarak salayı verdiler!
Derken Yahya Kerim'e mahkeme yolu göründü tabii. C.H.P.'nin açtığı, Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen dava sonucunda Yahya Kerim cezalandırıldı. Bu olay da böylece Ege'de yaşanmış en ilginç olaylardan biri olarak kayda geçti. 
25/8/2009 | Kategori:EGE'DE ILGINC OLAYLAR| (7) Yorum yaz! Bağlantı
<<Önceki Sayfa |/|Sonraki Sayfa>>