
1996 yılında düzenlenen Nasreddin Hoca Uluslararası Bilgi Şöleni'nde, bilim adamlarımız arasında, Nasreddin Hoca ve fıkraları hakkında ateşli tartışmalar yaşanmıştı:
Yakışıksız fıkralar ayıklanmalı mı?
Konya Selçuk Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Saim Sakaoğlu, "Nasreddin Hoca'nın hocalığı ile ilgili fıkralar üzerine" adını taşıyan bildirisinde, Hoca'nın hayatına ilişkin bilgilerin son derece sınırlı olduğunu belirterek şunları anlattı:
"Kızlarına ait olduğu kabul edilen mezar taşları ve Akşehir'deki türbesi de bizleri bilgi yetersizliğinden kurtaramıyor. O halde onunla ilgili olarak söyleyebileceklerimizi fıkralarına dayandırmak zorunda kalacağız. Ama hangi fıkralarına? Hocamıza mal edilen yüzlerce fıkra arasında öyleleri vardır ki okurken veya dinlerken yüzümüz kızarıyor. Hocamızla hiç ilgisi olmadığı halde çeşitli nedenlerle ona bağlanan bu fıkraları ayıklamak, onlardan hocamızın adını çıkarıp gerçek sahipleri kimlerse onlara bağlamak gerekli. Böylece hocamızı, gerçekten kendisine ait fıkralarıyla değerlendirmiş olabiliriz.
Hoca'ya bağlanan bazı fıkralar onu hırsız, bazıları ise çapkın olarak gösteriyor. Yine bazı fıkralar da onu minarenin ne olduğunu bilmeyen, oruç tutmayan, namaz kılmayan bir kişi olarak yansıtıyor. Bunlar elbette ona, hem de kasıtlı bir düşünceyle yamanan fıkralardır."
Hoca bir gün mescitte... Yüz kızartan 138. fıkra
Sakaoğlu, şu iki noktanın kesinlikle açıklığa kavuşturulması gerektiğini savundu:
* Hangi fıkralar gerçekten Nasreddin Hoca'ya aittir?
* Bu fıkralardaki meslek veya işlerden hangileri hocamızla doğrudan ilgilidir?
Sakaoğlu'na göre, fıkraları elenmesinde Hoca'nın hocalık şahsiyeti ön plana alınmalı ve ona yakışmayacak olanların elenmesi yoluna gidilmeli. Sakaoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:
"Pertev Naili Boratav'ın, yazmalarda yer alan tüm fıkraları bir araya getiren eserindeki 600'e yakın fıkranın yüzde kaçı gerçekten hocamıza aittir acaba? Bu oranın yüzde 50'yi bulabileceğini sanmıyorum. Hele bu eserde yer alan 138. fıkrayı yüzü kızarmadan, sıkılmadan okuyabilecek bir insan düşünemiyorum. "Hoca bir gün mescitte..." diye başlayan bu fıkrayı hocaya nasıl mal edersiniz! Fıkranın gerisini söylemeye hiçbir özelliğim müsait değil! Bu fıkra, hocamıza yamanmış fıkraların en ahlaksızı, en dinsiz imansızı. Aslında bütün bunlardan dolayı Nasreddin Hoca'dan özür dilememiz gerek! Zaten 500 yıldan beri her fıkrayı hocamıza mal ede ede bir hal olmuşuz! Bundan yüzlerce yıl önce hocamıza kasıtlı olarak mal edilen bu fıkralar onu karalamak, aşağılamak için kullanılıyor.
Oysa hocamıza bağlanan fıkralar, onun şahsiyetine uygun olan fıkralar olmalı. Sünni bir Müslüman Türk tipi olan hocamızı, kendisine yakışmayan fıkralardan mutlaka arındırmak zorundayız. Bu montaj harekatı yüzyıllarca hocamıza reva görülmüş ve anlı şanlı profesörlerimiz tarafından da reva görülmeye devam ediliyor. Örneğin, Milletlerarası Türk Halk Kültürü Kongresi'nin açılış bildirisini sunan konuşmacı, hocamızı minarenin ne olduğunu bilmeyen birisi olarak gösterdikten sonra, dönemin Kültür Bakanı'nın huzurunda, münasebetsiz bir fıkrayı da ona mal etti. Böyle birşey, asla hoşgörü kavramının sınırları içinde düşünülemez. Bu, hoşgörünün suistimal edilmesinden başka birşey değil."
Karşı görüş: "Folklorcu fıkra seçmez, hiçbir fıkrayı kenara itmez!"
Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Öcal Oğuz ise deyim yerindeyse "karşı taraftan" gibiydi. "Nasreddin Hoca: İki yaklaşım, bir problem" adını taşıyan bildirisinde folklor araştırıcılarının izlemesi gereken yolu anlattı:
"Folklorcu açısından Nasreddin Hoca fıkraları, geniş ve karmaşık bir araştırma alanı. Gerek Türk dünyasında gerekse dünya kültüründe küçümsenmeyecek bir yere sahip olan Nasreddin Hoca fıkraları, geçtiği her devirden, yaşatıldığı her muhitten etkiler taşıyarak günümüze ulaşan folklor ürünleridir. Bu ürünleri yaşatan her muhit ve her zümre, doğal olarak onda kendi varlığını görecektir. Fıkra kahramanını bir mekana yerleştirecek, olayları ve kişileri kendi çevresinden seçecektir. Hoca'nın Uygur, Özbek veya Azeri topraklarında doğup büyümesi, o çevrenin şöhretli simalarıyla karşılaşması ve konuların yerelleştirilmesi çok doğaldır. Folklorcunun bu yerelleştirmeyi iyi değerlendirmesi gerekir. Hoca'nın özelliklerine uymuyor gerekçesiyle buralardaki Nasreddin Hoca efsanelerini ve fıkralarını görmezden gelmek, folklorcunun yaklaşımı olamaz. Kısacası folklorcu, (Nasreddin Hoca bir gün...) diye başlayan her fıkrayı, Nasreddin Hoca fıkrası olarak incelemek durumunda."
Oğuz'a göre, folklorcunun araştırma yaparken şu hususlara dikkat etmesi gerekiyor:
* Folklorcu, bir fıkranın Nasreddin Hoca'ya ait olup olmadığından çok, bir fıkranın neden Nasreddin Hoca adına bağlandığını araştırmalı. Bu araştırma ise folklorcuyu, Nasreddin Hoca fıkralarının anlatıldığı bağlamlar üzerinde durmaya yöneltir.
* Nasreddin Hoca fıkralarına, Nasreddin Hoca'nın eseri gözüyle bakılamaz. Bir edebi eser olmasının yanında bu fıkralar, bir folklor deseni olup tek başına bir anlam taşımaz. Metinlerin anlatıldığı ortam da metinler kadar önemli. Hatta ortam değiştikçe metinlerin değiştiği görülür. Bu nedenle her Nasreddin Hoca fıkrasının anlatıldığı ortam ile ele alınması gerekli. O zaman fıkranın anlatılması veya içeriğinde meydana gelen her türlü değişmeyi izah etmek veya değerlendirmek daha kolay hale gelir. Bu yaklaşımın bir başka faydası ise Nasreddin Hoca fıkralarına yaşama zemini sağlamasıdır.
Nasreddin Hoca belli bir zamanın, belli bir mekanın, belli bir grubun temsilcisi olarak kabul görürse, yeni fıkralarının üretilmesinin önüne geçilmiş olur. 13. yüzyılda yaşadığı kabul edilen Nasreddin Hoca, bu yüzyılda donup kalsaydı, birer kültür hazinesi olan Timur-Hoca fıkraları ortaya çıkamazdı. Nasreddin Hoca adı da sözlü gelenek yoluyla günümüze dek ulaşamazdı."
"Yeni fıkralar üretilmesi doğaldır, dejenerasyon anlamına gelmez"
Oğuz'a göre, günümüzde Nasreddin Hoca'nın yeni olaylar ve yeni kişilerle karşımıza çıkması, hem sözlü geleneğin hem de Hoca'nın, kültür içerisinde sağlıklı bir şekilde yaşadığını gösteriyor. Yüzyılımızın insanının Nasreddin Hoca fıkrası üretmesi, Nasreddin Hoca fıkralarının dejenere olması olarak izah edilemez. Aksine, bir fıkra tipi olarak Hoca'nın ne derece etkili ve canlı olduğunu gösterir. "Nasreddin Hoca bir gün uçakta giderken..." diye başlayan bir fıkra dahi alaycı bir üslupla reddedilecek bir anlatı olarak değil, folklor ürünlerinin doğasına son derece uygun bir değişmenin göstergesi olarak ele alınmalı. Folklorcu bu fıkraları (Nasreddin Hoca fıkrası değildir) diye bir kenara itemez."
(Yeni Asır, Ocak 1997, "Halk Filozofu Nasreddin"
Derleyen: Beyhan Kurtuluş Parlakyıldız)
Kalıcı Bağlantı
Yorum (6)
Yorum yaz!