11/1/2009

Özbekler'e göre, Nasreddin Hoca Buharalı'dır!



Özbekistan'ın Taşkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Alimbekov Ethembek,  Orta Asya'daki Nasreddin Hoca'yı şöyle anlatır:

"Orta Asya'da, Nasreddin Hoca'nın çok meşhur ve sevilen bir halk kahramanı olarak apayrı bir yeri var.  9-11. yüzyıllar arasında Orta Asya'da mizah çok geliştiği halde, Nasreddin Hoca fıkraları ancak 19. yüzyılın 2. yarısında yaygınlaştı. Bir yazar tarafından Özbekçe'ye çevrilen Türkçe fıkralar, 1862-63 yıllarında yayınlandı. 19. yüzyılın 2. yarısında, Özbek fıkralarının kahramanlarının hemen hepsinin yerine Nasreddin Hoca geçti. Yani bu tarihten itibaren fıkralarımızın hepsi Nasreddin Hoca'nın adıyla anlatılmaya başlandı.

Günümüzde de Hoca'ya bağlı olarak anlatılan ve Özbekler'in yaşam biçimini yansıtan 2500'den fazla Özbek fıkrası var. İnsanseverlik, hakikat ve adalet simgesi olan Nasreddin Hoca'yı, Özbekler'in çoğu Buharalı (yani Özbek) olarak kabul ediyor. Orta Asya'da meşhur olan Müştüm Dergisi 70 yıldan bu yana Nasreddin Hoca fıkralarının propagandasını yapıyor. Bunun yanısıra, Özbekistan'da (Efendi'nin oğlu) adlı bir kitap yayınlandı. Ayrıca Hoca'yla ilgili birtakım filmler ve tiyatro oyunları da segileniyor. "

Ethembek, Hoca'nın Buharalı olduğuna dair bir kanıtları olup olmadığı sorusunu "Biz öyle varsayıyoruz" diye yanıtlıyor.


(Yeni Asır, Ocak 1997, "Halk Filozofu Nasreddin",
  Derleyen: Beyhan Kurtuluş Parlakyıldız)   

| Kategori:HALK FILOZOFU NASREDDIN HOCA | Yorum yaz! Bağlantı


5/1/2009

Evrensel ve ölümsüz Nasreddin Hoca




2007 yılının Ağustos ayında kaybettiğimiz İzmir Gazeteciler Cemiyeti Onursal Başkanı İsmail Sivri'nin Nasreddin Hoca üzerine 6 kitabı vardır. Sağlığında kendisine "Halk filozofu Nasreddin nasıl bir kişiydi?" sorusunu yöneltmiş ve şu yanıtı almıştık:

"Nasreddin Hoca tüm insanlık için gülümseyen bir yüz ve gülümseyen bir bir sözdür. Fıkralarında yalnız yaşadığı çağın ve coğrafyanın değil, tüm çağların ve ülkelerin insanı dile gelir. Hoca yaşadığı çağı aşan, hala yaşayan ve yaşayacak olan bir bilgedir. O, insanı her haliyle çok iyi gözlemiş ve böylece evrenselliğe ulaşmıştır. Bu nedenle UNESCO, 1996 yılını Nasreddin Hoca Yılı ilan etti. Fakat bizler bu yılı gerektiği gibi değerlendiremedik.

Hoca'nın gerçek kişiliğini oluşturan temel öğe iyimser oluşudur. Karanlık ortaçağın doğudaki tek iyimser filozofudur. Sevgi ve yaşama sevincini asla yitirmez. Hiçbir zorluk ve sıkıntı onu yaşamdan koparamaz. Söz ve davranışlarıyla herkesi iğneler ve eleştirir ama asla kavga etmez. Kavgasını anlatan tek fıkrası yoktur. Çünkü barışın adamıdır. Medrese eğitimi görmüş bir din adamı olmasına karşın bağnaz ve yobaz değildir.  İnsanlar gibi doğa ve hayvanlara karşı da içi sevgiyle doludur. İstilacı Timur'dan, rüşvet alan kadılardan korkmaz. Fıkralarında bu yürekliliği de görülür. Tüm insanlık için hikmet dolu sözleriyle Hoca, evrensel ve ölümsüzdür." 


