Bir Michael Jackson vardı ki...
Giderken 80 kuşağının yüreğinden birşeyler götürdü
80'li yıllarda müzik, adeta altın çağını yaşıyordu. Öyle büyülü bir dönemdi ki; 80 kuşağı olarak bizler, o dönemin büyüsünü bir daha ne 90'ların ne de 2000'lerin gençliğinde göremedik. Şarkılar bir başka güzeldi; yıldızlar bir başka parlıyordu sanki. Hem gökteki hem de yeryüzündeki yıldızlar...
Hatırlıyorum da... Anadolu Lisesi'nde okuyoruz. Haftada 25 saat İngilizce öğretim görüyoruz. Fen, Matematik bile İngilizce olarak öğretiliyor. (ki sonradan bunun bazı dezavantajlarını yaşadık). İngilizce o kadar hayatımızın içinde ki, (her ne kadar bununla övünemesem de) Türk kültüründen çok yabancı kültürlere yakınız o dönemde. Yabancı popla yatıp yabancı popla kalkmaya başlamışız. Sürekli İngilizce pop şarkılar dinliyoruz. Gerçi bunun bazı yararlarını da görmedim değil. Zira orta gelirli ailelerin çocuklarıyız; özel kolejde değil devletin Anadolu Lisesi'nde okuyoruz. Yabancı öğretmenlerimiz yok. Tabii sadece 1 yıl kadar gelen Amerikalı öğretmenimizi saymazsanız. Bu durumda İngilizce telaffuzu da şarkılardan öğreniyoruz! Evet, şarkılardan! Belki de farkında bile olmadan, şarkılardan İngilizce konuşmayı öğreniyoruz! Zaten başka şansımız da yok!
Diğer arkadaşlarım gibi ben de sıkı bir yabancı pop hayranıyım o yıllarda. Bütün müzik dergilerini takip ediyorum. Poster defteri tutuyorum. Sevdiğim şarkıcıların resimlerini yapıştırıyorum o deftere. Michael Jackson, Madonna, Aha, Wham (özellikle George Michael), Falco, Sandra, Modern Talking, Eurythmics, Elton John, Whitney Houston, Paul Mc. Cartney, Paula Abdul, Duran Duran, Sting, Laura Branigan, Billy Joel, Tiffany, Kim Wilde, Paul Young, Cyndie Lauper... Saymayı unuttuklarım kusuruma bakmasınlar artık :)) Hepsi ayrı bir fenomen, ayrı bir efsane bizim için. Böylesi bir dönem. Türkiye'de de dünyada da çeşitli değişimlere sahne olmuş ve bütün bu değişimlerin şarkılara yansıdığı çok özel bir dönem 80'ler.
Ve o dönemin yeryüzünde parlayan en parlak yıldızı, Michael Jackson. Şarkıları, dansları bir başka. Milyonlarca kişi tarafından taklit ediliyor. Herkes onun gibi dansetmeye çalışıyor. Her yaptığı olay oluyor. Cildini beyazlatması, kendisini mikroplara karşı aşırı derecede korumaya alması, estetik operasyonları, çocuğunu pencereden aşağı sarkıtması, çocukları taciz ettiği iddiaları ve bunlardan aklanması, ırkçılık karşıtı şarkıları ("Black and White" ve "They don't care about us" gibi), yardım kampanyaları için söylediği şarkılar, son yıllarda Müslüman olduğu, Müslüman olarak öldüğü iddiaları vb.
80'li yılların müziği, 80 kuşağının o dönemdeki bütün anılarını içinde barındırdığı için çok önemli. İyi ya da kötü bütün anıları... İç karışıklıkların çok fazla olduğu, tüm dünyada köklü değişimlerin yaşandığı bu dönemin olayları elbette ki müziğe de yansımıştı. Aslında kültürel açıdan pek fazla bir özellik içermeyen, eğlencenin ön planda olduğu, yani zihinsel açıdan gençliğe pek de fazla birşey vermeyen ama akılda kalıcı, hit özelliğinde dans parçaları üretiliyordu sürekli olarak ve bizler de bu parçaların adeta aşığı haline gelmiştik. Öyle ya da böyle; 80'li yıllar, o dönemin gençliğinin zihinlerine bir daha silinmemecesine kazınmıştı.
Sansür, bir başka deyişle "yasaklar", yalnızca bizim ülkemize özgü birşey değil. Michael Jackson'ın "They don't care about us" adlı şarkısının hapishane görüntülü kilibi, şiddet öğeleri içerdiği, ırkçı, anti-semitist (Yahudi düşmanı) olduğu gibi gerekçelerle sakıncalı bulunup yasaklanmıştı. Bu yüzden Michael, Brezilya varoşlarında, sözlerini de biraz değiştirerek, şarkının 2. bir versiyonunu çekmek durumunda kalmıştı. Sonuçta, o versiyon da sevilmişti ama asla hapishane versiyonunun yerini tutamaz ya da söylemek istediklerini veremezdi. Irkçı değil aksine ırkçılık karşıtı olan hapishane versiyonu, yanlış anlaşılarak bazı kesimleri rahatsız etmişti anlaşılan. Oysa Michael Jackson, fırsat buldukça şarkılarında ırkçılığı eleştirmeye çalışan bir sanatçıydı. Cenaze görüntüleri ya da hayattaki son görüntüleri yerine yasaklanan kilibini vermek istiyorum:
Söyleyin bana ne oldu haklarıma?
Beni görmezden geliyorsunuz diye görünmez mi oldum?
....
Beni lekenmiş bir isimle bir sınıfa tıkıyorlar
Buranın benim ülkem olduğuna inanamıyorum
Biliyorsunuz bunu söylemekten gerçekten nefret ettiğimi
Hükümet görmek istemiyor
....
Dövün beni, nefret edin benden, asla kıramazsınız irademi
İsteyin beni, heyecanlandırın beni, asla öldüremezsiniz beni
Çiğneyin (Musevileştirin) beni, dava edin beni, ne isterseniz yapın
Tekmeleyin beni, siyah ya da beyazlaştırmayın beni
....
Polis zulmünün kurbanıyım
Nefretin kurbanı olmaktan bıktım
....
Dövün beni, ezin beni, asla kirletemezsiniz beni
Vurun bana, tekmeleyin beni, asla ele geçiremezsiniz beni
Tek söylemek istediğim aslında bizi önemsemedikleri...
Tek söylemek istediğim şu ki
Bizi umursadıkları yok
Her ölüm üzücüdür ama sanatçıların ölümü benim için daha bir üzücü olmuştur hep. Hele de erken olursa... "Halen hayatta olsaydı daha kimbilir ne şarkılar yazar, ne danslar eder, ne mesajlar verirdi topluma" diye düşünürüm erken kaybedilen sanatçılar için. Gerçek anlamda bir sanatçı kolay yetişmiyor çünkü. Michael Jackson'ın yerini doldurabilecek bir kişi bulunur mu acaba? Bir Michael Jackson daha yetişir mi ya da yeni bir Michael Jackson'a şahit olmamız için kaç yıl geçmesi gerek kimbilir?..
10/7/2009 | Kategori:GUNDEM| (7) Yorum yaz! Bağlantı
<<Önceki Sayfa |/|Sonraki Sayfa>>