(Yeni Asır, Ocak 1997, "Halk Filozofu Nasreddin",
  Derleyen: Beyhan Kurtuluş Parlakyıldız)

| Kategori:HALK FILOZOFU NASREDDIN HOCA | Yorum yaz! Bağlantı


4/1/2009

Espri ve kültür silahımız Nasreddin Hoca




1996 yılında İzmir'de düzenlenen  Nasreddin Hoca Bilgi Şöleni'nde, halen Girne Amerikan Üniversitesi'nde  Öğretim Üyesi olarak görev yapan Dç. Dr. Hasan Köksal,  Nasreddin Hoca fıkralarını yerel fıkralardan ayıran özellikleri şu şekilde özetlemişti:
   
" Hoca'nın bütün fıkralarında yol gösterici özelliği yer alıyor ve Anadolu insanının izleri gözleniyor. Milletlerin siyasi, sosyal, dini ve iktisadi hayatını; özellikle fikir dünyalarını; örf, adet, gelenek ve göreneklerini fıkralarda görmek mümkün. İnsan aklı dediğimiz kuvvetli taşıyıcı, bu anlatımları kuşaktan kuşağa iletiyor ve böylece fıkralar korunuyor. "

Köksal'ın özellikle vurgulamak istediği hususlar ise şöyle:
* Nasreddin Hoca Türk halkının kendisidir. Herhangi bir bölgenin, sınıfın ya da grubun adamı değildir.
* Gerçek Türk mizahının zenginliğini yansıtan Nasreddin Hoca fıkralarını çeşitli sanat dallarına uyarlayarak ve filozofik yönlerine ağırlık vererek hem gülmemiz hem de ciddiye almamız gerekir.
* Sahip olduğumuz Nasreddin Hoca gibi bir espri-kültür silahını uluslararası düzeyde kullanmalıyız.

Prof. Dr. Mübahat Türker Küyel'e göre ise Hoca; Tanrı, evren, toplum, insan hakkındaki aykırılıkları, çelişkileri görüyor ve bütün bunları toplumdan kaçmayarak, güldürerek eleştiriyor. Türker Küyel, komik ve çirkinin farklı şeyler olduğunu vurgulayıp "Hoca'ya birtakım çirkin fıkralar atfedilmek istendi. Ancak Hoca'nın ortaya koyduğu komik; kötü, sert, tekrarcı komik değil; varlığa, ilgiye yani hikmete ilişkin bir komik. Gerçekleri soytarılıkla değil bilgece anlatıyor. Bunaldığımızda imdadımıza yetişen hızır oluyor" dedi.     


(Yeni Asır, Ocak 1997, "Halk Filozofu Nasreddin",
  Derleyen: Beyhan Kurtuluş Parlakyıldız)
 

| Kategori:HALK FILOZOFU NASREDDIN HOCA | Yorum yaz! Bağlantı


29/12/2008

Nasreddin Hoca bir gün uçakta giderken...




1996 yılında düzenlenen Nasreddin Hoca Uluslararası Bilgi Şöleni'nde, bilim adamlarımız arasında, Nasreddin Hoca ve fıkraları hakkında ateşli  tartışmalar  yaşanmıştı:

Yakışıksız fıkralar ayıklanmalı mı?

Konya Selçuk Üniversitesi  Öğretim Üyesi Prof. Dr. Saim Sakaoğlu, "Nasreddin Hoca'nın hocalığı ile ilgili fıkralar üzerine" adını taşıyan bildirisinde, Hoca'nın hayatına ilişkin bilgilerin son derece sınırlı olduğunu belirterek şunları anlattı:
"Kızlarına ait olduğu kabul edilen mezar taşları ve Akşehir'deki türbesi de bizleri bilgi yetersizliğinden kurtaramıyor. O halde onunla ilgili olarak söyleyebileceklerimizi fıkralarına dayandırmak zorunda kalacağız. Ama hangi fıkralarına? Hocamıza mal edilen yüzlerce fıkra arasında öyleleri vardır ki okurken veya dinlerken yüzümüz kızarıyor. Hocamızla hiç ilgisi olmadığı halde çeşitli nedenlerle ona bağlanan bu fıkraları ayıklamak, onlardan hocamızın adını çıkarıp gerçek sahipleri kimlerse onlara bağlamak gerekli. Böylece hocamızı, gerçekten kendisine ait fıkralarıyla değerlendirmiş olabiliriz.
Hoca'ya bağlanan bazı fıkralar onu hırsız, bazıları ise çapkın olarak gösteriyor. Yine bazı fıkralar da onu minarenin ne olduğunu bilmeyen, oruç tutmayan, namaz kılmayan bir kişi olarak yansıtıyor. Bunlar elbette ona, hem de kasıtlı bir düşünceyle yamanan fıkralardır."

Hoca bir gün mescitte... Yüz kızartan 138. fıkra

Sakaoğlu, şu iki noktanın kesinlikle açıklığa kavuşturulması gerektiğini savundu:
* Hangi fıkralar gerçekten Nasreddin Hoca'ya aittir?
* Bu fıkralardaki meslek veya işlerden hangileri hocamızla doğrudan ilgilidir?  
Sakaoğlu'na göre, fıkraları elenmesinde Hoca'nın hocalık şahsiyeti ön plana alınmalı ve ona yakışmayacak olanların elenmesi yoluna gidilmeli. Sakaoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:
"Pertev Naili Boratav'ın, yazmalarda yer alan tüm fıkraları bir araya getiren eserindeki 600'e yakın fıkranın yüzde kaçı gerçekten hocamıza aittir acaba? Bu oranın yüzde 50'yi bulabileceğini sanmıyorum. Hele bu eserde yer alan 138. fıkrayı yüzü kızarmadan, sıkılmadan okuyabilecek bir insan düşünemiyorum. "Hoca bir gün mescitte..." diye başlayan bu fıkrayı hocaya nasıl mal edersiniz! Fıkranın gerisini söylemeye hiçbir özelliğim müsait değil! Bu fıkra, hocamıza yamanmış fıkraların en ahlaksızı, en dinsiz imansızı. Aslında bütün bunlardan dolayı Nasreddin Hoca'dan özür dilememiz gerek! Zaten 500 yıldan beri her fıkrayı hocamıza mal ede ede bir hal olmuşuz! Bundan yüzlerce yıl önce hocamıza kasıtlı olarak mal edilen bu fıkralar onu karalamak, aşağılamak için kullanılıyor.
Oysa hocamıza bağlanan fıkralar, onun şahsiyetine uygun olan fıkralar olmalı. Sünni bir Müslüman Türk tipi olan hocamızı, kendisine yakışmayan fıkralardan mutlaka arındırmak zorundayız. Bu montaj harekatı yüzyıllarca hocamıza reva görülmüş ve anlı şanlı profesörlerimiz tarafından da reva görülmeye devam ediliyor.  Örneğin, Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi'nin açılış bildirisini sunan konuşmacı, hocamızı minarenin ne olduğunu bilmeyen birisi olarak gösterdikten sonra, dönemin Kültür Bakanı'nın huzurunda, münasebetsiz bir fıkrayı da ona mal etti.  Böyle birşey, asla hoşgörü kavramının sınırları içinde düşünülemez. Bu, hoşgörünün suistimal edilmesinden başka birşey değil."

Karşı görüş: "Folklorcu fıkra seçmez, hiçbir fıkrayı kenara itmez!"

Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Öcal Oğuz ise deyim yerindeyse "karşı taraftan" gibiydi.  "Nasreddin Hoca: İki yaklaşım, bir problem" adını taşıyan bildirisinde folklor araştırıcılarının izlemesi gereken yolu anlattı:
"Folklorcu açısından Nasreddin Hoca fıkraları, geniş ve karmaşık bir araştırma alanı. Gerek Türk dünyasında gerekse dünya kültüründe küçümsenmeyecek bir yere sahip olan Nasreddin Hoca fıkraları, geçtiği her devirden, yaşatıldığı her muhitten etkiler taşıyarak günümüze ulaşan folklor ürünleridir. Bu ürünleri yaşatan her muhit ve her zümre, doğal olarak onda kendi varlığını görecektir. Fıkra kahramanını bir mekana yerleştirecek, olayları ve kişileri kendi çevresinden seçecektir. Hoca'nın Uygur, Özbek veya Azeri topraklarında doğup büyümesi, o çevrenin şöhretli simalarıyla karşılaşması ve konuların yerelleştirilmesi çok doğaldır. Folklorcunun bu yerelleştirmeyi iyi değerlendirmesi gerekir. Hoca'nın özelliklerine uymuyor gerekçesiyle buralardaki Nasreddin Hoca efsanelerini ve fıkralarını görmezden gelmek, folklorcunun yaklaşımı olamaz. Kısacası folklorcu, (Nasreddin Hoca bir gün...) diye başlayan her fıkrayı, Nasreddin Hoca fıkrası olarak incelemek durumunda."   

Oğuz'a göre, folklorcunun araştırma yaparken şu hususlara dikkat etmesi gerekiyor:
* Folklorcu, bir fıkranın Nasreddin Hoca'ya ait olup olmadığından çok, bir fıkranın neden Nasreddin Hoca adına bağlandığını araştırmalı. Bu araştırma ise folklorcuyu, Nasreddin Hoca fıkralarının anlatıldığı bağlamlar üzerinde durmaya yöneltir.
* Nasreddin Hoca fıkralarına, Nasreddin Hoca'nın eseri gözüyle bakılamaz. Bir edebi eser olmasının yanında bu fıkralar, bir folklor deseni olup tek başına bir anlam taşımaz. Metinlerin anlatıldığı ortam da metinler kadar önemli. Hatta ortam değiştikçe metinlerin değiştiği görülür. Bu nedenle her Nasreddin Hoca fıkrasının anlatıldığı ortam ile ele alınması gerekli. O zaman fıkranın anlatılması veya içeriğinde meydana gelen her türlü değişmeyi izah etmek veya değerlendirmek daha kolay hale gelir. Bu yaklaşımın bir başka faydası ise Nasreddin Hoca fıkralarına yaşama zemini sağlamasıdır.
Nasreddin Hoca belli bir zamanın, belli bir mekanın, belli bir grubun temsilcisi olarak kabul görürse, yeni fıkralarının üretilmesinin önüne geçilmiş olur. 13. yüzyılda yaşadığı kabul edilen Nasreddin Hoca, bu yüzyılda donup kalsaydı, birer kültür hazinesi olan Timur-Hoca fıkraları ortaya çıkamazdı. Nasreddin Hoca adı da sözlü gelenek yoluyla günümüze dek ulaşamazdı."  

"Yeni fıkralar üretilmesi doğaldır, dejenerasyon anlamına gelmez"

Oğuz'a göre, günümüzde Nasreddin Hoca'nın yeni olaylar ve yeni kişilerle karşımıza çıkması, hem sözlü geleneğin hem de Hoca'nın, kültür içerisinde sağlıklı bir şekilde yaşadığını gösteriyor. Yüzyılımızın insanının Nasreddin Hoca fıkrası üretmesi, Nasreddin Hoca fıkralarının dejenere olması olarak izah edilemez. Aksine, bir fıkra tipi olarak Hoca'nın ne derece etkili ve canlı olduğunu gösterir. "Nasreddin Hoca bir gün uçakta giderken..." diye başlayan bir fıkra dahi alaycı bir üslupla reddedilecek bir anlatı olarak değil, folklor ürünlerinin doğasına son derece uygun bir değişmenin göstergesi olarak ele alınmalı. Folklorcu bu fıkraları (Nasreddin Hoca fıkrası değildir) diye bir kenara itemez."


(Yeni Asır, Ocak 1997, "Halk Filozofu Nasreddin"
  Derleyen: Beyhan Kurtuluş Parlakyıldız)

| Kategori:HALK FILOZOFU NASREDDIN HOCA | Yorum yaz! Bağlantı


24/12/2008

Nasreddin Hoca'nın aile yaşantısı





Nasreddin Hoca'nın aile yaşantısına göz atarsak karşılaşacağımız durum şudur:
Hoca evin dış, karısı da iç meseleleriyle ilgilenir. Kadılık, imamlık ve müderrislik gibi resmi işlerin dışında tarlayı süren, bahçesine fidan diken, bağıyla meşgul olan, değirmende ununu öğüttüren, dağda odununu kesen bir Hoca sözkonusudur. Hoca'nın zaman zaman bıldırcın avına çıktığı da bilinir. İyi bir avcı ve damak zevki hayli yüksek bir kişidir hocamız. Bıldırcının kızartmasına da bayılır.

Korkuları ve ufak tefek öfkeleri dışında hoş kişilikli, eşine takılmadan yapamayan, bazen eşinin fikrini hoşgörüyle karşılayan bazen de onu çekiştiren bir kocadır.  Eşi ise sürekli yemek yapan fakat gerektiğinde satılmak üzere yün eğiren, ırmak kenarında bazen annesiyle bazen komşularıyla çamaşır yıkayan bir hanımdır. Çeşmeden testiyle suyu taşıyan evin kızıdır. Özetle, Nasreddin Hoca fıkralarında Geleneksel Orta Anadolu aile hayatının günümüze kadar uzanmış yaşam tarzını görmek mümkündür.   
 
Nasreddin Hoca ile ilgili aktiviteler (Akşehir Nasreddin Hoca Şenliği)

Hoca üzerine en önemli geleneksel aktivite, 1959'dan beri her yıl 5-10 Temmuz tarihleri arasında Akşehir'de düzenlenen "Nasreddin Hoca Şenlikleri".  Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın resmi sitesinde Nasreddin Hoca Şenlikleri'nden şöyle bahsediliyor:

"
1974 yılında uluslararası boyut kazanan şenlik, mizah ağırlığı taşımakla beraber bilim, kültür ve sanatı temel almaktadır. Etkinlikler ve özellikle de yarışmalar, mizahın farklı alanlarını içerir. Özellikle mizahın evrensel dili olan karikatür önemli bir öğe olarak karşımıza çıkar. Şenlik süresince yerli ve yabancı konuklarla, Nasreddin Hoca'yı hatırlatan ve değerlendiren söyleşiler yapılır. Ayrıca kimi ulusal, kimi uluslararası boyutta; karikatür, gülmece, öykü, fotoğraf yarışmaları düzenlenir. Halk oyunları, konserler, tiyatro gösterileri, maçlar; karikatür, resim ve fotoğraf sergileri ise, kutlamaların vazgeçilmez renkleri olarak şenlik boyunca sürer. Kent merkezinde konukların ağırlanması, turistlerin kalabilmesi için oteller, misafirhaneler bulunur. Şenlikler sırasında gerek çevre il ve ilçelerden, gerekse Türkiye'nin başka yörelerinden, hatta yurtdışından binlerce kişi Akşehir'e gelir. Medya kuruluşları; hem şenliğe katılan ünlü sanatçıları ve bilim adamlarını, hem de şenlik aktivitelerini izlemek üzere Akşehir'de buluşur."

Şenlik kapsamında 1973 yılından beri Karikatürler Derneği'nce düzenlenen Nasreddin Hoca Karikatür Yarışması da 1974'ten itibaren uluslararası düzeyde gerçekleştirilmeye başlandı. Yine bu şenlik çerçevesinde, 1976'dan beri de Nasreddin Hoca Gülmece Öykü Yarışması  düzenleniyor. Nasreddin Hoca'yla ilgili olarak Türkiye'de yapılan diğer çalışmalar ise şöyle:

Pertev Naili Boratav, Abdülbaki Gölpınarlı, Kaya Erginer, Mehmet Ali Aksoy, Mehmet Önder, Cahit Öztelli, Şükrü Elçin, Fikret Türkmen, Metin And ve Ali Esat Bozyiğit'in kitap ve makale olarak bu konuda yayınları bulunuyor. Besteci Sabahattin Kalender'in 1961'de bestelediği bir Nasreddin Hoca Opereti var. Kültür Bakanlığı Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü 1989'da I. Milletlerarası Nasreddin Hoca Sempozyumu'nu düzenlemişti. Genel Müdürlüğün 1996'da düzenlediği 5. Uluslararası Folklor Sempozyumu'nda da bir seksiyon Nasreddin Hoca'ya ayrılmış ve tartışmalar bildiri kitapçığı halinde yayınlanmıştı.


(Yeni Asır, Ocak 1997, "Halk Filozofu Nasreddin",

  Derleyen: Beyhan Kurtuluş Parlakyıldız)   

 

| Kategori:HALK FILOZOFU NASREDDIN HOCA | Yorum yaz! Bağlantı

<<Önceki Sayfa |1/3|

Sihirli Yazılar

Son Yazılar

Kategoriler

Bağlantılar

GetRank - Webmaster and Seo Tools